İnsan Hakları / Sağlık

Penisimin Sertleşmemesinin Eşcinselliğimle Alakası Yok

Cuma, 24 Ağustos 2012
Doktorun odasına girdim. Çok rahatım cinsel konularda falan ama damdan düşer gibi konuya girmemin karşımdakiler üzerinde bırakacağı etkiden çekiniyorum toplumumuzun cinselliğe bakış açısını bildiğim için.

Yaş 43 ama sağlık sorunlarımın ardı-arkası kesilmiyor. Doktorlar da "erken" diyor ama pek de çözüm bulamıyorlar. Benim genetiğimin sağlık kapasitesi de demek bu kadar.

En başa dönersek, çocukluğumdan itibaren diş problemim hiç eksik olmadı ve daha ilk okul çağlarımdan itibaren dolgu denen yardımcılarla tanıştım ve şu anda dolgu olmayan dişim yok ağzımda. Olmayan dişlerimin bazıları dolgu yapıla-yapıla yıprandı, bazıları da eşcinsel nefretinin kurbanı oldu.

Sigara, alkol gibi, hatta asitli içecek gibi uzak durulması gereken maddelerden itinayla sakınmama rağmen, daha 43 yaşımda ereksiyon problemim başladı. Zaten sağlık kontrolü ihtiyacını da eskisi gibi güçlü erekte olamamam, yani penisimin ilişki anında eskisi gibi sertleşememesi doğurdu. Diş problemini dolguyla falan idare ettim ama "kuş" problemini ben destekleyici haplarla idare etmek istemedim, denemedim bile hiç. İlaç sektörüne bağımlı hale gelip, onları zenginleştirmeye hiç de niyetim yoktu.

Benim çocukluğumdan beri idrar yapma-işeme hızım düşüktü. "Ereksiyon sorunumun da bu problemle bir ilgisi olabilir mi?" düşüncesiyle, doktorlara bu sorunumdan-işeme hızı probleminden de bahsettim. Ürolog-bevliye, yani idrar yolları doktorları önce idrar hız problemini halletmeye karar verdiler. İlaçla tedavinin hiçbir faydası olmadı. Penisimin ucundan aletle girdiklerinde, idrar torbası boyun bölgesinin yüksek olduğu anlaşıldı. Oraya (V) şeklinde bir çentik atılması gerekiyormuş idrar kesesinin önündeki engelin kalkması için. Şimdilik erteledim bu ameliyatı. Aletli sorun tespit muayenesinin penisimde yarattığı ağrı hâlâ geçmediği için de, ameliyata soğuk bakıyorum şu anda. Sağlık çok önemli ve doktorlar da bu konunun baş aktörleri ama benim nedense hayata dair bir güven problemim var ve bu, tüm birimlere, tüm kurumlara yansıyor elimde olmadan. Paranoyak oldum galiba.

Artık bazı problemlerimi yok sayarak "sağlıklıyım" diye idare ediyordum. Son günlerde ayak tabanlarımda ağrı artmaya başladı. Spordan zannediyordum ama çok az yürümekle bile ağrıyorlardı. Bir gün bacak-bacak üstüne atınca birden ayak fibula kemiğimin altındaki damarın solucan gibi kalınlaştığını ve korkudan ödü patlamış bir canlı gibi güm-güm attığını, kan dolaşımının çok hızlı olduğunu gördüm. Resmen açıkta kalmış kalp gibi atıyordu damar. Zaten kılcal varislerim vardı çok-çok eskilerden beri ama şimdi kalın bir damarımın dışarıya pörtlemesi endişelendirmişti beni. Bazı geceler ayaklarımdan kasıklarıma kadar kanımın çekilmesi ve bacaklarımdaki uyuşma ağrı veriyor, beni korkutuyordu ve kalp sağlığıma dair şüphelendiriyordu. Bu varissel durum bu konuda doktora gitmemi hızlandırdı. Sadece bir bacağımda ve ayağımda değildi bu problemler, her iki bacağımda da mevcuttu.

Nihayet gittim doktora. Zaten ayağımdaki damarın dışarıya pörtlemesini fark ettiğimin ertesi günü gitmiştim ama semt polikliniğinde Kalp-Damar Cerrahı Cuma günleri olduğu için, iki-üç gün sonra muayene olabildim. Ultrasona soktu doktor beni. Kasığımdan aletle inceledi ve varis başlangıcı varmış. İlaç yazdı. Bir ay sonra kontrole gideceğim.

Polikliniğe gelmişken, idrar hız problemimin araştırılıp öğrenilmesi yüzünden ertelenen ereksiyon problemim için "Bir müracaat edeyim" dedim. Şu anda mesaide önceki bevliye doktorlarının olmamasına dikkat ettim. Çünkü onlara durumumu bildirmeme rağmen ereksiyon problemimi "es" geçmişlerdi idrar hız problemim yüzünden. Ben de onlarla yüz-göz olmak istemedim bir daha.

Doktorun odasına girdim. Çok rahatım cinsel konularda falan ama damdan düşer gibi konuya girmemin karşımdakiler üzerinde bırakacağı etkiden çekiniyorum toplumumuzun cinselliğe bakış açısını bildiğim için. Mahremiyet doktorların aştığı konulardan biri olabilir ama gene de insan onların da yanlış anlamasından çekiniyor işte.

Sordu problemimi. Ben de "Ereksiyon problemim var" dedim. Düzenli bir partnerimin olup-olmadığını sordu. Ben de "Yok" dedim. "Nerden biliyorsun o zaman ereksiyon probleminin olduğunu?" dedi. Pardon önce evli olup-olmadığımı sordu, evli olmadığımı söyleyince düzenli partnerimin-olup olmadığını sordu. Ben de evli olmamam veya düzenli partnerimin olup-olmamasının seks hayatımın olup-olmadığını göstermeyeceğini söyledim. Ne kadar sıklıkla oluyor dedi; "Ayda, 15 günde, haftada kaç?" Ona diyemezdim ki seks yapmanın yemek yemek gibi her öğün gerçekleştirilmesi gereken bir ihtiyaç olduğunu ve probleminin seks yapma azlığından kaynaklanmadığını. "Haftada 2-3" dedim. "Peki ereksiyon seviyesi partnere göre değişiyor mu?" dedi. Benim sorunum karşımdaki kişiye duyduğum heyecanla alakalı değil ki. Daha önceki yıllarda ulaştığım sertliğe ulaşamam ve sertliğimi ilişki boyunca koruyamamaktı. Bunu doktora da izah ettim. Hormon testleri yaptırmam gerektiğini söyledi. İdrar hız düşüklüğü problemimin sebebinin araştırılması esnasında hormon testlerim yapılmıştı ve normal çıkmıştı hepsi. Bilgisayardan baktı hemşire ve gerçekten yapılmış ve hepsi normaldi. "Erken başlamış" dedi. Yani! Beni üniversiteye sevk etti bayram sonrasına, sorunumun daha derinlemesine araştırılması için. Geçici olarak da cinsel gücü artırıcı ilaç yazdı benim kararıma bağlı olarak.

Eczanede tek kapsülün 25 lira olduğunu öğrendim. Yani bir kere sertleşip boşalabilmek için 25 lira ödeyecektim. 25 lirayı kazanmak kolay değildi ne yazık ki. O parayla neler alınırdı biliyor musunuz? Yarım-yamalak sertleşir, yarım yamalak boşalır ve yarım-yamalak zevkle idare ederdim. Bakalım üniversitenin araştırmasından bir şey çıkacak mı?

Düşünüyorum da, toplumsal standardı göz ardı ederek cinsel hayatımı iyi ki de sınırsızca yaşamışım. Gerçekten bazı şeyler telafi edilebilir ama cinsel hayatın ertelenmesi telafi edilemez. Özellikle şekilci bir düzende hiç şansın yok. Bir orgazmın 25 liraya mal olmasını kabul edememem de belki bu konuda yeterince tatmin olmamdan olabilir. Arkama dönüp baktığımda en dolu-dolu yaptığım ve yaşadığım etkinlik cinselliğim olmuş. Yani bedenimin hakkını vermişim, boşa geçmemiş yıllarım bu konuda.

Ürologun evli olup-olmadığımı ve düzenli partnerimin olup-olmadığını eşcinselliğimi algılayarak mı sordu bilmiyorum. Eşcinsel olduğumu hiç söylemedim zaten. Neme lazım, sorunları cinsel yönelim üzerinden çözmeye, tıp sistemini yeniden yazmaya falan kalkarlar veya "Eşcinsellerin çükü kalkmaz" tezini istemeyerek sağlık problemimle desteklemiş olurum.

Doktorlarımızın da hakkını yemeyelim! Şeker ve tansiyon problemi olup-olmadığını sormayı ihmal etmiyorlar. Ama şeker ve tansiyon hastası bir millet olarak, şeker ve tansiyonun her şeye etkisi olduğunu bilmeyen var mıdır, onu da bilmiyorum. Yani bu memlekette "herkes şeker ve tansiyon uzmanıdır" diye düşünüyorum.

Ereksiyon olmadan da cinsel hayatımı sürdürebilirim ama niye eksik yaşayayım ki. Varsa bir çözüm yolu uygularım, yoksa idare edeceğiz artık. Sonuçta erkeklik görevimi yerine getirmek gibi heteroseksist bir mahcubiyetim ve mecburiyetim yok.