İnsan Hakları

‘Düşünce özgürlüğü zorunlu olarak protestoyu da içerir’

Perşembe, 3 Eylül 2015

İnsan Hakları Yaz Okulu’nda konuşan Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç: “Düşünce ve tartışma özgürlüğü zorunlu ve doğal olarak protestoyu da içerir. Dolayısıyla protesto hakkı eleştiri hakkının radikalleşmesi olarak da görülebilir.”

Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Bölümü'nün İnsan Hakları Ortak Platformu ile birlikte bu yıl beşincisini düzenlediği İnsan Hakları Yaz Okulu “Protesto Hakkı” Temasıyla başladı.

Programın ilk oturumunu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç gerçekleştirdi. “Protesto Hakkı: Kavram ve Sorunlar” başlıklı sunumunda Aytaç şunları dile getirdi:

Kitle hareketleri ve protesto hakkı

“İçinden geçtiğimiz süreçte büyük protestoların gerçekleştiğine şahit olduk, oluyoruz. Protestoların dünyayı ve kendimizi nasıl konumlandırdığımızla oldukça ilgili olduğunu düşünüyorum.  Bu sunumda da öncelikle bu kavramın çevresini betimleyerek devam etmek ve protesto kültürüne değinmek istiyorum.

“1968’den bu yana kitle hareketlerinin gösterdiği süreklilik ve yaygınlık bakımından ortaya çıktığı biçimine daha önceki tarihlerde tanık olunmamıştı. Yerel veya bölgesel düzeyde bazı durumlarda siyasi devrimlere kadar vardığını, toplumsal değişimlere neden olduğunu elbette gördük ancak bu modern protestoların aynı heyecanı yaratmadığını söylemek yanlış olmaz sanırım. Bunun en önemli nedenlerinden birinin kitlesel protestolarda gerçekleşen önemli bir dönüşüm olduğunu düşünüyorum.

“Kitle hareketleri ya da protestoları genellikle toplumsal ve ekonomik ilişkilerin asıl belirleyici olduğu çözümlemeler içine yerleştirilerek değerlendiriliyor ve kolektif eylem, davranış süreçleri onlara iştirak etmiş kişilerin arka planlarına bakılarak anlaşılabileceği düşünülüyor. Ancak nerede ne zaman ortaya çıkacağını açıklamakta oldukça zorlanıldığını görüyoruz. Bu protestolar neden 10 yıl önce değil de bugün? Neden Latin Amerika değil de Tunus?

“Bunun için protestonun siyasal karakterini ekonomizme ve sosyolojizme indirmeden kavramak oldukça önemli.

“Protestolar içinde şekillendiği koşullara göre bir özerk bir mahiyet kazanır -eğer böyle olmasaydı biz kolaylıkla ön görebilirdik ne zaman nasıl olacağını-.

Özerkliğin etkileri

“Bu özerkliğin etkilerini şu başlıklar üzerinden okuyabiliriz,

“Bulaşıcılık: Adeta dalgalar şeklinde yayıldığını görüyoruz protestoların. Örneğin 1848 ihtilallerini ya da ulus devrimlerin ortaya çıkışını düşünün ve ya Fransız ve Amerikan devrimlerini düşünün ya da 20. yüzyıldaki gençlik hareketlerini düşünün, bunların nasıl bulaştığını.

“Farklı gelişkinlik düzeyinde ve gündeminde olan toplumlar bu protesto dalgalarından daha farklı şekillerde etkileniyorlar, bunların bir kısmını alırken diğerini almıyor, kendine göre yeniden şekillendiriyorlar.

“Potansiyel: Kitle protestoların da yerel farklılıkların ve bu protestoların potansiyellerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin Doğu Almanya yıkıldı ve biliyoruz sovyetler yıkıldı ancak orta doğu'nun bu süreçlerden etkilenmediği düşünülür. Dünyanın pek çok yanındaki direnen insan toplulukları tarafından bu deneyimlerin bir model oluşturduğunu görüyoruz. Bu hareketlerin aynı dalganın bir uzantısı olmaktan kaynaklanan bir dayanışmanın da kurulduğunu görüyoruz örneğin gezi döneminde pek çok ülkeden gelen dayanışma videolarını hatırlayabiliriz.

“Protesto hareketleri dünyanın pek çok yerinden deneyim aktarım ve paylaşım faaliyetinin bir parçası haline geliyor.  Bu kadar geniş bir dayanışma ağı ortaya çıktığında yeni bir anlayışı da ortaya koymak gerekiyor. Protestolar herhangi bir merkezin dolayımından geçmeden ve ya aşkın bir beynin, aklın kurallarına dahil olmadan gerçekleşebiliyor.

“Bu hareketler genellikle hareketi çekip çevirecek bir merkezinin olmayışı üzerinden pek çok "protestocu" içinde eleştirilmesine elbette sebep olmuştur. Bu kitlesel protestocuların iktidarı kendine alı koyma ve ya onu fethetme gibi eğilimi yok.  Oysaki şimdiye kadar kitleler genellikle ya iktidara tabi ya da ona yönelen, onu arzulayan, adeta bir doğa gücü gibi düşünülmüştü. Örneğin Lenin "Devlet ve Devrim"de "Devrim her zaman her yer de bir iktidar sorunudur." der.

“Günümüzde kitle-isyan hareketleri bu ikiliğin dışında bir alternatife yönelmiş gibi görünüyor; iktidarı yok sayıyorlar. Bu iktidarın kuralları ve yasalarıyla bağlı olmadığınız anlamına geliyor. Bu da iktidar için oldukça sinir bozucu, bir şekilde bu ikiliğe dahil etmek için komplolar çalıştırıyor. Bu bize iyi bir hayat yaşayabilmek için iktidara ihtiyacımızın olmadığını söyleyebilir. Bunu "iktidar olmadan dünyayı değiştirme ya da protesto yoluyla dünya şekil vermek" olarak da düşünebiliriz.

“Günümüz protesto hareketlerini belirleyen temel dinamizmi anlayabileceğimizi düşünüyorum artık;

“Basitçe "Bireylerin ve toplulukların kamu ve özel kesim tarafından yürütülen politikalara karşı gösterdikleri tepki"yi protesto olarak düşünebiliriz. Bu açıklamada yöneten ve yönetilenler olarak ayrışma ve burada cereyan eden rahatsızlıklar olarak görülüyor. Ancak protestoyu bu ikilik üzerinden anladığımızda bana göre önemli noktaların kaçtığını olduğunu düşünüyorum.

“Bunu yakalamak için ifade kavramının önemli olabileceğini düşünüyorum. İfade kendisini dil içerisinde var eder, dil derken sözlü ya da sözlü olmayan anlam sistemlerini kastediyorum. Böyle bakınca protestonun da mahiyetiyle kesinlikle bir ifade olduğunu görebiliriz.

Protesto dil içerisinde nasıl var olur?

“Protestonun kökenine baktığımızda deklare etmek, bulunmak ya da bir şey için tanıklık etmek anlamlarında da kullanıldığını görüyoruz.

“Protestonun bir bildirimde, deklarasyonda bulunmak olduğunu düşünürsek protestonun bir ilişki kurma biçimi olduğunu söyleyebiliriz, protesto öteki yönelimli bir davranıştır.

“Ticaret hukukunda protesto çekmek tabiri vardır örneğin bu bize iyi bir örnek. Karşı taraf zaten borcunu ödemediğini biliyor, hedef bir üçüncü tarafın bu ilişkiye dahil olması aslında.

“Protesto eden tarafın rahatsızlık duyduğu sorunu çözme hedefinin gerçekleşmesi protestocunun kudretini aşmaktadır bu gücü kazanabilmektir. Dolayısıyla öncelikle en az 3 taraflı bir ilişki gerektiriyor protesto için ve mahiyeti itibariyle sosyal bağ ve ilişki biçimi olduğunu görüyoruz. Böylelikle protesto bir kopuş ya da imha talebi değil mevcut dengelerin taraflar arasında yeniden tahsis edilmesini talep eder.

Protestoyu siyasal bir olgu olarak incelemek

“Protestonun siyasal kullanım biçimlerinin bu hak biçimleri üzerinde nasıl bir etki yarattığını konuşacağız.

“Biz hak derken somut olarak ve kısaca; hukuk düzenin bireylere tanıdığı yetkiyi kastediyoruz. Bu kısa tanım bir kaç önemli öğeyi örtük olarak dile getiri. Örneğin hakkın bir yetki olduğunu söylediğimizde kudret ya da güç kavramı ile ilişkileniriz. Hak sahibi olmakla belli bir güç sahibi de olmuş oluyoruz, elimizde bir yetki, dış dünya üzerinde bir etki yaratma şansımız oluyor.

“Diğer bir gizil anlam ise özgürlük ve hak arasındaki ilişkidir. Yetki kişilere bir yetki kudret kazandırsa da bir zorunluluk dayatmaz. Yetki elimdeyse belki kullanırım ya da kullanmam. İfade özgürlüğü hakkım varsa istersem kendimi ifade ederim ya da etmem, seçme özgürlüğüm vardır. Bu kudretin bana tanınmış olmasının en önemli sonucu benim özgür kılınmış olmamdır. Dolayısıyla hak kudretle donatmanın ardından ikinci olarak özgürlük tanıyor.

“Bu tanım son olarak ise o kudrete içkin olan bir menfaat barındırır.

“Bu bahsettiğim üç unsur da hakkı tarif eder ancak unsurların hepsinin derecelendirebilir olduğu sonucuna varıyoruz. Daha çok güçlendiren, daha az özgürlük sağlayan daha çok menfaat barındıran haklar olabilir. Yani her hak aynı menfaati, özgürlüğü, kudreti sağlamazlar, teknik olarak normlar hiyerarşisi diyoruz buna.

“Normlar hiyerarşisinin en üst basamağı olarak  -en fazla özgürlük alanı sağlayan- haklara insan haklarını görebiliriz. Bir hakkın hukuku statüsünün ne olduğu, o hakla ortaya çıkan koşulların kimler tarafından korunacağına, yardımcı olacağına bakılır.

“Protesto hakkını bu nedenle insan hakları içerisinden tanımlamak oldukça önemlidir.

“İnsan haklarının düzenlendiği uluslararası belgelerde protesto hakkı ayrı bir hak olarak düzenlenmemiş, özel olarak vurgulanmamış ve kendi başına bir hak olduğu dile getirilmemiştir. Protesto hakkının bir hakkın içeriğinin yerine getirilmesinin olanaklılığını sağlamak üzerinden düşündüğümüzde ne kadar alakalı olduğunu görüyoruz. Örneğin ifade özgürlüğünü, toplantı ve gösteri hakkını düşününün, bu hakların kullanımından türeyen zorunlu bir durum etki olarak görülebilir protesto hakkı.

“Düşünce ve tartışma özgürlüğü zorunlu ve doğal olarak protestoyu da içerir. Dolayısıyla protesto hakkı eleştiri hakkının radikalleşmesi olarak da görülebilir.”