İnsan Hakları / Çalışma Hayatı

'Michael Jackson ne kadar siyahsa Bülent Ersoy o kadar transeksüel'

7 Ağustos 2007
Bir dönem seks işçiliği yaptıktan sonra Beyoğlu'nda midye dolma satan, ayrıca bir kafede stand-up gösteri yapan Esmeray'la kadınlar, erkekler, 'trans'lar, Bülent Ersoylar ve celladına âşık olanlar üzerine... Pınar Öğünç’ün söyleşisi. Cadının Bohçası

Esmeray, Beyoğlu'nda bir belediye başkanı gibi ya da ne bileyim postacı gibi yürüyor; önünden geçtiği kasaptan da, çaycıdan da biri çıkıp hatırını soruyor. 15'inde Kars'ın Eşmeyazı köyünden çıkarken aklında 'içindeki kadını' bulmak var. Seks işçiliği de yapıyor, lokantalarda, kafelerde de çalışıyor, midyecilik de yapıyor. Zaman içinde aslında feminist olduğunu keşfeden Esmeray, bugün travesti ve transeksüellerin örgütlenmesinde, Türkiye'de feminist hareketin sokakta vücut bulmasında en öndeki isimlerden biri. Bir süredir Beyoğlu, Süslüsaksı Sokak'taki Başak Cafe'de kendi hayat hikâyesinden yola çıkarak bir stand-up gösteri de yapıyor. Eylülde Bilgi Üniversitesi'nde sahne alacak; büyük gala...

Seks işçiliği 'trans'ların biraz kaderi. Esmeray'ı benzerlerinden ayıransa aynı yollardan geçip şimdi midye dolma satması ya da feminist olması ya da stand-up yapması değil; kafasının işleyişi. O yüzden aşka, kadınlığa, düzen-kadınlığına özenen 'trans'lara, Bülent Ersoy'un aşklarına dair neler düşündüğünü ayrıca merak ettik.

'Cadı'nın Bohçası' adını verdiğiniz stand-up gösterisini yapmaya nasıl karar verdiniz?

Benim böyle bir yeteneğimin olduğunu hep söylerlerdi. İnsanları güldürmek çok hoşuma gider, o gün bir işimden vazgeçebilirim birini mutlu edebilmek için. Küçüklükten beri taklit yeteneğim vardı, biraz da tiyatro tecrübem. Bir de tabii ciddi iş bulamama durumum var. Neden olmasın dedim. Yaşadığım o kadar trajikomik şey, ataerkil sisteme söyleyeceğim o kadar çok şey var ki... Kabaca kendi hikâyemi anlatıyorum, ama seyircinin profiline göre değişebiliyor. Hazır metin 40 dakika ama gittikçe gelişti, son oynadığım bir buçuk saat sürdü. Sonuçta biraz da hayatımın dönüm noktası olan Amargi'nin ürünü. Amargi Kadın Akademisi olmasaydı yapamazdım.

Kimler izliyor sizi?

Önce kendi çevrem geldi, duyuldukça merak eden geldi. Çoğunlukla kadın seyirci; erkek de yok değil.

'İçimde bir kadın vardı, onu bulmam lazımdı' dediğiniz günden itibaren İstanbul'a gelişinizi, girdiğiniz işleri, size 'seksonel' denilen günleri anlatıyorsunuz. Hayatınızın kendisi mi trajikomik, diliniz mi?

Yaşadıklarım değil ama toplum, evet trajikomik. Mesela Fethi denilen bir garsonla beş yıl süren bir ilişkimi anlatıyorum. Çok önemli bir olay var o dönemden. Ben erkek kıyafetiyle dolaşırken başka davranan onun arkadaşları, kadın kıyafetleri giydikten bir ay sonra ev taşırken 'Aman yenge' diyerek bana sehpa kaldırtmamışlardı. Etek giyiyorum diye bana sehpa kaldırtmamaları komik bence. Bir de hepsi kısa boylu. Şiddete karşıyım, ama bir tane vursam hepsi yere devrilecek, ama işte toplumsal cinsiyet onu gerektiriyor diye bana öyle davranıyorlar. Hem komik hem acı... Zaten beni izlemeye gelenler de ikiye ayrılıyor, bir inanılmaz derecede gülenler, iki şoke olup, bunlar gerçek mi diye inanamayanlar.

Sahneye midye tezgâhınızla çıkıyorsunuz. Hâlâ devam ediyor musunuz midyeciliğe? Nasıl başlamıştınız?

Geniş bir çevrem olmasına rağmen cinsel kimliğimden dolayı iş bulmam çok zor. Tamam ilkokul mezunuyum, tam bir mesleğim yok, ama var da: Çok aşçılık yaptım. Çok sıkışık bir dönemimde, Tarlabaşı'ndaki ev sahibim benim için çok üzülüyordu. Mardinli, Kürt olmak dışında politik bilinci, okuma yazması olmayan, benden bir-iki yaş küçük bir kadın... Beni midye satmam için motive ediyordu, yapamam gibi geliyordu. Düşünsenize kadın olarak seyyar satıcısınız, bir de transeksüelsiniz. Neyse bir gün beni içli köfteye çağırdılar. Bana tezgâh almışlar, "Çıkmazsan oklavayı görüyorsun burada" dediler. Artık benim için o kadar uğraşmış insanlar için bir şeyler yapmam lazımdı, aldım midyeleri çıktım. Tanıdığım bir-iki esnaf vardı, sonra hiç selam vermediğim, maço, faşist, tacizci dediğim adamlar 'Abla hayırlı olsun' demeye geldiler. Bana çay yolladılar. İnanılmazdı. Çok destek oldular. Bazen düşünüyorum, çok ünlü olsam, turnelere çıksam... Ama inan midyeciliği bırakmam, en azından haftada bir-iki gün yaparım.

Nesini o kadar sevdiniz?

Belki ilk defa kimseye hesap vermediğim kendi işim olduğu için. Bununla başka bir sosyal ortam yakaladım. Polisle oturup sohbet ediyorum mesela. Solculuk, feminizm, bilmem ne derken, polise karşı farklı bir yaklaşımım vardı. Yanlış yaptığımı düşündüm. Ötekileştirerek hiçbir şey olmaz, o da bir insan. O da beni ötekileştiriyor. Kesinlikle kötü niyeti yok, bana getirip çiçek veriyor. Onun dışında hayatımda ilk defa heteroseksüel adamlarla hiçbir karşılık beklemeden arkadaş oldum. Kaba mı oluyor bilmiyorum, ama ilk defa benimle yatmak istemeyen heteroseksüel erkek arkadaşlarım oldu.

Konuştuğunuzda diğer travesti ve transeksüellerin hikâyeleri ne kadar birbirine benziyor?

Çok. Ama benim ayrıca küçüklüğümden beri gelen garip yanlarım vardı. Mesela hâlâ daha hiçbir transeksüel neden bir sehpa kaldırması gerektiğini anlamıyor. Bu olay olduğunda feminist bilincim falan yoktu, bilmiyordum bile. Ama öyle hissettim. Birçok transeksüel arkadaş, sistemin dayattığı kadın modelini benimsemeyi tercih ediyor.

İlk ne zaman ben feministim dediniz?

ÖDP ilk kurulduğu zaman tanıştığım bir arkadaşım sayesinde. Onların üç-dört toplantısına gidip, birkaç da kuramsal kitap okuduktan sonra, ben zaten feministmişim dedim. Adını koydum yani.

O garsonla yaşadığınız uzun bir ilişki miydi?

Beş yıl. Karı koca gibiydik. Ama evin reisi ben gibiydim. Ama kadın gibi giyinmeye başlamıştım.

Aşık mıydınız?

35 yaşıma gireceğim, ben aşka inanmıyorum. Heyecandı. Amcamın oğluna benziyordu, yüzü hoştu, beni sahiplenmişti, bir sürü şey... 14-15 yaşımda evden ayrılmışım. Mahrum olduğun her şeyi o adamda bulmaya çalışmışsın. Ama bir yıl sonunda ben o heyecanın geçtiğini hissettim. Cinsellik de bitti, alışkanlık vardı, bırakamıyorduk birbirimizi.

Sonra nasıl ayrıldınız?

Kötü oldu. Son zamanlarda acayip kavgalar ediyorduk. Hani kadınlar gün yapar ya, biz de travesti arkadaşlarla, 100'er mark koyarak gün yapardık. Her hafta birimiz öğlen yemeği hazırlıyor. Bizim öğlen yemeğimiz de akşam 6-7 tabii. Neyse toplanmışız, Fethi elinde bıçakla beni almaya geldi. Arkadaşlarım bana sordu: "Ya bu adamı tercih et git ya da bizi..." Ben onları tercih ettim, ama pişman da oldum. Çünkü arkadaşlar çok fena hırpalamış Fethi'yi.

Sonra hiç görüşmediniz mi, görüşmek istemediniz mi?

Yok. Ben kendimi biliyorum, hemen yumuşarım, çağırırım diye konuşmak istemedim. O eve girersem bir daha çıkamam korkusuyla, iğne bile almadım, albümlerim bile gitti. Bir yıl sonra bir arkadaşım görmüş, benim seks işçiliğini bıraktığımı, başka işler yaptığımı söylemiş. Saatlerce ağlamış; bilmiyorum...

Siz nasıl tanışmıştınız?

Aksaray'da bir birahanede... Travestilerin gittiği birahaneler vardır ya, orada başgarsondu... Beni sahiplenmişti, "Herkese ben Fethi'nin dostuyum de, kimse bir şey yapamaz" demişti, yapamadı da.

Sonra onun kadar sizi etkileyen bir ilişkiniz oldu mu?

Ben âşık olmadım, ama âşık olduğunu söyleyen çok oldu. Hatta biri boşanma aşamasına gelmiş. Ben "Ama sen evlisin" deyince, adam gitmiş dava açmış. Ailesini de tanıyorum. Gittim karısına her şeyi anlattım. Kadın "Böyle bir şey olduğunu anlamıştım, ama senin olduğunu bilmiyordum" dedi. Boşanmaktan vazgeçtiler ama araları da hep bir soğuk oldu. Bana gelirsek, yok ben âşık olmadım. Çocukken oluyordum, sırılsıklam, kalbim küt küt atıyor, tüylerim diken diken... Artık bir adamı sevmek bana zor geliyor. Bir adamın hayatın merkezinde olmasını da anlamıyorum. Ben sokakta el ele tutuşup öpüşen çitlere de sinir olurum. Neden bunu herkesle paylaşıyorsun? Herkes öyle olsa olur, ama dünya öyle değil. Bir taraftan beni sevgilimle öpüşürken görüp, bunu sonra fantezi malzemesi yapacak adamlara da sinir oluyorum. Gerçekten var böyle adamlar; benim üzerimden bu şekilde kendilerini tatmin etmelerine dayanamam. Erkekleri biliyorum çünkü. Beş yıl seks işçiliği yapmışım, binlerce adam tanıyorum. Bunları özgürlük olarak algılayan feminist arkadaşları da anlamıyorum. Çokeşlilik, her bulduğunla gitmek bana dejenerasyon gibi geliyor. Bazen bedenimin o kadar parçalandığını hissediyorum ki, türban mı giysem diyorum. Kadın bedeni çok deşifre, çok ortada. Erkekler de bundan haz alıyor. Bunu kabul etmek istemediğim, sorguladığım için kapanmıyorum tabii ki. Eskiden mini etek severdim, artık yapamıyorum. Transeksüellerin mesela çok abartılı giyindiği söylenir. Televizyondaki yarışma programlarını görmüyor musunuz, neredeyse don sutyenle çıkıyorlar. Burada da kimliğe yönelik saldırı var.

Çok özel olabilir, ama aşka inançsızlığınızı bu kadar vurguladığınız için soruyorum, siz cinselliğinizi nasıl yaşıyorsunuz?

Senin gibi, herkes gibi... Aşka inanmıyorum ama kimseyle birlikte olmam da demiyorum. 10 yıldır bir birlikteliğim yok, üç yıldır cinsel anlamda kimseyle birlikte olmadım. Buna şaşırıyorlar, ama kendimi kısmıyorum, canım istediğinde bir gün mü, bir hafta mı cinselliğimi yaşayabileceğim bir arkadaş bulabiliyorum. Cinsel cazibe olarak çekici çok insan karşıma çıktı, ama asıl sorun kafa... Ya küfrediyor, ya kadınları aşağılıyor, ya Kürtlere yönelik bir şey söylüyor. En son birlikte olmak istediğim bir adamdan vazgeçmemin nedeni neydi biliyor musun? Bana bir-iki fanteziden bahsetti, beni caydırmadı bu, ama bana 'Benim orospum olur musun?' dedi. Aa niye ki! Bunu söyleyen adam sol birikimi olan avukat biri. Kadın arkadaşlarımdan duyuyorum, kaç yıllık kocaları da diyebiliyormuş aynı şeyi. Buna fantezi diyorlar, haydi canım... Bütün bunları yapmayan erkek bulmak çok zor, bulursam inan yatacağım.

Hem Kürtsünüz, hem transeksüel, hem feminist solcu... Yaşadığınız ülkede çoğunlukla paylaştığınız hiçbir şey yok. Delirmiyor musunuz?

Ah sorma! Belki de deliriyorum. Ama insanlar bana 'Sen çok akıllısın' dediklerinde kuşkulanıyorum, onların onayladığı bir aklı istemem. Yoldan çıkmak istiyorum ben.

Sizin kafanızı en fazla açan ne oldu?

Bilmem, içimdeki kadındır belki de.

*'Bülent Ersoy sahibine hayran olan köle gibi...'

Bülent Ersoy nasıl bir figür sizin için?

Ben Bülent Ersoy'u, Ebru Gündeş'ten, Hülya Avşar'dan farklı görmüyorum ki! Tabii ki fark var, ama Condoleezza Rice ne kadar zenciyse, Michael Jackson ne kadar siyahsa, Bülent Ersoy da o kadar transeksüel benim için. Ama şu var: Aysel Gürel yıllardır genç erkeklerle birlikte. 80 yaşında hâlâ öyle. Gönül Yazar, Reha Yeprem'le evlendiğinde 50 yaşındaydı. Reha Yeprem 19-20... Bu kadar lanetlenmemişti. 'Bülent Hanım' diyorlar, pembe kimlik vermişler, aslında benim sesim biyolojik olarak erkektir, ona Altın Kelebek'te En İyi Kadın Şarkıcı Ödülü vermişler. Hepsi tamam, ama kadın cinselliğini yaşamaya kalkınca, yok! Asıl karşı oldukları ne? Transeksüel olması mı? Genç bir erkekle birlikte olması mı?

Tanışmak ister miydiniz Bülent Ersoy'la?

Çok isterdim. Acı mı olurdu bilmiyorum, ama ona şunu sormak isterdim: Tek bir yüzüğünüz 150 milyarken, bu kadar aç insanın olmasına nasıl bakıyorsunuz? Müslümansa, İslamiyet'te de böyle bir şey yok. Gerçekten Müslüman insan böyle yaşayamaz. Kul hakkı diye bir şey var. Tırnağındaki ojelerde bile bir sürü insanın hakkı var.

1 Mayıs'ta yürümesi gerekmiyor da, Bülent Ersoy hiç travestilerle, transeksüellerle, cinsel kimlik meselesine kafa yoran herhangi bir grupla dayanışma içinde oldu mu?
Asla. Zaten ikinci sormak istediğim şey, öldüğü zaman mirasını neden Mehmetçik Vakfı'na bırakmak istediği. 80 döneminde seni süren Mehmetçik'in genelkurmayı... Kendini böyle onaylatıyor, vatanını daha çok severek, daha dindar görünerek... Zeki Müren de mirasını aynı yere bağışladı. Dünya üzerinde eşcinselliği hastalık olarak gören tek kuruma, orduya. Eşcinselsen sana çürük raporu veriyorlar. Kaldı mı artık çürük diye bir şey... Hele mal varlığını buraya bağışlamak celladına hayran olmak gibi, sahibine hayran olan köle gibi...

Esmeray Cadı'nın Bohçasını bu sefer Klan Teras Kafe'de açıyor.

Adres: İstiklal Cad. İmam Adnan Sok. Eski Beyrut'un yanı, Klan Teras Kafe

Tarih: 13 Ağustos Çarşamba

Saat: 20.00

Giriş: 15.00 YTL (İlk içki dahil)

İletişim için: 0538 427 16 47