Yaşam / Dünyadan

Venezuela Anayasası’nda trans olmak: ‘… ve benzeri’

Çarşamba, 25 Aralık 2013
Tamara Adrian, Venezuela’nın 3 farklı üniversitesinde hukuk profesörü olarak çalışıyor. Akademik mücadelesinin yanı sıra, hem kendi ülkesinde hem de dünyanın her bir yanında transların daha iyi barınma ve çalışma imkânlarına sahip olmasının da mücadelesini veriyor. Kısa bir zaman önce de, uzun sorumluluk listesine büyük bir görev daha ekledi: Uluslararası IDAHO-T* Komitesi Başkanlığı. Alınan bu sonuç, Tamara ile direkt çalışabilme şansını da verdi bana artık.
 
Venezuela, aslında dünyada trans kimliği tanıyan ilk ülkelerden -1977 yılında- biri. Ancak pratikte trans toplum hâlâ büyük yasal sıkıntılar yaşamakta; Tamara da tüm bunların bir resmini çizmek için dergimizin konuğu.
 
Tamara’yı birebir dinlemek isteyenleri şimdiden Mayıs 2014’te Ankara’ya davet etmekte fayda var. Kendisi, 9. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın ana konuklarından biri olacak.
 
Aynı zamanda okuduğun yer olan Católica Andrés Bello Üniversitesi’nde mi çalışıyorsun hâlâ? Nasıl çalışma şartların?
Otuz küsur yıl önce bir avukat olarak mezun olduğum Católica Andrés Bello Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim şu an. Aynı zamanda Central de Venezuela ve Metropolitana Üniversiteleri‘nde de çalışmaktayım. Cinsiyet geçiş sürecimden çok daha önce tanınan bir profesördüm. Bu, çalışma şartlarımı aynen sürdürmeme ve yaşanabilir bir hayat sağlamama yardımcı oldu. Bundan dolayı kendimi epey şanslı hissetmekle birlikte, bu durumun ayrımcılığı her yönüyle deşifre ettiğinin de altını çizmek istiyorum. Zihinlerde şunu temizlemek gerekiyor yani: Yaptığınız mesleği becerip becerememenizin, cinsel yöneliminizle ya da cinsiyet kimliğinizle en ufak bir bağlantısı yok.
 
Elbette ayrımcılığa karşı yasalar, bu amaca ulaşmanın olmazsa olmazı. Ancak bundan da önemli olanı, iş daha çok yoksulluğa ve toplumun kenarına atılmışlığa varmadan, trans toplumun gerekli mesleki donanım imkânlarına sahip hale gelmeleri.
 
Venezuela Anayasası, sizleri “ve benzeri” olarak tanımlıyor. Bu anlamda ortak bir noktamız var. Bu tarafta değişen hiçbir şey yok yıllardır. Peki, orada gelişme var mı?
Hayır, değişen pek bir şey yok. Şu an, toplumsal cinsiyetimin yasal anlamda tanınması için resmi evrak peşinde koşturuyorum; hukuki davam, Amerikalar Arası İnsan Hakları Komisyonu’na kadar vardı. Venezuela, benim konuştuklarımdan çok kopuk meseleler ortaya koyarak, kafa karıştırıyor ve şunu diyor: “Medeni Doğum Kayıtları Yasası, isimlerin –cinsiyetin değil- değiştirilmesine pekâlâ izin veriyor. Herhangi bir kimlik tanınmadan önce, asıl isim meselesinin tanınmasının talebi gerekiyor.” Bunun elbette bir gram mantığı yok ve Komisyon içinde kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Şükürler olsun, Komisyon’un “cinsiyet kimliği”nden neyi kastettiği çok açık; hatta LGBT hakları için Özel Raportör atamayı gerekli görecek kadar kararlılar. Venezuela hükümetinin burada yaptığı, işi yokuşa sürmekten başka bir şey değil.
 
Bu elbette utanç verici, diğer Güney Amerika ülkelerinin yaşamakta olduğu değişiklikleri düşünürsek. Bunun en öne çıkan örneği Arjantin, herhangi bir cerrahi müdahale veya medikal bir durum şartı koymaksızın, kimliğin ve ismin değiştirilmesine imkân vermekle kalmıyor, aynı zamanda doğum belgesinin yeniden düzenlenmesini de mümkün kılıyor. Bu, cinsiyet kimliğinin tanınmasının yeni standardı haline geldi; bölge ülkeleri de aynı sonuçlar için mücadele eder durumda.
 
Barınma ve istihdam alanlarında, Venezuela ayrımcılık karşıtı yasalar sunuyor. Ancak anladığım kadarıyla asıl iş, ayrımcılığın kendisini ispatlamak. Bir avukat olarak, bu mücadeleyi anlatabilir misin?
Ayrımcılığa karşı işe yarayan ve sonuç veren yasalar yapabilmek için, “ispat yükü”nün de düzgün bir şekilde netleştirilmesi lazım. Yani biri ayrımcı bir tutum ya da uygulama ile karşılaştığını düşündüğünde, tutum ve uygulamanın sahibinin bir ayrımcılık saiki ile hareket etmediğini ispatlaması lazım.
 
Bunun olmadığı yerde, ayrımcılığı ispat etmek neredeyse imkânsız. Bu nedenle, “ırkçılık” gibi her detayı net bir şekilde yazılmış bir ayrımcılık türü de dâhil olmak üzere hiçbir ayrımcılık alanında emsal bir dava bulamazsınız Venezuela’da.
 
Devletin LGBT meselesine yaklaşımını özetlemek için, “Evet, bizlerle savaş halinde değiller, ama bizleri gördükleri de yok.” ifadesini kullanmıştın. Hugo Chávez’in ölümünden sonra durumda değişen bir şey var mı?
Chávez öldükten sonra, yasalarda değişen bir şey olmadı. Hatta çoğu kişi, yeni Başbakan Maduro’nun Chávez’den çok daha homofobik ve transfobik olduğunu düşünür durumda. Son seçim kampanyalarında birkaç aday LGBT toplumunu ve sorunlarını ağzına aldı almasına, ancak sorunlara tam olarak ne yapılacağına dair tek bir net kelime edilmedi.
 
Bir de sözde “Vatan Planı” dedikleri paket, Milli Meclis tarafından kısa bir süre önce onaylandı. O pakette LGBT toplumunun adı geçiyor ancak hangi bağlamda ve ne tür taahhütlerle geçtiğini kestirmek zor. İfade edilen, bu “yeni ülkenin” herkesin katılımına ihtiyaç duyduğu. Ardından kadınlar, işçiler, öğrenciler ve diğer gruplara mensup kişiler sıralanıyor. “Cinsel çeşitlilik sahibi” kişiler de eklenmiş, sanki bu önce sayılanlardan çok kopuk bir gruptan bahsediliyormuş gibi.
 
Son aylarda birçok Güney Amerika ülkesi protestoya ve direnişe tanık oldu. Türkiye’de de sesi gür çıkan eylemlerde buluştuk bizler de. Peki, bu sürecin Güney Amerikalı LGBT’lerin görünürlüğüne ve hayat kalitesine bir etkisi oldu mu?
Sözkonusu eylemlerin, halkın geneline yaptığı etkisinden –varsa böyle bir etki- ayrı olarak LGBT’ler özelinde sonuçlarının olduğunu düşünmüyorum. Örneğin Brezilya özelinde durum özellikle böyleydi: Eylemler o kadar genele yayılmıştı ki, LGBT’ler özelinde bir etkisini bulmakta kendi adıma zorlanıyorum.
 
Mayıs 2014’te Homofobi Karşıtı Buluşma etkinliklerimiz için Ankara’da ağırlayacağız seni. Valla çok heyecanlıyız! Yapacağın katkıya dair bizlere ipuçları vermeye ne dersin?
IDAHO-T etkinlikleri için Ankara’ya geleceğimden dolayı çok mutluyum. Bu yılın özelinde etkinlikler yerelden örgütlenecek, “ifade özgürlüğü” teması akılda tutularak. Bu temayı cazip kılan, Rusya ve diğer ülkelerde yapılan homofobik yasalara karşı yürütülen eylemlilikleri tek bir kanala yönlendirmek. Hedef aynı zamanda birçok başarı hikâyesinin geldiği ülkelerin eylemlerini de derlemek.
 
Yapmak istediğimiz, bir insan hakkı olarak “ifade özgürlüğü”nün “konuşma özgürlüğü”yle karıştırılmaması gerekecek kadar farklı şeyler olduğunun altını çizmek. Bu yılın kampanyaları ile “ifade” denilen şeyin kişinin kıyafetlerini, tavırlarını, davranış kodlarını, saçını başını ifade etmesini de kapsadığını vurgulamak. Yani bu şekilde kişinin cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği ifadesinin de tüm bu söylenenlerden ayrılamayacak birer olgu olduğunu göstermek. Bu güçlü fikrin, “ifade özgürlüğü”nü düzenleyen uluslararası anlamda geçerli yasalara da etki edeceğini umuyoruz. Ankara’da bu konuya dair katkı sunmaya çalışacağım.
 
* International Day Against Homophobia and Transphobia (Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gün)
 
İlgili haber:
Kaos GL Temsilcisi IDAHO Komitesi’ne Seçildi
http://kaosgl.org/sayfa.php?id=11812