Yaşam

“Biz kalacağız, bizi istemeyenler gidecek”

Çarşamba, 11 Eylül 2019

Trans kadın model İris, eğitim ve çalışma hayatında karşılaştığı ayrımcılığı ve ayrımcılıkla mücadelesini  “Birlikte güçlüyüz” yazı dizisi kapsamında​ kaosGL.org okurları için anlattı.

Fotoğraf: İris Mozalar, Elle Türkiye çekimlerinden

Eğitim ve iş hayatını bir arada yürüten trans model İris Mozalar, tüm kazanımlarını mücadeleyle elde ettiğini söylüyor. “Birlikte güçlüyüz” yazı dizisi kapsamında İris Mozalar, trans model olmanın zorluklarını, mücadelenin kendisine kattıklarını, gündeme dair fikirlerini ve hayallerini kaosGL.org okuyucuları için anlattı.

Bir yandan öğrencilik, bir yandan da modellik… Cinsiyet kimliğin nedeniyle bu alanlarda ayrımcılığa maruz kalıyor musun?

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde okuyorum. Birçok üniversiteye göre ayrımcılığa daha az maruz bırakılacağımı/bırakıldığımı düşündüğüm bir yer burası. Fakat tabi ki transfobi ve kadın düşmanlığı eğitim hayatında da rahat bırakmıyor. Eğitim hayatımda daha çok örtülü/içselleştirilmiş fobiyle karşılaşıyorum gerek akademisyenler gerek öğrenciler tarafından. Bunun haricinde okuldaki hocalarımın muhalif kişiliği, kimliğim konusunda beni bir nebze iyi hissettiriyor. Ama ne yazık ki insanların trans deneyime dair bilgisi çok az. Okulun kimliğime kendiliğinden duyduğu saygı haricinde tavizsiz ve inatçı tavrımla bu saygıyı kendim aldığımı düşünüyorum.

Eğitim ve iş hayatında seni güçlü hissettiren dayanakların neler?

Öncelikle trans bir kadın olarak akademide ve moda sektöründe bulunmak başlı başlına güçlü hissetmek için bir neden. Varoluşumdan ve dik başlılığımdan güç alıyorum diyebilirim.

“Önyargıları bizler yıkıyoruz”

Modellik kariyerin ne zaman başladı?

Kamera karşısındaki ilk deneyimim canım Gaye Su Akyol'un “İstikrarlı Hayal Hakikattir” şarkısının video klibiyle oldu. İlk görünürlüğüm burada ve bu kliple tanınmaya başladım. Ardından +90 adlı YouTube haber kanalının reklam yüzü oldum. Sonrasında Elle Türkiye için kamera karşısına geçtim.

Ardından birçok işte de bulundum. Derken görünürlük ve ufak çaplı bir tanınırlık kazandım. Bu süre içerisinde kamera karşısındaki ilk deneyimimden şu ana kadar ayrımcılığa yok denecek kadar az maruz bırakıldığımı düşünüyorum. Bu biraz çalıştığım harika insanlarla birlikte gelen bir şans tabii. Henüz yolun başındayım, nelerle karşılaşacağımı bilemiyorum. Fakat şundan çok eminim: Gözüm yükseklerde ve bu yolda kendimden, kimliğimden asla taviz vermeden yürüyeceğim. Her yürüyüşüm gibi bu yürüyüşüm de Onur Yürüyüşü. İşte güç aldığım nokta bu!

Victoria's Secret’ın transfobik Pazarlama Direktörü Ed Razek ise istifa etti ve marka trans kadın modelle anlaştı. Sektörde translara yönelik ön yargılar yavaş yavaş yıkılıyor diyebilir miyiz?

Öncelikle markanın ilk trans kadın modeli Valentina Sampaio'yu tebrik etmek istiyorum. Bu haber de, Ed Razek'in istifası da bana çok güç vermişti. Bizleri istemedikleri, dışladıkları her alanda teker teker var oluyoruz. Biz kalacağız, bizi istemeyenler gidecek.

Ana akımın dışındaki moda sektörü, artık endüstrinin dayattığı güzellik anlayışının dışında kalan bedenleri kamera karşısında görmek istiyor. Tabii ki bu durumun kendi içinde yine birtakım standartları var ne yazık ki. Yine de biz trans kadınların moda sektörü içinde büyük bir görünürlük kazandığını düşünüyorum. Bu kazanım bizim kazanımımız, yıllardır verdiğimiz örgütlü ve bireysel mücadelelerimizin kazanımı. Sektör içinde önyargılar yıkılmıyor, önyargıları bizler yıkıyoruz. Bazen kimliklerimizin vitrinlendiğini de hissetmiyor değilim ama kazanımımızın büyük olduğunu düşünüyorum.

“Trans hareketinin kazanımları katlanarak artıyor”

Türkiye’deki trans hareketi nasıl değerlendiriyorsun?

Türkiye'de 70'lerden kelebek etkisiyle büyüyerek gelen bir trans kadın görünürlüğü olduğunu düşünüyorum. Sloganlarımız bile “Buradayız, varız”dan, “Buradayız, alışın, gitmiyoruz”a evrildi. Oldukça güçlendirici benim adıma. Bununla birlikte biz transların -ve deneyimlerimizin- feminist hareket ve LGBTİ+ hareketi içinde yeteri kadar görünür ve tanınır olmadığını düşünüyorum. Transfobi ve kadın düşmanlığı da yeteri kadar görünür değil. Trans erkeklerin görünürlüğü ve dertleri de keza. Hareket içerisinde cinsel yönelimlere dair ayrımcılıklar “nispeten” daha çabuk görülebilir ve anlaşılabilir olmasına rağmen cinsiyet kimliğine dair ayrımcılıkların ve fobilerin görülmesi için fazla çaba gösteriyoruz, sayfalarca yazılar yazıyoruz, birçok platformda aylarca süren tartışmalar yürütüyoruz.

Şu an bulunduğumuz durumda translar olarak maruz bırakıldığımız fobilerin görünmesi için oldukça çaba sarf ediyoruz. Deneyimlerimizi anlatıyoruz, maruz bırakıldıklarımızı anlatıyoruz. Daha çok yolumuz var ama bence trans hareketinin kazanımları katlanarak artıyor. Çok inatçı ve tavizsiziz. Dışına itildiğimiz her alanın içine giriyoruz. Trans kadınlar kadındır, dişidir, trans erkekler erkektir, diyoruz. En önemlisi translar olarak hayatımızın en küçük alanında dahi mücadele veriyoruz. Bizler hep buradaydık ve gitmeye, mücadelemizden vazgeçmeye hiç niyetimiz yok.

Trans dışlayıcı radikal feministlerin (TERF) iddialarından biri de, trans kadınların bir “erkeklik” geçmişine / deneyimine sahip oldukları. Bir şeyler söylemek ister misin bu iddiaya?

Hah! Benim de içinde yoğun bir şekilde bulunmaya çalıştığım bir tartışma. Bence hareketimizin tarihindeki en önemli tartışmalardan biri: Trans dışlayıcı radikal feminizm/feministler tartışması.

TERF'lerin trans kadınlar hakkındaki tüm iddialar gibi “erkeklik ayrıcalığı” iddiası da içi oldukça boş bir iddia. Hayatım boyunca erkek atama/varsayma tacizine maruz bırakıldım. Onun adı erkek atama/varsayma tacizidir, şiddetidir. Bir erkeklik geçmişim olmadı, bir erkeklik deneyimim olmadı. Haliyle hayatımın hiçbir aşamasında bu avantaja sahip olmadım. Kendimi bildim bileli, 3 yaşımda da 5 yaşımda da bir kız çocuğuydum. Ailem tarafından sürekli “Erkek ol, erkek gibi davran” şiddetine maruz bırakıldım. Anasınıfı dâhil olmak üzere ilkokul, lise eğitimimde sürekli olarak transfobik ve kadın düşmanı zorbalıklara maruz bırakıldım. “Avantaj” dedikleri bu.

Ben bir kadınım. Bir kadın nasıl erkeklik avantajı yaşayabilir ki? Mantıksız, komik.. TERFler içi boş iddialarla trans deneyimli kadınlar yerine konuşmaktansa cis olmanın ayrıcalıklarını tanımalıdır. TERFlerin argümanları insan hakları ihlalidir. Trans kadınlar hakkında erkeklik deneyimi yaşadılar demek dahi bir cis kadın olmanın getirdiği bir avantajdır. İnsanların şunu iyice anlaması lazım artık: Trans kadınlar kadındır, trans kadınlar dişidir, trans kadınların bedeni kadın bedenidir, trans kadınlar tamamen kadındır.

Geleceğe dair hayallerin neler? Nasıl bir Türkiye’de yaşamak istersin?

Modellik kariyerimde ilerlemek istiyorum. Dediğim gibi gözüm yükseklerde. (Gülüyor) Bir yandan müzik ile ilgilenmek istiyorum, daha buna fırsat bulamadım ne yazık ki. Akademik hayatım ise plastik sanatla çerçevesinde şekillenecek gibi duruyor şu an. Trans bir kadın olarak açık kimliğimle yaşamın ve hayallerimin her alanında var olmayı istiyorum.

Yaşamak istediğim ülke biz kadınları ve LGBTİ+'ları resmen ve fiilen tanımalı. Maruz bırakıldığımız şiddetin önüne geçmeli ve bizi korumalı. Hayatın her alanında eşitlik ve adaleti sağlamalı. Siyasetin her alanında görünürlüğümüzü desteklemeli. En önemlisi öldürülmemizin önüne geçmeli. Biz kadınlar ve LGBTİ+'lar öldürülmek istemiyoruz; eşit, adil ve özgür bir ülkede yaşamak istiyoruz.

Son olarak, Kaos GL okurlarıyla paylaşmak istediğin bir mesaj var mı?

Hayallerinizin peşinden gidin, mücadeleden vazgeçmeyin diyebilirim. Kazanıyoruz ve kazanmaya devam edeceğiz. Victor Hugo'nun bir sözünü de eklemek istiyorum: “Beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır.”

İlgili haber:

“Dünyaya nefreti bilmeden geliyoruz; nefret bize sonradan öğretiliyor”

“Adımlarımla gelebildiğim en uzak noktada yürüdüğümden, her yürüyüşüm onur yürüyüşüydü”