Kültür Sanat

Yeni bir mecranın ve yeni bir mahfilin doğuşu: Şerhh dergi

2 Kasım 2014
Şerhh Mayıs ayıyla beraber ilk sayısıyla karşımıza çıkan bir şiir ve eleştiri dergisi. İlk sayısında yer alan meramlarında anlattıkları gibi "şimdilik mahfili, beş genç şairden, Monica Papi, Aras Keser, Kadir Yamaç, Eren Barış, Servet Turan’dan mürekkep. Yeninin adına söyleyebilecek şairlerini ve yazarlarını aramayı, bulmayı, edebiyatın başka türlü de yapılacağını göstermek istiyor.
 
Öncelikle derginin ismiyle başlamak istiyorum. Derginin ismi neden şerhh?
Dergideki herkesin bir şerhi var bu dünyada, farklı farklı şerhleri var; verili düşünceye, devletlu düşünme biçimlerine ve onun sınırlarına, belirli yazı biçimlerine, formlarına karşı bir şerhimiz var. Bunu bir karşıtlık zemini olarak kurmuyoruz. Toplantılarımızla, yazım biçimlerimizle, çalışmalarımızla bunu icra etmeye çalışıyoruz. Dergiyi de bir “beden” gibi düşünebiliriz. Şerhh kelimesi sözlüklerde aslında olmayan bir kelime, sözlüklerdeki “şerh” tek h’li olarak yazılır. Biz h’yi şeddeledik, yani ikiledik, bu hem bir espri hem de varolagelen şerhlerin de şerhi.. Bu bizim “şerhh”imiz. Bizim bakış açımız, paradigmamız..
 
Bu ekip, mahfil nasıl bir araya geldi? Nasıl bir tahayyülü var?
Aslında  4-5 yıldır bir aradayız, elbette ayrılanlar katılanlar oldu. Bu süreçte başka çalışmalar da gerçekleştirdik beraber şimdi şerhh’i oluşturduk. Dergiyi oluşturma düşüncesi yıllarımızı aldı, ama dergiyi basmak çok kolay oldu. Şerhh bir mahfil.. Şiirlerimizi ve yazılarımızı yazdığımız, tartıştığımız, yayımladığımız bir mecra. Usta-çırak ilişkisine, önerilere, tartışmalara önem veriyoruz. Dergiyi bir “kazı alanı” olarak görüyoruz, ince ince dokuyarak hazırlamaya çalışıyoruz dergiyi..
 
Kurumsal bir süreç işletmiyoruz dergide. Takvimlere bağlı olarak dergi çıkmıyor. Derginin sayfaları dolsun diye de çıkmıyor. O yüzden yılda en az üç kez çıkacak şerhh dergi. Bir sonraki sayımız eylülde. Her yazının, şiirinin üzerine düşünüyoruz, tartışıyoruz; başka yazıların oluşmasına katkıda bulunmasını istiyoruz bu dikkatimizin, çalışmamızın.. Bağımsız bir dergiyiz, küçük katkılarla hazırladık dergiyi. Turgut Uyar’dan söylersek: "Efendimiz Acemilik!"
 
Politik edebiyat mı yapıyorsunuz?
Politik edebiyat yapmıyoruz, biz edebiyat yapıyoruz. Yaptığımız şey politikayla birlikte ama, temel saikimiz politika değil. Edebiyatı bir araç olarak görmüyoruz. Doğrudan edebiyat ve doğrudan politika yapıyoruz bir nevi. İnsan açıp bakınca bunu görüyor zaten, “Lübnan’ın Hayaletleri” isimli yazıyı okuduğunda bu ülkeden sürülen, yok edilen Ermenileri anlayabilir ama, yazı aslında bir seyahatname, seyyahname.. Edebiyat yapma çabasını, cehdini önemsiyoruz. Edebiyat yapmanın kendisi zaten politik tahayyüle de olanak açıyor. Aslında edebiyatın da, politikanın da tam da böyle yapılmasına dair tutkumuz, arzumuz da  yok değil. Geçişkenlikler mümkün, ama hiyerarşik bir edebiyat-siyaset yapma tahayyülümüzde ve pratiğimizde yok. Bizim edebiyattaki arayışlarımız günümüz edebiyatı içinde başlı başına politik bir tavır diye düşünüyoruz. 
 
Gezi süresince duvarlarda, Facebook’da ve ya Twitter’da oldukça fazla şiir paylaşıldı “şiirsokakta” gibi hastagler ortaya çıktı, bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şiirin verili alanlarını belirlemek, nereye yazılacağını belirlemek rahatsız edici. Elbette insanların Turgut Uyarı sevmesi, şiirlerini bir uyarı olarak kullanması da sorun değil. Ancak bu durumun o şairlere karşı de-modelik de getirdiğini, içinin boşaldığını düşünüyoruz. Bu süreçle beraber insanlar Turgut Uyar’ı, Cemal Süreya’yı, Ece Ayhan’ı ne derece okudu?.. Şairlerin okunması, paylaşılması güzel ve fakat Turgut Uyar’ın yıprandığını düşünüyoruz. Bir melankoli üzerinden, aşk üzerinden sürekli yalnızlık teması üzerinden ele alınması elbette hepsini Turgut Uyar’da bulabiliriz, ancak o şairin diğer şiirlerine ve nesrine de önem vermemiz gerekmekte, o şairin çelişkilerine,  farklılıklarına tanıklık etmeliyiz. Onu bütünleyen anlamları hissetmek, o yazıları okumak, ona göre analiz etmek oldukça önemli. Bizim “şerhhi”miz de biraz da buna yönelik olabilir bu konuda.
 
Dergide Guillaume Apollinaire’in "Bir Don Juan’ın Maceraları" kitabının Türkçe çevirmeniyle bir söyleşiniz var.  Çevirmenin yargılanması galiba ilk kez karşılaşılan bir durum. Mahkemenin kitabı bir sanat eseri olarak kabul etmemesi durumunun bir benzerini Kaos GL’de yıllar önce derginin kapağı konusunda benzer bir süreci yaşamıştı. Sizce burada yapılmaya çalışılan şey ne? Sanatçılar böylesi durumlara karşı ne tür direniş pratikleri geliştirebilirler?
İlginç bir şekilde mahkeme bir dünya şairini, yazarını, Guillaume Apollinaire’i yargıladı bu süreçte. Türkiye’de şimdiye kadar yazarlar hep politik sebeplerle yargılanmıştı. Ancak bu durum biraz daha farklı. Hem çevirmeni hem yayıncısını yasaklayabiliyor muktedir. Türkçe’de buna benzer kitap ve yazılar yazılmasını, ilham alınmasını engellemektir bu davanın esas amacı.  Türkçe edebiyata bir gözdağıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğüne elbette büyük bir darbedir. Bunun için edebiyatçıların Türkçe edebiyatta içtihatlar yaratması lazım. Maalesef, son dönemde Enis Batur’un “Elma” romanı akla geliyor sadece Türkçe edebiyatta dava konusu olan..
 
Son olarak takip ettiğiniz, güzel işler çıkaran edebiyat dergileri fanzinleri var mı?
Anaakım dergilerin çoğuna bakıyoruz. Yasak Meyve, Varlık, Hece, Sözcükler gibi edebi-siyasi rejimleri ne olursa olsun, majör isimlerin olduğu dergilerde edebiyata dair çok ince, güzel işler pek görmüyoruz. Ama elbette arada farklı güzel çalışmalarda yer almıyor değil, bizim açımızdan. ‘90lardan bu yana İslamcı edebiyatta bir reformu görüyoruz ama, sol yönelimli yayınlarda böyle bir şey yok. Tek problemin görünürlük üzerinden kurulduğu, sayfa doldurulunca derginin tamamlandığı çalışmalar ortada. Biz derginin yazılarla doldurulmasından değil, belki de boşaltılmasından yanayız!..
 
Natama, Duvar, Fayrap, Ücra dergisini yakından takip ediyoruz. Ama oluşturmaya çalıştığımız mahfil, genç-yeni şair ve yazarların bir araya geldiği, tartıştığı yer olsun istiyoruz. Daha tek bir isim üzerinden derginin mayalandığı bir yer olsun istemiyoruz. Beş kişiyiz beşimizde farklılıklarıyla derginin işlerini kotarmaya çalışıyor hevesle. Yeni sayıda mahfilimizi daha genişletiyoruz, sadece şiir yayımlayan bir dergi değiliz. Aynı zamanda nesirde, eleştiride farklı formlarda yazılar, söyleşiler, çeviriler yayımlayacağız.
 
*Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Queer ve Sanat” başlıklı 137. sayısında yayınlanmıştır.