20/03/2008 | Yazar: Can Yaman

‘Araçların menfaatlere eşlik ettiği bir dünyada rollerin kopyalanması kaçınılmazdı.

Ve orkestra çalmaya devam ediyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı ‘Araçların menfaatlere eşlik ettiği bir dünyada rollerin kopyalanması kaçınılmazdı. Elbette söz konusu kopyanın bir Prada olmaması kaydıyla. Kaldı ki kadın kimliği, erkekliğin sıfır noktasında binlerce hektara tekabül ediyordu. Bunun tezahürü birçok "gacı"ydı.’ Can Yaman’ın kaleminden.

Gey sever bir kız arkadaşım günün birinde bana, senin yanında özüme dönüyorum demişti. Onun manidar bir dille öykündüğü, kadınsı hallerimdi. Halbuki ben kadınlığın sadece dişi alanını işgal ediyordum. Sanırım bu, kendisinin terk ettiği bir yandı. Benimse kendimle barışmamda bir araçtı. Araçların menfaatlere eşlik ettiği bir dünyada rollerin kopyalanması kaçınılmazdı. Elbette söz konusu kopyanın bir Prada olmaması kaydıyla. Kaldı ki kadın kimliği, erkekliğin sıfır noktasında binlerce hektara tekabül ediyordu. Bunun tezahürü birçok "gacı"(1)ydı.

Belki bu yüzden bir kombinezonla işi kurtaramayacağım belliydi. Annemin bunu fark ettiği an, "eğer kadın olmak istiyorsan, işe bulaşıkları yıkamaktan başla" tepkisi, nasıl bir kaosa sürüklendiğimin göstergesiydi. Çünkü kadınlık, Beauvoir'nın dediği gibi doğuştan değil, sonradan elde ediliyordu. Amerikalı travesti şarkıcı RuPaul, 'You better work/Çalışmalısın' derken bunu kastediyordu. Çünkü o da biliyordu ki, ister Atlantik'in öbür ucunda ister bir üçüncü dünya ülkesinde olalım, hayat bizi çabalamak için zorlayacaktı. Bülent Ersoy'a tepkilerin bu kadar fazla olmasının bir nedeni buydu: Yeteri kadar çalışmamıştı. Amargi Kadın Akademisi gönüllülerinden Esmeray'ın "Michael Jackson ne kadar beyazsa Bülent Ersoy da o kadar transeksüel" benzetmesi olayı özetliyordu. Halbuki ne Bülent Ersoy ne Michael Jackson birilerinin veya bir şeylerin bayraktarlığını yapmak zorunda değildi. Sadece düzene ayak uydurmak isteyen şov dünyasının önde gidenlerindendi. Aforoz edilmek için 'Like a prayer'ı dinlemeleri yeterliydi.

Fakat yaşam hızla aktı ve yüzleşmemiz gereken birçok engel karşımıza çıktı. Bu engeller karşısında eşcinsellerin bir şer odağı görünmesi kaçınılmazdı. Bunun klişelere takılı kalmasıysa akıllara, Amerika'daki başkanlık yarışını getirdi. Halbuki Amerika'nın en büyük klişesi siyah bir başkan adayı olmasıydı. Belki bu yüzden Obama'nın tüm klişeleri yıkacağı söyleniyor. Bizimkileri Yıldız Tilbe bir öğle kuşağında yıktı bile. Katıldığı bir programda "yerine göre beyefendi yerine göre hanımefendiyim" diyen Tilbe'nin ikonluğu böylelikle tescillendi. Fakat bu infial bile, Fenerbahçe'nin çeyrek finale kaldığında duyulan heyecanın önüne geçemedi. Sabahki bir "business" kanalında buna gönderme yapan sunucunun fener üniforması giymesiyse bir hoşgörü seansına denk geldi. Aynı hoşgörünün, eşcinsel onur haftasında bir gey sunucunun pembe üçgen tişörtü giymesinde ne tepki göstereceği malumdu.

Ülkedeki birçok çakala nazaran bazı kuzuların sessizliğini bozması, buna bir alametti. Çünkü o ve onun gibilere göre eşcinseller, özgürce ev kiralıyor, işe giriyor, dernekleşiyor, sağlık hizmetlerinden rahatlıkla faydalanıyordu. Hatta işi pişkinliğe verip evlenmek istiyorlardı. Bu konunun birçok "komedi dükkanına" malzeme olması beklenen bir şeydi. "Plajda" sonlanmasıysa kaçınılmazdı. Ahmet Çakar'a giydirilen bikini bu fairplay'in bir parçasıyken "ib.elik" üzerinden aşağılanan eşcinseller giderek yalnızlaştı. Bir onur haftasında giyilen, sürüye ters düşmüş renkli koyun baskılı tişörtler, bizi bu gerçekle yüzleştirmişti. Bazı gerçekler ise bizi kayıplarımızla buluşturdu. Onlardan biri Aysel Gürel'di. Bir kış masalında yitirdiğimiz Aysel Gürel'i uğurlarken kendisi, kırmızı cam pabuçlarıyla sarı tuğlalı yolda ilerliyordu. Tıpkı onunla aynı yolu paylaşan Heath Ledger adlı kovboy gibi.

1. Gacı: Eşcinsel argosunda travesti ve transseksüel.

Etiketler: medya
Nefret