İnsan Hakları / Eğitim

Boğaziçi kampüsünde homofobi

Cuma, 27 Temmuz 2007
‘Aslında okulumuz dünyanın her yerinde var olan bir korkunun da ev sahipliğini yapıyor. Hem de şiddetli bir biçimde. Bu korku ‘homofobi’ adı verilen eşcinsel korkusu. Nedeni ise okulda eşcinsel nüfusun azımsanamayacak kadar fazla olması.’ İstanbul’dan muhabirimiz Yunus Emre, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan homofobiyi anlatıyor.

Yıllar yılı her kesimden insanın yaşadığı bir yer olarak görüldü Boğaziçi. Her kesimden insanın gidebildiği ve belki de huzur ve kardeşlik diyebileceğimiz duygular içinde yaşadığı küçük bir toplum. Kimler yoktu ki bu küçücük toplumda; zekisi, yakışıklısı, güzeli, çalışkanı, tembeli, Ortodoks’u, aşırı dincisi, ateisti, eşcinseli... Dışarıdan mükemmel görünen bu toplum, içine girildiği zaman farklı bir anlam kazanabiliyordu birçokları için. Ve bu karmaşanın içinde Rumelihisarüstü insanlarıyla yaşamını sürdürmeye çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri...

Aslında okulumuz dünyanın her yerinde var olan bir korkunun da ev sahipliğini yapıyor. Hem de şiddetli bir biçimde. Bu korku ‘homofobi’ adı verilen eşcinsel korkusu. Nedeni ise okulda eşcinsel nüfusun azımsanamayacak kadar fazla olması. Kampüse her indiğinizde bir tanesiyle karşılaşmanız muhtemel. Femineni olsun, herkes tarafından bilineni olsun, etrafına açık olmayanı, hatta ve hatta kendine açık olmayanı olsun üniversitenin hatırı sayılır bir kısmını oluşturuyorlar. Peki, bu kadar çok eşcinselin bir arada olduğu bir ortamda hiç mi bu konu üzerine bir şeyler yapılmıyor. Elbette yapılıyor.

Okul Bü-legato adı altında bir eşcinsel topluluğa sahip ama üye azlığı ve üyelerin isteksizliği gibi sebeplerden dolayı işlevselliği çok değil. Çünkü okulun olağanüstü gey nüfusu bu topluluğa zaman harcamak istemiyor. Ama yine de parlak dönemleri olmadı değil topluluğun. Transeksüel ve travesti konusunu baz alarak düzenlenen paneller oldu. Katılımın şaşırtıcı fazlalılığıyla üstelik.

Eşcinsel nüfus fazlalığının yanında homofobi kat sayısının yüksekliğine geri dönersek okul ciddi anlamda homofobi barınağı diyebiliriz. Eşcinselleri rahatsız edecek tarzda olanları olsun çok fazla dışa vurulmayanları olsun homofobik genç erkeklerimizin ve kızlarımızın da yaşadığı bir toplum Boğaziçi Üniversitesi.

En belirgin homofobilerden birisi son zamanlarda okulun forumlarından birisinde yaşanmakta. Açılan ‘Eşcinsellik’ adlı başlığa yazılan yorumlar okulda yadsınamayacak derecede homofobi olduğunu gözler önüne seriyor. Kimisi ‘Sessiz olmaları gerekir’ gibilerinden tabirlerle geliyor foruma, kimisi ise ‘Onların heteroseksüellerden farkı yok, kendi kendilerine bir şeyler çıkarıyorlar.’ diyor. Birçoğu ise eşcinselliğin kesin bir sapkınlık olduğunu söylüyor. Hatta tedavi edilmesini gerektiğini söyleyen bile var. Kimse bu insanlara eşcinselliği anlatmaya vakit harcamaz herhalde ki harcanan vakit boşa harcanmış olur. Boğaziçi Üniversitesi 500.000 civarında kitaba sahip olan bir kütüphaneye sahip ve tabi ki kütüphane eşcinsellikle ilgili bir sürü kitap barındırıyor. Ama tabi okulumuzun homofobik öğrencileri bir konu ile ilgili araştırmadan ve hiç bilmeden konuşmayı marifet sandıkları için böyle sert bir tepkiyle dile getiriyorlar düşüncelerini. Çok mu zor açıp iki sayfa kitap okumak ya da internetten çok az sürecek bir araştırmayla temel bilgilere ulaşmak? Hayır!!! Ama yine de ‘açık görüşlü(!)’ olduklarını düşünen insanlar homoseksüelliği asla kabullenemeyeceklerini söylüyorlar. Durum cidden vahim!

Boğaziçi’nde homofobi sadece sanal âlemlerde yaşanmıyor tabi ki. Sadece bir iki defa göz göze gelme sebebiyle ‘eşcinsel damgası’ yiyen çok arkadaşımız mevcut. Eşcinsel arkadaşlarımız bu göz göze gelmeler yüzünden bazı olumsuz durumlarla karşılaşabiliyorlar. Bu duruma bir diyalogla örnek verebilirim.

İki gey arkadaşımız üniversitemizin yakınlarındaki bir marketten çıkmaktadırlar. Bunlardan birisi marketin hemen dışında sohbet eden iki kişiden birisiyle aynı okulda okuma ve aynı organizasyonda görev almış olma gibi basit sebeplerden dolayı defalarca karşılaşmıştır. Yanlarından geçerken gey arkadaşlarımız şu homofobik cümleye kulak misafiri olmuşlardır.

Abi ya, kimse beni sevmiyor. Seven de gey!!

Eşcinsel arkadaşlarımızdan bazılarının ‘belli’ oldukları (ya da açık mı desek?) için bu şekilde cümlelere daha çok maruz kalacakları aşikâr. Homoseksüellik gitgide daha da çok yayılıyor çünkü kendine ve çevresine açılıp rahat rahat yaşayan gey nüfus hızla artıyor. Bu sebepten dolayı da homofobinin de hemen hemen aynı hızla artması kaçınılmaz. Bu ‘belli’ dediğimiz arkadaşlarımız ise ‘aktif’ geyler ya da ‘homofobik’ arkadaşlarımız tarafından rahatsız edici bakışlara maruz kalabiliyorlar. Bu bakışlar öyle yan yana geçerken atılan anlık bakışlardan ziyade ‘içine düşme’ şeklinde tabir ettiğimiz bakışlar oluyor. Yurtlarda, kampüste, yemekhanede, eşcinsel arkadaşlarımızın görüldüğü her yerde hemen bir fısıldaşma olması da cabası. Parmakla göstermeye kadar varabilecek bu fısıldaşmalar tabi ki eşcinseller arkadaşlarımızın rahatsız olduğu şeyler ama yine de eşcinsel arkadaşlarımız ‘rahat’ yaşadıkları için rahat olduklarını düşünüyorlar Boğaziçi’nde. Çünkü eşcinselliğin hala toplumun büyük bir kesimi tarafından kabullenilememesi ancak üniversitenin gey sever bir çok öğrenci barındırması onlar için mutluluk kaynağı gibi bir şey.

Sonuç olarak, Boğaziçi’nde homofobi, varlığını acımasız bir biçimde sürdürüyor. Okulun ‘milliyetçi’ azınlığı da bu konuya çok dokunmasa da okulda ‘kadın’ özelliği taşıyan erkeklerin var olmasını hazmedemiyorlar. Bir erkeğin bir erkeği ‘sevmesi’ ve onunla ‘sevişmesi’ onlar için mide bulandırıcı ve yok edilmesi gereken bir olay. Boğaziçi eşcinsellerinin rahatsız olduğu birçok şey olsa da onlar kendi hayatlarını yaşamakta kararlılar ve ‘cinsel yönelim’lerinden gayet mutlular. Zira durumlarından hoşnut olmaları, kendilerini çok rahat kabul etmeleri onların okuldaki homofobi karşısında 1-0 öne geçmelerini sağlıyor. Yağmurun bulunduğu yerde bulut bulunması misali Boğaziçi Üniversitesi de yıllardır homoseksüellik ve homofobiyi bir arada yaşatıyor.