10/10/2007 | Yazar: Kaos GL

Hayatın Renkleri’ adlı radyo programında eşcinsel bireyler ve aileleri konuşuldu. "Ya Çocuğum Eşcinsel Olursa?" başlıklı programda Türkiye Psikiyatri Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel ve Psikolog Mahmut Şefik Nil uzman konuk olarak katıldı. Eşcinsel çocuğu olan bir annenin deneyimlerini anlattığı programın "Sesli Köşe" konuğu Kaos GL’den Emir Birant’tı.

Hayatın Renkleri’ adlı radyo programında eşcinsel bireyler ve aileleri konuşuldu. "Ya Çocuğum Eşcinsel Olursa?" başlıklı programda Türkiye Psikiyatri Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel ve Psikolog Mahmut Şefik Nil uzman konuk olarak katıldı. Eşcinsel çocuğu olan bir annenin deneyimlerini anlattığı programın "Sesli Köşe" konuğu Kaos GL'den Atilla Demir’di.

KAOS GL - 01/09/2007

Eylül Maral - Ankara

AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun desteği ve Kaos GL ile Radyo ODTÜ işbirliğiyle eşcinsellerin insan haklarının görünürlüğünü artırmak amacıyla hazırlanan ‘Hayatın Renkleri’ adlı radyo programı beşinci haftasına girdi. 30 Eylül Pazar günü 103.1 frekansında yayınlanan programın bu haftaki konu başlığı "Ya Çocuğum Eşcinsel Olursa?"ydı.

Ege Tekinbaş'ın sunduğu programa Türkiye Psikiyatri Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel ve Psikolog Mahmut Şefik Nil uzman konuk olarak katıldılar. Eşcinsel çocuğu olan bir annenin deneyimlerini anlattığı programın "Sesli Köşe" konuğu Kaos GL'den Atilla Demir’di.

Homofobi karşıtı çalışmalar yürüten Psikolog Mahmut Şefik Nil, ‘Her ebeveynin en az bir kere aklından geçirdiği ‘Ya çocuğum eşcinsel olursa’ sorusunun neler barındırır" sorusuna ‘Öncellikle toplumsal etkiyi ve günah, suç kavramını barındırır’ yanıtını verdi. Nil bu durumu "Çünkü toplumsal yapı, heteroseksüel meşruiyet üzerinden biçimleniyor. Çocuğun eşcinsel olması aile için, 'onun evlenemeyecek, üreyemeyecek olması ve ailenin evlilik mürüvvetini göremeyecek olması' demektir’ sözleriyle açıkladı.

Ailelerin kendisine en çok "çocuğumun başına ne gelecek, eşcinselliği nasıl taşıyacak" korkusuyla geldiklerini belirten Nil, eşcinsellerle ‘kız Ali’, ‘kız Hasan’ veya ‘erkek Fatma’ gibi isimler takılıp alay edildiğini söyleyip ‘Geyler kız gibi mi olur?’, ‘Eşcinsel olursa evlenemez, iş bulamaz’ gibi endişeler taşıdıklarını ve ‘aileye namus belası getirir ve temel örf ve adetlerin çiğnenir’ gibi inançlar taşıdıklarını söyledi.

"En çok anneler suçlanır"

Türkiye’nin homofobik bir ülke olduğunun altını çizen Şahika Yüksel ise, aileler için çocuklarının eşcinsel olması gerçeğinin dehşet verici olduğunu, ilk şokla birlikte ailenin önce kendini suçladığını belirtti. En çok da çocuğu yetiştiren annelerin suçlandığını açıklayan Yüksel, ailenin ilk şoktan sonra, ikinci aşamada, eşcinsel çocuğu bir ruh sağlığı uzmanına götürerek ‘eşcinsel olmamasını sağlayın’ dediklerini, çocuğun değişmesi için ailelerin uzman uzman dolaşıp çabaladıklarını; oysa cinsel kimliğin tüm kimliğin sadece bir parçası olduğu gerçeğini göremedikleri söyledi.

"Eşcinsellik bir yönelimdir, herhangi bir dönemde açığa çıkabilir"

"Genetik, çevresel öğrenme, içsel süreç ile oluşan hetero-bi-homoseksüel kimlik için genelleme yapılamaz, diğerlerine nasıl baktığı ile algılanır" diyen Mahmut Şefik Nil, eşcinselliğin bir yönelim olduğunu ve herhangi bir dönemde açığa çıkabileceğini söyledi.

Nil ayrıca, çalıştığı ailelerin eşcinselliği taciz, tecavüz ile kötü arkadaşlar tarafından yaratıldığını düşündüklerini; çalıştığı eşcinsel çocukların ise ‘anne-babama açılırsam (coming-out) evlatlıktan reddedilirim’, ‘babam-abim beni öldürür’ gibi korkular duyduklarını anlattı. Çalıştığı çocuklar içinde aşiretlerinin kendisini öldüreceğini düşünenlerin bile olduğunu söyleyen Nil, gey ve lezbiyenlerin hayati tehditler aldıklarını da belirtti.

"Ailenin eşcinselliği öğrenmesinden, ilk şok yaşandıktan sonra, aile inanmıyor ve büyümü yapıldı, belimi bağlandı, aileden kimden geçti şeklinde bir günah keçisi aranıyor " diyen Nil, ailelerin çocuklarini doktor'a götürdükleri kadar, hoca'ya şeyh'e danıştıklarını, "evlensin, 40 gun dua okusun, düzelir" tavsiyeleri ile düzelme yoksa da ailelerin çocuklarının hayatlarını manipule etmeyi sürdürdüklerini , hep, 'değişir mi, düzelir mi' düşüncesi içinde olduklarını , gerçekten destek veren ailelerin çok az olduğunu söyledi.

‘Aileden kim daha anlayışlı ise onlarla işbirliği yapıyoruz’

Yüksel ailelerin kabullenme sürecini ise şu sözlerle açıkladı:

‘Eşcinsel gence ve ailesine zor bir durum içinde olduğunu belirtiyoruz ve çocuklarının normal bir birey olduğunu, eşcinselliğin hastalık veya bozukluk olmadığını, toplumsal zorluğu aşmaları açısından, çocuğun heteroseksüel olmamasının hiçbir şeyi engellemeyeceğini söylüyoruz. Cinsel kimliği tüm kimliğin sadece bir parçası olarak görüp, eşcinsel bireyi normal süreç içinde okul, iş, her türlü hayati olanağı kullanmaya yönlendiriyoruz. Bireylerin kendilerini ve ailelerin de onları sevmesi gerektiğini anlatıyoruz. Aileden kim daha anlayışlı ise, ki bunlar daha çok hala, teyze gibi kadın ebeveynler oluyor, onlarla işbirliği yapıyoruz."

Tekinbaş'ın ‘Aileler terapi sürecinde psikolojik olarak nasıl yönlendirilmeli?’ sorusuna ‘Şimdiye kadar neler yaşandığını soruyoruz ve ne olduğunu, ailenin olaya nasıl baktığını öğreniyoruz’ diyen Nil çalıştığı örnek bir aileyi anlattı: ‘Bir lezbiyenin ailesiydi. Sadece bireyin kendisi ile terapi yaptım; çünkü aile, çocuğun kendisini sakladığını ve kendisi ile nasıl barışacağını dert edinerek getirmişlerdi onu.’

Kimi psikolog ve psikiyatristlerin çocukları tedavi etme vaadi verdiklerini de söyleyen Nil, verilen antidepresanlarla ve antipsikotik ilaçlarla libidonun azaltılıp orgazmın engellendiğini, cinselliğin köreltildiğini belirtti. Bu kişilerin bazı davranışlar üzerinden ‘doğru cins’e kaydırabileceklerinin vaadini de verdiklerini açıklayan Nil, bireylere kadın düşünerek mastürbasyon önermek gibi yönetmeler geliştirdiklerini söyledi.

Bu örnek üzerine Tekinbaş’ın ‘Psikolojik tedavinin yanlış kullanımına karşı yasal çözüm var mı?’ sorusuna Nil’in yanıtı şu oldu:

‘Meslek etiği olarak eşcinsel bazlı tedaviler yanlıştır. Avrupa'da insanlar ‘seks koçluğu’ desteği alıyorlar ama çoğu toplumda eşcinselliğin tedavisini arzu eden bir sistem var. Oysa her dayatmacı müdahale, eşcinsellerin insan haklarına karşıdır ve toplumda eşcinsellik yok sayılır. Eşcinsellik hep gecelerdedir ve gizli yaşanır.’

Mesleki Yaptırımlar konusunda Şahika Yüksel, mesleğin kötüye kullanması karşısında soruşturma yapıldığını ve Onur Kurulu tarafından meslek cezası verildiğini belirtti: ‘Bu kişiler, Tabipler Odası’na ve Psikoloji Derneği’ne şikayet edilir. Şikayet durumunda ispat edilmesi şartı da vardır.’

Bir annenin sözleri

İsmini vermek istemeyen bir eşcinsel annesi, eşcinsel çocuğu olan ailelerin sadece kendi gerçeklerine ve hayallerine, kendi çıkarlarına yönelik düşündüklerini ve "herkes ne der" sorusu, toplumsal baskı ve utancıyla eşcinsel çocuklarını ötekileştirerek mutsuz bir gençlik, umutsuz bir gelecek yarattıklarını; oysa eşcinsel çocukların çok zengin bir ruhları olduğunu söyledi. "Aileler sarsılmamak için, toplumsal dogmaların içinde güvende yaşamayı seçiyorlar" diyen anne sözlerine şöyle devam etti:

‘Eşcinsel çocuğumla birlikte insanlara bakışım değişti. Hayata sevgi ile bakıyorum. Toplumsal kurallar, korkular, yaptırımlarla insanları, çocuklarımızı anlamıyoruz; eşcinsel olsalar da onların kendi hayat alanları var.’

‘Çok şey mi istiyorum’

Kaos GL’den katılan Atilla Demir ise kendisinin ve ailesinin yaşadığı süreci paylaştı. ‘[[Çok şey mi istiyorum?]]’ başlıklı konuşmasında Demir "Aşık olduğumu, terk edildiğimi, sevdiğimi, annemle paylaşmak isterdim’ dedi.

Kendisiyle barışmanın yıllarını aldığını söyleyen Demir, aile için eşcinsel çocuğun ve toplumun iki ayrı uç olduğunu söyledi. Demir konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

‘Öyle ya da böyle bu düzen değişecek. Başta annem olmak üzere birilerinin benim yüzümden üzülmesini de istemiyorum. Ben annemi geri istiyorum. Çok şey mi istiyorum?’

‘Sesli Köşe’nin ardından Ege Tekinbaş’ın ‘Ailenin eğitimi, sosyo-ekonomik durumu, eşcinselliği kabullenmeyi etkiler mi?’ sorusunu yanıtlayan Mahmut Şefik Nil şunları söyledi:

‘Ailenin kalitesi, titrleri yükseldikçe çocuklarından beklentileri de yükseldiği için, eşcinselliğini kabullenmeleri zorlaşıyor ve benzer şekilde, eşlerini dövenler daha çok yüksek eğitimli kesimde görülüyor. Ailenin eğitim durumu yükseldikçe eşcinselliğe ‘yakışmaz bir durum’, ‘çevre ne der" endişesi ile bakıyorlar.

Tedavi için ne sihirli bir cümle, ne de bir ilaç vardır. Aileler, panik, çaresizlik ve korku içerisinde eşcinsel çocuklarını, kobay gibi değiştirmeye çalışırlar. Aile ve çocuk yan yana olmalıdır.’

*’Hayatın Renkleri’nde daha önce:

[[Eşcinsellik gerçekten de hastalık mıdır?]] - 24/09/2007

[[103.1’de eşcinselliğe dair önyargılar]] – 09/09/2007


Etiketler: insan hakları, aile
bülten