Medya

Umut dolu gezegenlere yolculuk: Müzik videolarında yeni bir soluk

Çarşamba, 4 Eylül 2019
Haber: Kaos GL

Tek derdin aşk ve aşkı kaybetmek olarak işlendiği birçok şarkının/klibin arasından sıyrılan, derdimizi derdi bilen ve bunu herkese ulaştırmak için uzun uğraşlar veren isimler de var.

Özgür Akın, Kaos GL dergisinin “Bir İnsan Hakları İhlal Aracı Olarak Hukuk” dosya konulu 166. sayısına yazdı:

Günümüz Türkiye müzik endüstrisine genel olarak baktığımızda özgür, özgün, derdi olan, alt metni dolu işler maalesef çok az. Hem müzikal açıdan hem de işlerini kitlelere ulaştırdıkları görseller açısından... Kısır bir döngünün içinde olan ve her şeyin yolunda olduğu algısıyla üretilen işlerin çoğunlukta olduğu tek derdin aşk ve aşkı kaybetmek olarak işlendiği birçok şarkının/klibin (ki aşk elbette her birimizin kanında bir zehir/panzehir olarak dolaşmakta) arasından sıyrılan, derdimizi derdi bilen ve bunu herkese ulaştırmak için uzun uğraşlar veren isimler de var.

Son zamanlarda özellikle “öteki” olarak toplum tarafından görmezden gelinen, paralel hayatlar yaşasak dahi yolları ısrarla kesiştirilmeyen bizlerin de toplumun birer parçası olduğumuzu tatlı sert ama görmeyi bilene de apaçık sunan bir isim var ki işlerine hayran kalmamak mümkün değil. Sinan Tuncay'dan bahsediyorum. Onu ilk olarak Sezen Aksu’nun “Vay” klibinde tanıdık. Kendi manifestosunu ilan ettiği beş klip geldi sonrasında. Sezen Aksu “Manifesto”, Sertab Erener “Bastırın Kızlar”, ardından tüm özgürlüğüyle Mabel Matiz’in “Sarmaşık” şarkısı, yine bir Mabel şarkısı olan “A Canım” ve son olarak Gaye Su Akyol’un “İstikrarlı Hayal Hakikattir” şarkısı.

Son üç klipte Sinan’ın nasıl özgürleştiğini ve Mabel ile Gaye’nin o karanlık ama umut dolu gezegenlerde nasıl kendi yollarını bulduklarını göreceğiz bu yazıda.

“Sarmaşık”

Mabel ve Sıla’nın birlikte yazdıkları “Sarmaşık” şarkısı; çetrefilli yollardan geçen, geçtiği yollarda yalnız yürüyen günümüz “aşığını” ve belki de tamamen bu hislerden arınmış bireyin portresini çiziyor. Bir yandan da birbirimize deva olmayı umarken sarmaşık gibi dolaşıp birbirimize zerk ettiğimiz zehirleri gösteriyor.

“Gönlün var mı bende sarmaşık?
Yol mu karmaşık, her neyse
Alıştık belki, aşk bu sırnaşık
Öldür dersin ölmez de.”

Klibindeki genel temayı ise şarkının karamsar fakat umut etmeyi bırakmayan hissi oluşturuyor. Karanlık yollarda rengarenk izler bırakarak tek başına gitmenin verdiği derin yalnızlık ve yöresinde birilerini bulma çabası ilk sahneden son sahneye kadar hissettiriyor kendini.

Rengarenk yollarımızda tek başımıza yürümenin verdiği yorgunluktan, insanların kendi gibi olmayandan uzaklaşmasının verdiği hüzne kadar hepsini Mabel’in gözlerinde öyle bir yakalamış ki Sinan… Hemen bir parça buluyorsun kendinden.

Başta yoluna serdiği gökkuşağı renklerinden oluşan kilimin üstünde kendi yolunu arayan Mabel’i görüyoruz. Antalya’nın Döşemealtı Kilikya köyünde geçen klip, düz bir bakışla dahi bizi etkilemeyi başarıyor. Bölgenin tarihi dokusu, kültürümüzün parçası olan imgeler hemen içine alıyor. Ama diyorum ya bu durum düz bir gözle baktığımızda öyle. Oysa serilen her halı bir sınır, sınırlarsa bir ön yargı. Elinde tuttuğu halısıyla onlarca halının arasında kendi yerini arayan, kabul göreceği umudunu son ana kadar yitirmeyen bir karaktere can veriyor Mabel. Ufacık da olsa bir yer bulmak için dönüp duruyor. Fakat bu karamsar arayışın yanında umut da çok, renklerini saça saça yılmadan yoluna devam ediyor. Kendi halısının (sınırının) içinde varlığını gösterdiği sahne klibin belki de en etkili sahnelerinden birisi. Öyle ki sınırları içinde dönüp duran, ama taşmak için de can atan gözlerle bakıyor bize. Klibi hüzünlü kılan ise sona doğru “oh sonunda kabul gördü” diye umut ettiğimiz o kendine yer bulup halısını açtığı sahne. Fakat o an yanındakilerin toparlanıp gittiğini görürüz. Dirsek mesafesi yakınında olup, ışık yılları uzaklıkta hislerle, bir başına kaldığı yargı duvarlarıyla kaplı koca bir çöldür. Dramatik bir sahneyle biter ve bir başına sınırları içinde kalır. “Toplum” diye adlandırdığımız her şey ve herkes yanından uzaklaşır. O ise bir topluluğun simgesidir. Geniş bir perspektifte bakacak olursak her birimizin her gün en az bir kere çarptığı ön yargı duvarlarının da bizi tekrar kendi sınırımıza ittiği aşikardır.

“A Canım”

Sözleri Mabel’e ait olan şarkı, baştan sona kendine ve içinde yaşadığı topluma “özüyle” karşı duruş sergiliyor. Bu toprakların tüm motiflerini benliğine işlediğini ve kendisini bu kültürle şekillendirdiğini hem şarkının müziğinde hem de sözlerinde bize açıkça gösteriyor. Albüm genel olarak “sizin olan benim de, ötede duramam” mottosuyla karşımıza çıkmakta. Bu her sözde, ritimde, seste kendini hissettiriyor. “A Canım” şarkısı da bu ince çizgide olabilecek en net fakat naif anlatımı benimsemiş. Şarkının sonunda ise daha cesur bir dille sesleniyor bize;

“Geldim üryan, yangın her yan
Kırıldı aynam, görecek mi?
Aşk ile terli bu hayvan
Desturla öğrenecek mi?”

Şarkının klibinde ise bir öncekinin aksine tüm gücüyle ve özgüveniyle karşılıyor bizi Sinan ve Mabel. Bu defa, her seferinde yok saymayı güç bilen, kendinden başkasını sevmeyenleri ters köşe yapıyorlar. Baştan sona modern dünyaya uyum sağlamış gibi dursak da özümüzde olan tüm imgeler bütün o yargı süzgeçlerinden kusursuzca geçiyor. Dantel, eski vitrinler, koltuklar, duvarda bizi izleyen geçmişin gözleri. Ve yıllardır bir tören gibi düzenlenen kız isteme ile zirveye çıkan o karşı duruş. Ellerinde nişan gondolu olan kadınlardan, yıllardır bildiğimiz isteme geleneğinin en büyük sembollerden birini kabul ederken görüyoruz burada Mabel’i. Kurgu tamamen geleneğimizin tersi olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki sonunda kahveyi yapan da kınayı yakan da o. Kırılgan bakışları, utangaç tavırları ve sonunda sandalyede oturmuşken etrafında kına yakılması klibi bir anda alt edebilecek durumdayken seremoni kimsenin eleştirmesine olanak vermeyecek kadar samimi ve güçlü bir şekilde işleniyor. Öyle ki sonrasında yaşadığımız kültürü bu kadar güzel yansıttığı için olumlu birçok eleştiri alıyor. Mabel ise bu törenle adete akışkan bir hale bürünüyor, cinsiyet dediğimiz kavram eriyor ve ortaya bambaşka hem bilinen hem de özünde gizli kalan bir karakter doğuruyor. Sinan’ın kurgusunun ve hikayesinin sağlam duruşu izleyene “ne oluyor ya?” demeye fırsat vermeden tüm bilindik kalıpların hepsini kırarak klibi sonlandırıyor. Oysa baktığımızda iki asi ve biz de varız diyerek kendilerini öne atan ama bir o kadar da kırılgan bir zeminde bağıran ruhları görüyoruz.

“İstikrarlı Hayal Hakikattir”

Sözü ve müziği kendisine ait olan, Gaye Su Akyol’un hayallerin gerçek olduğu gezegenlere füzeler uçurduğu, isminin hakkını veren şarkısıdır. Her şeyin mümkün olduğu, dertlerin ortak bir havuzda birbirine karıştığı, bir olmaktan kaçmayıp renklerimizle birbirimizi kabul ettiğimiz o paralel evrenin geçiş kapısında hep bir ağızdan söyleyeceğimiz sözleri içeriyor bence. Ki kendisinin uzay metaforunu şarkılarında sıkça kullandığını düşünecek olursak bu bir şifre niteliği de taşıyabilir. Genel olarak hayatı bu kadar ciddiye almadan ve kişiselleştirmeden kapsayıcı bir şekilde yaşamayı bize aktarır.

“İstikrarlı hayal hakikattir.
Ölüm var ve bu bir rüyadır.
Derdim derdine ortak olsun.
Salla be hayat Rock'n Roll’dur!”

Paralel bir evrene geçiş kapısına ulaşımın İstanbul’un sokaklarından geçen bir dolmuşla mümkün olduğu, bu dolmuşun da kaptanının Gaye Su Akyol olduğu fantastik ama bir o kadar hakiki bir iş olmuş “İstikrarlı Hayal Hakikattir”. Duraktan aldığı her karakter aslında; kendine sabitlenmiş görevlerden yorulan yan komşumuzu, bir iş yerinde tüm kalıpların ortasında sıkışmış olan arkadaşımızı, sürekli üstündeki sembollerin ve anlamlarının çizdiği kalıplardan usanmış eşimizi/dostumuzu temsil eder. Kaptan koltuğunda Gaye’yi; tüm ötekileştiren ve öteki konumuna düşen zihinleri alıp ‘sen onu kabul etmeden bu gezi bitmeyecek’ dercesine bakışlarıyla hedefe doğru sürdüğünü görürüz.

Kurgusunu Sinan’la ortak yaptığı klipte; transların, baş örtülü kadınların, dindar kişilerin, eli tespihli maçoların, kırılgan erkeklerin bilinmez yolculuğuna tanıklık ederiz. Bu yolculukta bildiğimiz tüm ön yargıları yok edip aslında hepimizin ortak korkulardan beslendiğini, en temelde hayatta kalma iç güdüsünün bizi kenetlediğini görürüz. Fakat asıl anlatılmak istenen; yolculuk sona erdiğinde ve hakikatler gezegenine iniş yapıldığında aslında tek faktörün korku olmadığı, tüm renklerimizle bir olabileceğimiz gerçeğinin de bir hakikat olduğunu kavradığımızdır. Sinan öyle güzel bağlamıştır ki bu geçişi, elinde sazı Anadolu kadını diye tabir edeceğimiz fantastik bir kahramana dönüşen Gaye’yi ve adeta bu kahramanın birleştirici etkisiyle absürt bir şekilde oynamaya başlayan dünyalıları görürüz sona doğru. Sinan’ın genel olarak yaptığı şey de tam olarak; göze sokmadan, ama eksik de göstermeden her bireyi kapsamasıdır. Klip bu çerçevede kimsenin yadırgama lüksünü kendinde bulmasına fırsat vermeden derdini anlatıyor. Tüm cinsiyetler, tüm görüşler, tüm inanışlar Hakikatler Gezegeninde ortadan kaybolup, şarkının da altını sürekli çizdiği istikrar ve hayali gerçekleştiriyor.

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin “Bir İnsan Hakları İhlal Aracı Olarak Hukuk” dosya konulu 166. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Basılı halini edinmek isteyenler, kitapçılardan sayıyı satın alabilirler. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.