Yaşam / Cinsellik

Cinsel şiddetle mücadele için kavramlar: Mağdur suçlayıcılık

Cuma, 14 Haziran 2019

“Patriyarkal kültürün ilk başvurduğu şey faili aklama çabasıdır”

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne Kaos GL Dergi’nin 163. Sayısında “rıza kültürü”nü, 164. Sayısında ise “tecavüz kültürü”nü sormuştuk. Derneğin 2017 yılında gerçekleştirdiği ‘Kavram Tartışmaları’nda cinsel şiddetle ilgili İngilizceden çevrilen kavramlarından bu defa da “mağdur suçlayıcılık” terimini ele alıyoruz.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne çeviri bir kavram olan “mağdur suçlayıcılık” nedir diye sorduk. Dernek, mağdur suçlayıcılığın tecavüz kültürünün bir ürünü olduğunu ve failin failliğini belirsizleştirdiğini söylüyor. Dernek, sınırları ihlal edilen bir kişinin bir de mağdur suçlayıcılık ile karşılaşmasının iki kere şiddete maruz bırakılmak olduğunu söylüyor. Sözü Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne bırakalım.

“Mağdur suçlayıcılık” sıklıkla karşılaştığımız bir kavram. Neden bu kadar çok karşılaştığımız sorusu ile başlayalım mı?

Evet, dediğin gibi çok sık yapılıyor. Fail olduğuna dair hakkında beyan olan bir kişinin – bilhassa sosyal ve kültürel sermayesi nedeniyle – hemen itibarlılaştırılması yoluna gidiliyor. “O yapmaz” çünkü “şöyle iyidir, böyle güzeldir, aman da nasıl akıllıdır, entelektüeldir, değerli bir sanatçıdır” vs. Böyle denildiğinde doğrudan failin failliği görüş alanımızdan silinir, hemen beyan sahibi yalancılıkla suçlanır. Mağdur suçlayıcılık da burada başlıyor zaten.

Mağdur suçlayıcılık tecavüz kültürünün bir parçası olabilir mi?

Parçası elbette. Patriyarkal kültürün ilk başvurduğu şey faili aklama çabasıdır. Fail manipüle edilmiş, kandırılmış, baştan çıkarılmış bir zavallı gibi görünmeli ki suçlanmasın. Burada hemen ahlak devreye girer: “zaten göz süzmüş, zaten gece orada ne işi varmış, onunla içki içmiş, evine gelmiş” ve dahası… Dolayısıyla hayatta kalanın maruz bırakıldığı şiddeti hak ettiğini düşündürtecek her türlü suçlama yapılarak, failin failliğinin üstü örtülür.

Mağdur suçlayıcılıkta ‘rıza’ kavramı ne durumda oluyor?

Şiddete maruz bırakılan kişinin rızası burada “varsayılıyor”. “İstemese hayır derdi” deniyor sözgelimi. Hâlbuki cinsel şiddet meydana gelen durumdan fail sorumludur; yani hayatta kalanın vermediği onay değil, onay verilmediği halde eylemi yapan fail suçludur. Onay almadan hareket etmiştir ve cinsel şiddet ortaya çıkmıştır. Ama siz mağduru suçlarsanız, ya mağdura yalancı demiş olursunuz ya da her davranışa hâlihazırda “onay vermiştir” diyerek orospufobik davranırsınız.

Mağdur suçlayıcılığın sonuçları hayatta kalan için nedir?

Zaten sınırlarımızın ihlal edildiği bir durumla karşı karşıyayız. İstemediğimiz bir eyleme maruz bırakıldığımızı beyan ediyoruz. Bir de mağdur suçlayıcılık ile karşılaştığımızda, birincisi, beyanımız esas alınmadığı için iki kere şiddete maruz bırakılıyoruz; ikincisi, sanki yaşamak zorunda bırakıldığımız şiddet makul ve kabul edilebilirmiş, zaten bunu hak etmişiz gibi gösterilip tekrar tekrar travmatize edilebiliyoruz.

Bir olayda mağdur suçlayıcı olup olmadığımızı nasıl anlayabiliriz?

Eğer ilk olarak aklımıza failin edimi değil de maruz bırakılanın / hayatta kalanın yapıp yapmadıkları geliyorsa, mağdur suçlayıcıyızdır.

Mağdur suçlayıcılığın önüne nasıl geçebiliriz?

Birincisi, beyanı esas alarak ve ikincisi genel ahlaki tahayyüllerden, orospufobik tavırlardan vazgeçerek. Beyanı nasıl esas alacağız? Şayet ortada bir beyan var ise aksini kanıtlamak fail olarak addedilenin sorumluluğudur. Hakkında beyan olan kişi de sorumluluk alıp şiddetsiz bir iletişim yöntemini uygulayarak, dinleyerek, maruz bırakılandan gelecek taleplere göre hareket ederek mağdur suçlayıcılığın önüne geçebilir. Karşınızdakini suçlamak, yaptığınız eylemin kabulünden veya sevdiğiniz birinin hoşunuza gitmeyecek bir şey yapmış olması durumunu kabul etmekten daha kolaydır. Kimse sevdiklerinin hata yapabileceğini kabul etmek istemez. Ama bu mağduru suçlayan kültürü yeniden ve yeniden üretir. Genel ahlaki yargılardan vazgeçerek hâlihazırda yerleşik patriarkal kültürün damarlarımıza zerk ettiği “herkesçe kabul görüyor öyleyse doğrudur” ya da “sekste illa romantizm olmalı” düsturunun getirdiği yanılsamadan kurtuluruz. Farklı cinselliklerin, yönelimlerin, ilişkilenme biçimlerinin farkına varmak için de bilgilenmemiz gerekir. Bilmediğimiz şey bizi korkutur.

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin “Dostluk” dosya konulu 165. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler ise önümüzdeki haftadan itibaren kitapçılardan yeni sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz. 

İlgili haber:

Cinsel şiddetle mücadele için kavramlar: Rıza kültürü

Cinsel Şiddetle Mücadele İçin Kavramlar: Tecavüz Kültürü