İnsan Hakları / Sağlık

Ersin Arslan’ı neden öldür(t)düler?

Pazartesi, 7 Mayıs 2012

Son dönem kanser nedeniyle ölmek üzere olan hastasının biraz daha yaşayabilmesi, hayatının son zamanlarında biraz daha az acı çekmesi için çabalamaktan başka bir derdi olmayan bir doktoru, hasta öldüğü için öldürdü yakını. Hem de öyle acıyla karışık bir öfke nöbeti sırasında değil. Planlayarak, ölçüp biçerek, bir hafta boyunca tehdit ettikten sonra hastanede defalarca bıçaklayarak katletti. 

Ertesi gün hastane bahçesinde acı içinde cenaze törenine katılan bir başka doktorun kulağına, töreni izleyenler arasından bir hasta ya da yakınının umursamaz tepkisi çalındı: ama o da hastayı iyileştirememiş!
 
Ölecek olması kaçınılmaz olanı yaşatmak, ölüm kaçınılmazsa da daha az ıstırap çekerek gitmeyi sağlamak, acıyı dindirmektir hekimlik, sadece budur. Sadece bu olduğu için diğer mesleklerden farklıdır, kadim zamanlardan bu yana. Üstün, yüce falan değil sadece farklı. Fark, hayatla ölüm arasındaki çatışmada ölüme meydan okuyabilmesinden, çoğu zaman da ölümü yenebilmesinden gelir.
 
Bu farka rağmen acısı dinen ya da ölümden kurtulan her hasta doktorunda büyüsel, Tanrısal bir yan bulmasına karşın hiçbir doktor kendisinde ölümü yenen Tanrısal bir güç hissetmez. Çünkü hastalıkla/ ölümle savaşmanın tek yolunun akıl olduğunu öğrenerek yetişir. Doktorluk ancak akılla yapılabilen bir meslektir. Aklın yanında doktorun ihtiyaç duyduğu tek şey güvendir. Kendine güven değil ama: iyileştirmeye çalıştığı hastasının doktora duyduğu güven.
 
O, bana güveniyor, tek derdimin ona yardım etmek, acısını dindirmek, yarasına derman olmak olduğunu biliyor. Bu yüzden bedenine dokunmama, kesip biçmeme, bedensel, ruhsal, toplumsal en derin mahremiyet alanlarına girmeme onay veriyor duygusuyla  çalışır doktor.
 
Doktorluğun en doyurucu özelliği işte hastanın kendisine duyduğu bu güven duygusunu hissetmektir. Güven duygusunun doktorda geliştirdiği sorumluluk hissini bu meslekten olmayanlar hakkaten bilemezler. Bütün gizleriyle, zayıflıklarıyla, acılarıyla kendisini koşulsuzca teslim edenin acısını dindirme yükümlülüğünü sevmektir doktorluk.
 
O yüzden hastanede, sokakta, evde, her yerde kendisini hiç kollamadan, kendi güvenliğini aklının ucuna bile getirmeden çalışır. Savaş alanlarında giysisinde sağlıkçı olduğunu belirten işaretle ateş hattında sakınmasız işini yapar. Yaralı ‘düşman askerine’ ‘kendi askerinden’ daha fazla özenir. Gece yarısı evinin kapısına gelen ve ilk kez gördüğü insanların peşine takılıp, hiç bilmediği bir yere gider, aklının ucuna bile hiçbir şey getirmeden.
 
İşte Ersin Arslan’ı öldürten sağlıkta dönüşüm politikaları asıl bu güven duygusunu ortadan kaldırmak üzereler. Güya ‘paragöz’ doktorları hizaya getiriyoruz yalanıyla, halkın artık tümüyle paralı olan sağlık hizmetinden yararlanamamasının sorumlusu olarak doktoru göstererek ‘malı götürüyorlar’.
 
Gerçekte halka artık sana ‘paran kadar sağlık olacak’ sosyal güvenlik primini yatırsan bile hizmeti alırken ek para da ödeyeceksin, primi yatıramazsan yakında hastanenin bahçesinde it gibi kıvranarak ölsen de devletin umurunda olmayacak sağlık düzenini, başka türlü yutturamazlardı zaten.
 
Kendilerinin zerre kadar umurlarında olmayan yurttaşın sağlık hakkını sanki gasp eden doktormuş yalanıyla kurdular düzenlerini. Başbakanın sağlığı söz konusu olunca, zerre kadar utanmadan kendi koydukları yasayı delmekten kaçınmadılar. Çünkü biliyorlardı ki getirdikleri sağlık düzeni yoksulun sağlık hakkını gasp etmek ve paraya tahvil etmek içindi. Yoksa kendileri gibi zengin ve güçlülerin parayı bastırıp en jan janlısından sağlık hizmeti satın alabilmelerinin önünde bir engel olmayacaktı.
 
Ersin öldüğü için ve o da ancak bir gün sonra sağlıkçıların tepkisi artınca haber olabildi medyada. Oysa son bir yılda sadece İstanbul’da 130’dan fazla saldırı ve şiddet oldu sağlıkçılara.
 
Şimdi sağlığa bakan kişi hastanelerin girişine güvenlik taraması cihazları koyarak önlemeyi planlıyor şiddeti. Bu akıl yürütmesini görünce insan hakkaten diplomasından emin olamıyor. Hastalarını olası saldırgan, düşmanlar olarak gören bir sağlık sistemini hangi akılla kuruyor acaba?
 
Hastanın doktora güvenmesi elzemdir evet, ama doktor hastaya güvenmezse, yardım edip, yarasına derman olmaya çalıştığı kişinin her an kendisine saldırabileceği duygusuyla çalışırsa o sağlık sistemi kısa sürede çöker.
 
Şimdi doktorlar, sağlıkçılar için değil asıl hastalar için ‘katili gördüm’ deme zamanı. Şimdi görmezlerse yarın hepimizi doktorları da, sağlıkçıları da hastaları da öldürecek çünkü.