Yaşam

Kurtlu!

Perşembe, 19 Şubat 2009
Gözlerim etrafa kaydı. O pis pis bakan gözler artık pis pis sırıtıyor. İstedikleri oldu. Asayiş berkemâl, zararlı böcek ezildi. Sadece sustum. Sen kendini belli eden, baş kaldıran, çıban başısın, L/G/B/T/T 'sin! 
                                                                                                                                  Lamb - "Gabriel", Noir Desire - "Le Vent Nous Portera", My Dying Bride - "For My Fallen Angel", Deep Forest - "Sweet Lullaby" vs. Beni hep başka alemlere götürdüğüne inandığım şarkıları sırayla mp3 çalarıma yükledim. Üzerimi değiştirdim. Süslenip, kulaklıkları da takıp çektim kapıyı, yola çıktım. İstikamet İstiklâl Caddesi.  

Alışveriş yapılacak, gezilecek, tozulacak, sonra bir kafede soluklanıp, bir fincan çay eşliğinde pencereden insanlar ve İstiklâlin hareketliği seyredilecek. Yani keyif katmerlenecek. Hava da süper; yağmurlu. Ooooh mis gibi bir hafta sonu olacak! (mı acaba?) derken otobüse bindim. Her zaman en sevdiğim en arka sağ köşeye oturdum. Ben gülümsüyorum. Gün süper ya, güzel geçecek ya, her şey tam istediğim gibi stresin panzehirini de bulmuşum, tabii ki gülümseyeceğim. Ancak insanlarda bir hoşnutsuzluk, bakışlarında huzursuzluk. "Beni sevmediğinizi biliyorum, bu kadar belli etmenize gerek yok" der gibi gülümsemeye devam ediyorum ben de. Ne de olsa bu bakışlara, huzursuzluklara alışığım, umursamıyorum.

Bir kaç durak sonra ön kapıdan biri bana doğru geliyor. Anaaaa! Arkadaşım. Öpüşüp kucaklaştık. Yanıma kuruluverdi. Kakara kikiri, azıcık dedikodu;
-Aaa günü beraber geçirelim mi?
-Ne güzel olur (plânlar, gülüşmeler... Sonra bir sesle bölündü.)
- Kurtlu musun ? (bunu söyleyen bir polis)
- Efendim, anlamadım ?
- Kurtlu musun diyorum. Gülüp duruyorsun. Çenen durmadı.
- ?????....!!!!!!..... :(((
Duyan, otobüsü çınlatıyoruz sanır, kahkahalarla. Gayet kısık bir sesle konuşup gülüşüyoruz.                                                                                                                                   Gözlerim etrafa kaydı. O pis pis bakan gözler artık pis pis sırıtıyor. İstedikleri oldu. Asayiş berkemâl, zararlı böcek ezildi. Sadece sustum. Arkadaşımla vedalaşıp bir sonraki durakta indim, eve döndüm.

Demek ki neymiş; onların arasında konuşmayacaksın, gülmeyeceksin, hatta nefes bile almayacaksın. Bir de, neden diye soruyor musun? Sen kendini belli eden, baş kaldıran, çıban başısın, L/G/B/T/T 'sin! Varlığımız varlıklarına sakıncalı, gülüşlerimiz kurtlu, hatta kalplerimizi bile küflenmiş sanıyorlardır. Ne kadar sevecen, ılımlı, saygılı, iyi olursanız olun bir otobüs dolusu homofobik/transfobik illâ ki, bir yerlerde üzerinizden geçip, sizi asfalta yapıştırıveriyor böyle.

Evime vardığımda çok ağladım, üzüldüm. Kızdım kendime, Neden? "Rahatsız edici bi ses tonuyla konuşmuyoruz, gülmüyoruz ki, sizi rahatsız eden cinsel kimliğimiz mi?" diyemedim. Düşündüm, düşündüm, düşündüm... Birden kafama dank etti. Sonra da "Hani mücadele edecektik? Hani pes etmek yoktu? Sustun ve iptal ettin plânını, ödün verdin yine işte!" deyip, kendime bir daha kızdım.

Ertesi gün, öğleden sonra arkadaşımı arayıp, buluşalım dedim. Buluştuk. Gülüştük. (kurtlu kurtlu) Etrafa duyura duyura güldük bu defa. Bölemedi kimse. (kısasa kısas değil, sadece yaşadığımızın etkisiyle verilen ters bir tepkiydi.) Onlar, homofobik/transfobik olabilir; Yılmıyorum. Yılmam. Yılmayacağım...
 
Yılmayalım ya!!!
Kurtluyuz işte var mı ötesi?