10/10/2006 | Yazar: Kaos GL

‘Türkiye’deki psikiyatrlar, eşcinselliğin, travestilik ve transeksüelliğin sosyal potada ne olduğunu bilmiyorlar. Yaklaşımlar, mekanik kuralların uygulanmasından öteye geçemiyor. Türkiye’deki psikiyatri bilimi, otomotivdeki montaj sanayisinin bir benzeri bence.’ Bülent Karadoğan’ın kaleminden.

‘Türkiye’deki psikiyatrlar, eşcinselliğin, travestilik ve transeksüelliğin sosyal potada ne olduğunu bilmiyorlar. Yaklaşımlar, mekanik kuralların uygulanmasından öteye geçemiyor. Türkiye’deki psikiyatri bilimi, otomotivdeki montaj sanayisinin bir benzeri bence.’ Bülent Karadoğan’ın kaleminden.

KAOS GL

Bülent Karadoğan

Bu konuda yaşadığım deneyimlerimden söz etmek istiyorum. Kendim ve toplum ile girdiğim savaşımlar sonucu, psikiyatrlar ile yoğun sayılabilecek etkileşimlere ihtiyaç duydum. Farklı farklı yaklaşımlar ile karşılaştım. Bunlardan söz etmek istiyorum. Ayrıca şunu belirtmek istiyorum ki; hiçbir psikiyatr, gerek mesleği, gerek maddi çıkarları ile bir eşcinseli yadsıyamaz. Bir diyalog amacını taşır yine de.

Bir psikiyatrın tavrı, kişinin kararlılığı ile olumlu bir sürece doğru yol alır diye düşünüyorum. Kişi kararsız ise veya bir yaşam alanı bulamamış ise terapi süreci kilitleniyor ve istenmeyen diyaloglar geçiyor. Burada amacım; psikiyatrları tamamen suçlamak değil, birçok faktörü göz önüne alıp objektif sonuçlar elde etmek.

Genellikle beni eşcinsellikten soğutmaya çalıştılar. Bence bunun nedeni, Türkiye’de eşcinsellerin, travestilerin ve transeksüellerin (eşcinsellik geniş bir yelpazeyi kapsıyor bence) çok zor yaşam şartları altında yaşıyor olmaları ve bu yaşantıların hekim tarafından bilinmemesinden kaynaklanıyor olması.

Gelişmiş ülkelerde çözüme çok daha olumlu bir pencereden bakılıyor. Konuyu bilimsel ve sosyal açılardan detaylı bir şekilde ele alıyorlar. Örneğin eşcinsellik bilimsel ve sosyal açıdan geniş bir şekilde değerlendiriliyor. Genetik ve hormonal incelemeler yapılıyor. Tedavinin sonuçları ise istatistiksel olarak, bilinçli bir şekilde gözden geçiriliyor.
Türkiye’de klasik psikoterapi kalıplarının dışına çıkılamıyor. Birkaç araştırıcı psikiyatrın dışında olanların, pek sağlıklı yaklaşımlar ortaya koyabileceklerini zannetmiyorum. Bu değerlendirmelerin ışığında, gittiğim psikiyatrların bana çarpıcı gelen olumsuzluklarından, bir parça da olsa söz etmek istiyorum.

Prof. Dr. Salih BATTAL (GATA): Eşcinselliğimi anlattığım ilk psikiyatr. Muayenehanesine ilk gittiğimde çok erkeksi bir kıyafet içinde idim. Ayağımda postal, üzerimde parka vardı. (Kendimi bu şekilde gizleyebiliyordum.) Geçmişteki eşcinsel deneyimlerimden söz ettim ve ağlamaya başladım. Neden ağladığımın birçok nedeni olabilir tabii ki... Hemen; ‘sen eşcinsele benzemiyorsun. Hem kimse anlayamaz’ dedi. Sağlıksız ve derinliği olmayan bir yaklaşımdı bence.

Her şeye rağmen kullandığım ilaçlar ve bir profesör ile konuşmamın etkisi ile depresyonum bir anda geçmişti. Hiçbir eşcinsel arkadaşım olmadığı için yine nüksetti. Tedavinin sonuç vermemesi gayet normaldi. İlaç kullanmak istemediğimi iyi bir terapiste ihtiyacım olduğunu söyledim. Bana başka bir doktoru tavsiye etti.

Prof. Dr. Ünsal SÖYLEMEZOĞLU (GATA): Onunla yine kendi yalnızlığım ile 5 yıllık bir çalışmam oldu. Benim bir ‘heteroseksüel’ olmam onun ideali idi. Çünkü ne ben, ne de o, eşcinsellik hakkında yeterli bilgi ve deneyime sahip değildik. Ankara’da ben bir eşcinsel olarak, uzaydaki tek bir nokta gibi yapayalnızdım. Çok zor!... Bu süreç içinde ‘mecburen’ karşı cins ile bazı ilişkiler oluşturma şansını elde ettim. Hiçbir anlamı ve doyurucu yanı olmamasına rağmen, bir eşcinsel için şanslı bir deneyimdi. Terapiler ister istemez bu yönde devam etti. Sorunlar ortaya çıktığı zaman, ki hep çıkıyordu, terapiler hiçbir işe yaramıyordu. ’Sen ibne misin?’, diyerek beni baskılamaya çalışıyordu.

Bu arada askerliğim dolayısı ile Tuzla Piyade Okulu’na gittim. Yalnızlığım beni sürekli bunalıma sokuyordu. Askeri hastanede bir psikiyatra gittim. Doktorun ismini bilmiyorum. Rütbesi asteğmen. Yani benim gibi askerliğini yapıyordu. Bana dedi ki;
’Bu senin özel yaşantın istediğin gibi yaşayabilirsin. Şu an bulunduğun ortam ile yaşantını birbirinden ayır yeter.’

Olumlu bir yaklaşım ama, zaten benim özel yaşantım hâlâ yok. Söylediği literatürden alınmış bir cümle sadece. Fazlaca öneride bulunamadı.

Kura sonucu Bursa Işıklar Askeri Lisesi’ne gittim. Korkunç baskı altında ve bağnaz bir ortamdaydım. Bir psikiyatra gittim yine. Bana grup terapi önerdi. Sonucunu göremedim. GATA’ya sevk alıp gittim. Orada 15 gün yattım. Eşcinselliğim ile ilgilenen hiçbir doktor yok. Sadece ilaç veriyorlar. Belli kurallar altında yaşamaya zorlayarak disipline sokmaya çalışıyorlar. Uğraşı salonlarında sıkıntılarımdan kurtulmamı umuyorlar. Yine sonuç yok.
Bursa’ya geri döndüm.

Bir müddet sonra başka bir psikiyatra gittim; Dr. Taner ÖZEK. İçimdeki eşcinsel duygulardan söz ettim. Bu beni çok rahatlattı. Ancak yaşantıma geçirmem benim için büyük problemdi. Asıl sorun bu idi. ‘Konuşmamız sırasında bana bir eşcinsel arkadaşından söz etti. Kendisi üniversite öğretim üyesiymiş. Eşcinselliğini içinden geldiği gibi yaşarmış. Sohbet ihtiyacını barlarda arkadaşları ile giderirmiş. Gündüzleri iş hayatına devam edermiş. Benim de böyle yapabileceğimi söyledi.’ Olumlu bir yaklaşım sayılabilir. Ancak tek deneyimi sözünü ettiği arkadaşı idi. Terapiler pek olumlu olamadı yine. Zaten ben korkunç gerginim.

Ben, daha sonra, 1994 yılında benim ile benzer duyguları yaşayan insanlar ile tanışma fırsatı buldum. Her şey çok ani oldu. Yeni yaşantıma uyum sağlamam bir süreç gerektiriyordu. Tekrar eski psikiyatrım olan Prof. Dr. Ünsal SÖYLEMEZOĞLU’na gittim. Bana; ’Ortamdan uzak kalmamı, henüz onlar ile görüşmeye hazır olmadığımı’ söyledi. Yine çok yüzeysel ve amaçsız bir cümle.

Ben hâlâ eşcinselliğimin türünü (aktif, pasif veya travesti) tam olarak değerlendiremediğim için başka bir psikiyatra gittim. Bir önceki doktorumu bıraktım. Çünkü ona duygusal bir bağ ile bağlanmıştım. Çalışmamız olanaksız bir hale gelmişti.

Yeni doktorum; Prof. Dr. M. Orhan ÖZTÜRK. Akdeniz ülkeleri psikiyatri birliği başkanı. Zeki bir insan. Sorunuma olan yaklaşımı şöyle idi;
‘Eşcinsel ilişkilere devam etmek istiyor isen, senin bileceğin konu. Karşı cins ile yakınlaşmak istiyor isen her zaman yardıma hazırım. Ayrıca kadınsı duygular taşıyıp taşımadığımı sordu. Ben de o an taşımadığı söyledim. Yaklaşımı, bir psikiyatr olarak çok olumlu idi. Ancak ben maddi problemlerim ile devam edemedim.

En son olarak Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri ABD. Başkanı Prof. Dr. Ahmet GÖĞÜŞ ile bir görüşmem oldu. ’Bu ortamdan uzaklaş, sonu hastalık veya ölüm,’ dedi. Oysa benim problemim sadece cinselliğimi netliğe kavuşturamamaktı.

Sonuç olarak Türkiye’deki psikiyatrlar, eşcinselliğin, travestilik ve transeksüelliğin sosyal potada ne olduğunu bilmiyorlar. Yaklaşımlar, mekanik kuralların uygulanmasından öteye geçemiyor. Türkiye’deki psikiyatri bilimi, otomotivdeki montaj sanayisinin bir benzeri bence.


Kaynak: Kaos GL, Haziran 1995, Sayı 10

Etiketler: insan hakları, sağlık
Dijital