04/10/2011 | Yazar: Murat Köylü

‘Yeni Anayasa’ya Doğru Nefret Suçları’ paneli Global Dialogue direktörü Nurcan Kaya’nın moderatörlüğünde, Anayasa Hukukçusu Yrd. Doç. Levent Korkut, hukukçu yazar Orhan Kemal Cengiz ve Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü Doç. Osman Can’ın katılımı ile gerçekleşti.

Türkiye’ye, Nefret Etmeyen Bir Anayasa Gerek Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Yeni Anayasa’ya Doğru Nefret Suçları” paneli Global Dialogue direktörü Nurcan Kaya’nın moderatörlüğünde, Anayasa Hukukçusu Yrd. Doç. Levent Korkut, hukukçu yazar Orhan Kemal Cengiz ve Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü Doç. Osman Can’ın katılımı ile gerçekleşti. 

Panelin açılış konuşmasını yapan Nurcan Kaya, parlamentonun açılmasıyla birlikte yeni anayasanın meclis çalışmaları arasında önemli yer tutmasını umduklarını söyledi. Kaya, “Mevzuatın yenilenmesi ve insan hakları korumalarının pekiştirilmesi bağlamında yeni anayasa çok önemli. Türkiye nefret suçları açısından zengin bir ülke. Bu suçlar, kitlesel olarak da gerçekleşebiliyor. Türkiye’de ne yazık ki bir insanı sadece etnik kökeni, dini inancı ya da cinsel yönelimi nedeniyle öldürmek farklı bir mevzuata tabii değil. Oysa, Türkiye tarihi nefret suçları tarihi.” dedi.
 Osman Can: Kâğıdın üzerine “şeker” yazmak ile ağzımız tatlanmaz
 
Osman Can ise sorunların sadece yasal düzenlemeler ile çözülemeyeceğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Bir kâğıdın üzerine şeker yazmak ile ağzımız tatlanmaz. Anayasa ve yasalar önemli ama yeterli değil. Bir ülkenin kültürel kodları, referansları ne ise, yasal mevzuatı da aşağıya yukarıya benzer olur. Nefret suçları için de bu böyle. Etnik neden, cinsiyet ya da cinsel yönelim gibi nedenler ile işlenen suçlar, kültürel temellerden kaynaklıyor. Çöken Osmanlı İmparatorluğu; etnik, dini, mezhepsel parçalanma. Bu bir travma ve ardından kurulan Cumhuriyet. Nefret suçlarını anımsayalım. Türkiye’nin kurucularına bakalım: Neredeyse tamamı, kurdukları cumhuriyetin toprakları dışında dünyaya gelmiş, sonrasında bu toprakları kaybetmiş insanlar. Yıkılan ülkeyi korumaya, dönüştürmeye çalışan bürokrat, asker, elit gruplar. Osmanlı’da orta sınıf yok. Korku, güvensizlik egemen. Gayrimüslimlere karşı aşırı güvensizlik, Batı’ya karşı yeniklik duygusu, hayranlık ve nefret bir arada. Dine karşı korku.”
 
Osman Can, sözlerine şöyle devam etti: “Cumhuriyet böyle bir travmatik atmosferde, böyle bir sosyopsikoloji üzerine kurgulandı. Bu devlet nasıl bir toplum ve birey üretmek ister? Etnisist, tüm modern ulus devletler gibi. Efsane çerçevesinde bir toplum tasavvuru ve bu tasavvuru gerçekleştirecek bir devlet ve resmi ideoloji. İdealize edilmiş, laboratuvarda yaratılmak istenen mühendislik ürünü bir toplum; Türklük, aile, birey kimliği. Belli bir tarihsel misyonu olan bir devlet ve toplum.
 
1921 Anayasası Türkiye tarihinin gördüğü en çoğulcu anayasa, güzel bir metin ama o kadar. Hayata geçmedi. Daha sonraki tüm anayasalarda ırkçı, etnik merkeziyetçi referanslar ile kurumlar belirdi. Ayrıca militarist anayasalar haline geldiler.
 
Nefret suçlarını üreten işte bu sistem. Bu devlet yapılanması ve mantığı dururken, nefret suçlarını engellemek çok da mümkün değil. Yeni anayasa, paradigma değişikliği üretmeli. İnsanı, farklı kimlikleri, çoğulculuğu desteklemeli. İdeolojik olmayan, çokkültürlülüğe vurgu yapmalı.”
 
Levent Korkut ise 1921 Anayasası’nın “sözde anayasa” sayılacağını söyleyerek, o metnin siyasi taviz verme gerektiği bir dönemde, savaş bitene dek, mümkün olan en geniş  katılımı sağlamak için yazıldığını söyledi. Korkut: “Ancak savaş biter bitmez yapılan 1924 anayasası ve sonrasındakiler ise etnik milliyetçi, hatta ırkçıdır. Hitler ve Mussolini ile dönemin Cumhuriyet mantığını benzeşen kulvarlarda değerlendirmeli. Örneğin Mahmut Esat Bozkurt, Anadolu’nun Türkler’e ait olduğunu, diğerlerinin Türkler’e hizmet edeceğini, kölelik yapacağını söylemiştir. Bozkurt için din de, eğer Türklüğe hizmet ederse iyidir. Bu kişi Cumhuriyet’in ilk Adalet Bakanı’dır. Ankara Hukuk Fakültesi’nin kurucusudur; fakültenin açılış konuşmasını yapmıştır. Diyebiliriz ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk ve adalet anlayışının kurucusudur. Bozkurt soyadını kendisi almıştır. İlk kez Kemalizm kavramını, bir ideolojik çerçeve olarak kullanmıştır.” dedi.
 
Levent Korkut, “Nefret suçu bir suç, ancak diğerlerinden, ona neden olan motif ile ayrılıyor. Yasalar konusunda ise ben Osman’dan ayrılıyorum biraz. Bence mevzuat da çok önemli. Anayasadaki dil ve metin de çok önemli. Çünkü nefret suçları saiklerini anayasadan alıyor, anayasa yüzünden cezasız kalıyor ya da cezalar eksik kalıyor. Tanıdığım bir Yargıtay üyesi, her kararından önce anayasanın başlangıç kısmını okuduğunu söylemişti. Oysa, anayasanın başlangıç kısmı adeta nefret suçlarının işlenmesini teşvik eden bir metin. İlk yapılması gereken, bu kısmı yok etmek.
 
Ayrıca, anayasadaki ayrımcılık ve eşitlik kısmı önemli. Şu an 10. maddedeki temel sorun bazı ayrımcılık  temellerinin yer almaması. Etnisiteden, cinsel yönelimden bahsetmiyor. Günümüzün anlayışına göreyse, var olan her türden ayrımcılık türleri yasalarda tek tek belirtilmeli. Yargıçların bunları direkt görebilmesi gerekir. O zaman, karşı çıkmak da kolay olmaz. Ayrıca, bazı kurumların anayasada olması önemli nefret suçları ile mücadele için. Nefret suçları, hem ceza hukukuna eklensin, hem de insan haklarını koruyucu kurumlar anayasal çerçevede güvence altına alınsın. İnsan hakları kurumlarının anayasada olması güçlerini pekiştirir. Asıl amacımız, gerçekleştikten sonra suçu cezalandırmak değil, önleyici tedbirlerin alınması. Burada, yargıçları yönlendiren hukuk sistemi ve anayasa önemlidir.” dedi.
Cengiz: Neredeyse gördüğüm tüm nefret cinayetlerinin arkasında derin devletin parmağı var
Orhan Kemal Cengiz, önceki konuşmacıların çizegeldiği kavramsal çerçeveye, yaşananlardan, işin pratik kısmından katkılar sundu. Malatya’da üç Hıristyan’ın, dört genç tarafından işkence ile, boğazları kesilerek öldürüldüğü davanın avukatlığını yapan Cengiz, “Malatya cinayeti, Rahip Santoro gibi basit bir şey gibi duruyordu ama aslında öyle değildi. Onun da hiç üzeri açılmadan kapanacağını umuyorlardı. Oysa biz bunu deştikçe arkasından bir hayalet kıpırdanmaya başladı. Bir avukat grubu ağı ile çalışmaya başladık. O zaman Ergenekon adı bilinmiyordu. Türk Gladiosu olarak adlandırılıyordu. Ben; Hrant Dink, Santoro ve Malatya cinayetleri bağlantılı, dedim. Sonra Akşam ve Taraf Gazeteleri’ne bir şema bırakılıyor. Şema, söylediğim ilişkiyi resmediyor ama Gladio’nun başında ben varım! İşte ben burada anladım ve korktum. İşin arkasında ‘Seni sinek gibi ezeriz’ diyen bir yapı, hayalet var. Sonra, Malatya yerel gazetelerinde tüm çalıştığımız avukat grubu ile ilgili bir sürü detay yayımlandı. Telefonlarımın dinlendiğini düşünüyorum. Bana birçok ihbar mektubu ulaştı . Birinde yine benim adım var, başprovokatör olarak. Bir diğerinde de benim öldürteceğim insanların listesi.  Savcıya gittim, her şeyi verdim, koruma istedim. Ancak 4 yıl sonra Malatya Cumhuriyet Savcılığı iddianame hazırlıyor.
 
Orhan Kemal Cengiz,“Neden bunu anlattım: Biz bu Malatya ile uğraşmasaydık nefret suçu görünmez olurdu. Yerel basının, Malatya olayında inanılmaz katkısı var. Neredeyse tüm Ergenekon sanıkları o dönemlerde Malatya’da panel vermişler. Devlet eliyle organize ediliyor. Derin devlet de işin içinde, katilleri seçiyor, hedeflere yönetliyor; medya hem hedef gösteriyor, hem de araştırmaları yürütenleri bastırmaya çalışıyor. Neredeyse gördüğüm tüm nefret cinayetlerinin arkasında derin devletin parmağı var. Bence nefret suçlarına nefret söylemini de eklemek gerekir düzenlemelerde. Ben on on beş seneHırıstiyanlar’ın avukatlığını yaptım; bir tane vaka yok ki, öncesinde medyada bir kışkırtma yapılmış olmasın.
 
Ben bu yüzden azınlıkları hedef alan nefret söyleminin de cezalandırılmasını istiyorum. Yoksa söylemi engellemeden, sadece suçları cezalandırarak bunları engelleyemeyiz.” diyerek sözlerine son verdi.
 
Salondaki katılımcılardan Lambdaistanbul LGBT Derneği temsilcisi Öner Ceylan ise, “Yasalarda cinsel yönelim ile birlikte cinsiyet kimliği de mutlaka geçmeli. Batı’da gey ve lezbiyen mücadelesi daha güçlü kazanımlar elde ettiği için mevzuatlarında veya Türkiye’yi ilgilendiren metinlerde cinsel yönelim yer alıyor. Oysa Türkiye’de en çok nefret suçu cinsiyet kimliği nedeniyle işleniyor.  Biz bu yüzden ayrımcılık karşıtı yasalarda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği birlikte yer almalı istiyoruz” dedi. Cinsiyet kimliği, trans bireyleri ifade ediyor.
 

Etiketler: insan hakları, sivil anayasa
Nefret