11/03/2021 | Yazar: Özde Çakmak

Bizi önemsediklerini iddia eden kişilerin bizi incelemek üzere kesip parçalara ayırması acı verici.

“Transfobikleri ‘bilimle’ altetmeye çalışmayın” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Eser: Iris Jong .

Özde Çakmak, Riley Black’in Slate’de yayınlanan yazısını KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Bedeninin ve kimliğinin kamusal alanda parçalara ayrılmasını seyretmek hiç kimse için memnuniyet verici değil, fakat bu durum translar için statüko haline geldi. Yurttaş Hakları Yasası’nın insanların cinsel yönelimini ve toplumsal cinsiyet kimliğini koruyacak şekilde genişletilebileceği umudunu veren Eşitlik Yasası geçen hafta Beyaz Saray’dan çıkmış olsa da, bazıları benim gibi kişilerin teknik açıdan var olup olmadıklarını ya da var olmalarının gerekip gerekmediğini tartışmakla meşgul.

Aynı gün Senatör Rand Paul sağlık müsteşarı adayı Rachel Levine’i tıbbi esenliğimiz kaygısıyla ağzından çıkmış gibi görünen kırıcı ve transfobik bir nutuğa maruz bıraktı. Bu durum muhtemelen Georgia temsilcisi Marjorie Taylor ofisinin dışındaki yalnızca iki toplumsal cinsiyet olduğunu ilan eden bir pankartı gururla paylaştığı için daha fazla dikkat çekmedi. Bu XX ile XY’nin Twitter’da trend olmasına ve kızdırıcı biçimde bir “toplumsal cinsiyet kavramına eleştirel yaklaşanlar”[1] dalgasına ve benim gibi translara karşı yapılan nefret dolu yorumlara yol açtı. Haftasonunda, Utah Temsilcisi Burgess Owens ve eski Başkan Donald Trump “erkeklik” ve “biyoloji” hakkında atıp tutarak kendilerini kadınların savunucuları olarak konumlandırmaya çalıştılar. Bu arada, pek çok devlet trans kız çocuklarının toplumsal cinsiyetleriyle[2] eşleşen spor takımlarında oynamalarını yasaklayan ve daha da kötüsü trans çocuklar için sağlık hizmetini suç olarak gösteren nefret grubu Alliance Defending Freedom tarafından oluşturulan kanunları hala kopyala/yapıştır yapmayı düşünüyorlar.

Bütün bunlar yaşanırken, ister kapsayıcılığı asla benimsemeden kendilerini feminist ilan edenler olsun, ister tabanlarına çiğneyecekleri bir şey verme arayışındaki muhafazakârlar olsun, bağnaz kişiler “bilim” hakkında konuşup duruyorlar. Greene’in pankartı, bir nebze ironi taşımadan, “Bilime güven!” diyor. O “bilim” sözümona yalnızca iki cinsiyet olduğuna ve bu cinsiyetlerin temel olarak farklı olduğuna dair kanıt sağlayan üçüncü sınıf biyoloji temel bilgileri içeriyor. Bize kadınların yumurta, erkeklerin ise sperm ürettiğini söylüyorlar. Sanki biyoloji ve toplumsal cinsiyeti – bilmiyorum – birleştirmek transları hemen ortadan kaybedecekmiş gibi işi retorik olarak “üçüncü gamet”in ne olduğunu sormaya kadar götürdüler. Bazen bu insanların bütün o iğneleyici sözleri arasında gerçekte ne istediklerini bilmek zor oluyor. Fakat amaçları ne olursa olsun, küçüklü büyüklü tüm transfobikler bilimin – çürütmesi oldukça kolay olan bilim – otoritesine başvuruyorlar.

Bu bir tuzak. Müttefikler sürekli bu tuzağa düşüyorlar. “Bilim”e dayanarak benim haklarımı inkâr etmeye çalışan aynı muhafazakârlar sigaraların akciğer kanserine neden olduğunu, insanların küresel iklim değişikliğine yol açtıklarını ve evrimin gerçek olduğunu da inkâr ettiler. Olgularla başa çıkamıyorlar. Buna rağmen, müttefikler bilim hakkında konuşmaya çalışarak anlamsız ve nefret dolu transfobik ifadelere karşılık veriyorlar. Genellikle insanların XX ya da XY dışında kromozomsal kombinasyonlara sahip olabileceklerine, hormon replasman terapisinin önemli ölçüde fiziksel değişikliğe yol açabileceğine ve belli gamet hücreleri üretmenin biyolojik cinsiyetin tek tanımlayıcısı olmadığına işaret ediyorlar. Bunların hepsi doğru, hepsi de transların öncelikle insan olarak muamele görmek yerine, bileşen öğeler olarak bedenlerinin didik didik edildiği, alay edildiği ve konuşulduğu görüşünde etkili oluyorlar. Müttefikler bu karşılıklı atışmaya katılarak benim gibi transların diğer herkesle aynı haklara sahip olmaları için bilimsel açıdan makul bir sebep olması gerektiği fikrini kullanıma sokuyorlar.

Transların varoluşunu bilimsel olarak haklı göstermeye çalışmak için bu kadar çok zaman harcamak hayatlarımızı sürdürme ve yazar Katelyn Burns’ün ifade ettiği gibi “biz transları yalnız bırakma günü”nün tadını çıkarma becerimizi kısıtlıyor. Örnek olarak sporu ele alalım. İnsanlar trans atletlerin yıllardır sporlara katılıp katılmamaları gerektiğini tartışıyorlar. Tartışmaların çoğu da testosteron düzeyleri, kas kütlesi, kazanma-kaybetme kayıtları ve benzerini merkeze aldı. İnsanlar – genellikle trans olmayanlar – bir transın yarışmasına kabul edilebilir şekilde izin verecek – kromozom testi, hormon-seviyesi kontrolleri, gender nonconforming kişiler için üçüncü bir spor ligi vb. diğer kötü fikirler – olasılıklar ortaya atıyorlar. Bunlar trans katılımını normalleştirmek için iyi niyetli teşebbüsler olabilir fakat bana göre yalnızca cisgender zannedilen ya da onlara yeterince benzeyenlerin kabul edilebilir olduklarını işaret ediyorlar. Bu cisgender’ların bedenlerimizin yakın biyolojik işleyişlerine dayanarak kimin kabul edilebilir olduğuna ve kimin kabul edilebilir olmadığına dair standart belirleme hamlesidir. Yine de bu sözde-bilimsel nefretin tümünü durdurmuyor.

Bu tartışmayı bilim kazanmayacak. Argüman biyolojik detaylara dayanarak benim kimliğimi onaylamaya ve reddetmeye çalışan yabancılara döndüğünde, Fantasia’da T.rex’ten kaçan dinazorlar gibi tepelere yöneliyorum. Çünkü trans hakları bilimsel bir mesele değil. Trans hakları bir insan hakları meselesidir. Elbette insanların cinsel çeşitliliği, hormon replasman terapisinin etkileri, umulan bedensel değişikliklerin neden duygusal olarak bu kadar tatmin edici olduğu ve daha fazlası hakkında söyleyebileceklerimiz – ve dürüst olmak gerekirse öğrenmek istediğim! – çok şey var. Bu şeylerin bazıları biyoloji dersleri için harikulade konular olabilir; Amerika’daki her liselinin insan cinselliğinin birçok değişiklik barındırdığını anlayacak şekilde eğitim aldığını düşünün. (Daha genç, açılmamış halimi düşündüğümde bu oldukça işe yaşayabilirdi!) Fakat bir trans olarak benim bu dünyada nasıl hareket edeceğime karar vermem açısından hormonlar ve biyoloji hakkındaki bilgilerin tümü en fazla üç kişiyi etkiler: doktorumu, partnerimi ve beni. Hepsi bu.

80’lerin ve 90’ların Satanik paniğine benzeyen bir trans paniği yaşıyoruz. O zaman da ebeveynler ve polis toplumun her kesimine sızan şeytana-tapan kültler olduğuna ikna edilmişlerdi. Bu mantıklı değil. Bir kez daha hormon seviyelerinin, kromozomların, kafatası özelliklerinin ve daha fazlasının pek çok karmaşık şekilde değişiklik gösterdiğini açıklamak beni ve benim gibileri mide bulandırıcı, çekirdek aileye yönelik bir tehdit ya da kadınlar tuvaletini kullanmam gerektiği için günlerini bir şekilde mahvetmeye muktedir biri olarak gören kişilerde bir nebze fark yaratmayacak.

Transların toplumda nereye ait olduklarını tartışan “bilime” harcanan bütün bu zaman yalnızca pek çok kişinin kabul etmekte zorlandığı bir gerçeği bulandırıyor. Argümanın hangi tarafında olursanız olun bu dikkati başka bir yere çekiyor çünkü son derece basit olan bir şeyi karmaşık hale getiriyor ve tartışmaya açıyorsunuz. Trans erkekler erkektir. Trans kadınlar kadındır. Nonbinary’ler vardır. Translar her zaman burada olmuştur. Şimdi de buradayız. Olmaya da devam edeceğiz.



[1] Editör notu: Deniz Gedizlioğlu'nun “gender critical” kavramına Türkçe karşılık olarak önerdiği bu kavramı kullandık.

[2] Editör notu: “Gender” kavramını metin boyunca “toplumsal cinsiyet” olarak koruduk. Ancak “sex” ve “gender” kavramlarının Türkçe literatüre cinsiyet ve toplumsal cinsiyet olarak geçmiş olmasına karşılık; “sex” kavramını metinlerimizde atanmış cinsiyet diye Türkçeleştirmeyi uygun görüyoruz. Daha fazla bilgi için bkz: Çeviri Sözlüğü


Etiketler: insan hakları, yaşam, dünyadan
Telegram