İnsan Hakları / Eğitim

Üniversitelerde eşcinsel mücadele

Perşembe, 9 Kasım 2006
‘Paket sorumluluklar üzerimize başkaları tarafından yüklenmedikçe, nerede, nasıl ve niçin sorumluluk almamız gerektiğinin daha iyi ayrımına varabiliyoruz. Üniversiteler çevresinde eşcinsel hareket de bugün amaçlarına yabancılaşmamış arkadaşlarımızla bu bilinç ve farkındalıklar üzerinden yoluna devam edebiliyor.’

KAOS GL

Cihan

Bu yılki Güztanbul toplantılarından bir tanesi de üniversitelerdeki mücadele alanlarımız üzerineydi.LEGATO üyeleri dışında katılımın oldukça az olmasının, toplantının amacını tam olarak yansıtamadığımızdan kaynaklandığını düşündük. Oysa toplantının en önemli amaçlarından biri, Türkiye LGBT hareketi bileşenleri ile üniversiteler çevresinde yeniden hareketlenmeye başlayan LEGATO gruplarının ortak çalışma alanlarını geliştirmek ve genişletmek üzere fikirler üretmekti. Türkiye’de artık iletişim sorunlarını yavaş yavaş aşıp, dedikoduya karşı duyarlılıklarını eskiye nazaran arttıran LGBT gruplarının çoğu üyesi böylelikle LEGATO grupları ile ilgili bazı önyargılarını yeniden gözden geçirme fırsatını da kaçırmış oldular.

Toplantıda grupların kendi gündemlerinden de pek düşmeyen konuları daha fazla kişi dolayısıyla daha farklı görüşlerle tartışma imkanı bulduk. LEGATO gruplarının bugün yöneldikleri ve yönelmeleri gereken alanlar, üniversiteli kimliğinin getirdiği varsayılan ‘seçkin kişi’ çağrışımlarından kurtulma yolları, bugüne kadar kampüslerde yapılan etkinlikler, üniversitelerin bugün hitap ettikleri sosyal kesim ve kişilerin özelinde üniversite oluşumunu hareketimize nerede, nasıl dâhil edebileceğimiz üzerine düşündürücü tartışmalar yaptık.
Bugün öğrenim gördüğümüz üniversitelerin hitap ettiği sosyal kesimin sınırları keskinleşmeye başladı. Özellikle öğretim kalitesinin yüksek olduğu söylenen üniversitelere girmek için alınması gereken yüksek puanların hangi şartlar altında elde edilebileceği malum. 80’li yıllardan kalan askeri rejimin etkileri hala çoğu üniversitede hissedilmekte. Orta ve üstorta sınıfa hitap eden üniversitelerin muhalefet grupları da bu şartlar ve kimi baskılar altında kendilerini var etmeye ve var oldukları ile etkinleşmeye çalışıyorlar. Ne var ki hayat görüşü ve çeşitliliklerinin sınırlandığı ortamlarda muhalif hareketler de basitleşip tek tipleşiyor, alışkanlıklara dönüşüyor. Oysa muhalif hareketlerin dönüştürücü gücü rahatsız ediciliğindedir. Alışkanlıklarla sistemin içine dâhil edilmeye çalışılan muhalefet artık muhalefet değildir. İnsanın daha iyiye yönelme arayışı olan değiştirici mücadele gücünü temsil edemez hale gelir.

Elbette bugünkü eşcinsel hareket insanın mücadeleci gücünü ortaya koymaktan öte amaçlar taşıyor. Bununla beraber unutmamız gereken düşünce bu hareketin gerek üniversitelerde gerekse diğer coğrafyalarda nihai hedefinin eşcinsellik kelimesi içerisinde tıkılıp kalamayacağı, kalmaması gerektiğidir. Eşcinseller, eşcinselliklerinden ötürü yaşadıkları baskıyı azaltmayı başardıklarında sorunlarına daha geniş perspektiflerden yaklaşmaya başlayacaklar. Umuyoruz ki ileride en azıdan ‘Eşcinsel mücadele’ adı altında yeni baskılara karşı oluşan yeni ve ayrı mücadele alanları ile değil, daha birleşmiş ve belki küçülmüş bir hareket içerisinde olacağız. Çünkü eşcinsel kelimesi ile tanımladığımız hareket, her ne kadar yine biraz batının etkisiyle olmuş olsa da, bugün bile bize dar gelmeye başladı. Eşcinsel kelimesi altında sınıflandırılamayacak mücadelelerle ilişkilerimizi arttırdık. Fakat tabi ki mücadele edilmesi gereken alanlar bize daha hiç de azalmış görünmüyor. Kendi özelimizden yola çıkarak cinsel yönelim ayrımcılığından cinsel rol ayrımcılığına, cinselliği tabulaştırıp çirkinleştiren yasakçı anlayışlardan cinsiyet ayrımcılığına ve oradan insanın en ilkelinden başlayarak kültür edinilmiş bütün sömürülere karşı mücadeleye devam edeceğiz. Biliyoruz ki biz ufkumuzu geniş tuttukça ve mücadelemizi kısa basit ve bazen de sanal hedeflerle sonuçlandırmadıkça üniversiteler çevresine kadar özgünleşmemizle kısa mesafelere körü körüne odaklanmalara değil, kendi mücadelesini sahiplenen bireylerin daha aktif hareketlenmelerine yol açıyoruz.

Eşcinsel hareket yeni yeni üniversitelerde örgütlenme alanları arayışını arttırmaya başlıyor. Ne var ki eşcinseller ‘üniversiteli’ kimlikleri ile görünür olma muhasebesini yaparken, çoğu insanın kafasındaki eşcinsel kalıbı sadece bir önyargıdan diğerine transfer oluyor. Çünkü cinsellik hala tabu, çünkü ne yaparsak yapalım akademik kadro bile entelektüel özgüvenlerine rağmen cinsellik üzerine konuşacak kadar cesur değil. Burada bize düşen de, batıdan ithal olan her şeyin ‘yüzünü batıya dönmüş’ üniversitelerde ılımlı görünmesinin avantajını kullanabildiğimiz kadar iyi kullanmak oluyor. Bizim onlara sorgulatarak anlatmaya çalıştığımız cinselliğin çeşitli şekillenmişlikleri, onların sadece batıya olan inançlarına hitap ettiği ölçüde onlardan kabul görebiliyor. Öğrenim seviyesi homofobiye karşı duyarlılıkla paralel gitmiyor. Tabulara karşı savaşmak yerine öğretim birimlerinde tabulara karşı yürümenin anlamsızlığına karşı mazeretler üretiliyor. Homofobiyle savaşılmıyor ve yeniden yaratılmasından öte yeni meşrulaştırmalarla karşımıza dikiliyor. Üniversiteler bilginin yükselen güç haline geldiği dönemde kimi zaman bu tehlikeli yönleriyle tehlikeli savaş aygıtları andırıyor. Oysa üniversiteler bizim. Ve yönlendirilen beyinlerin kimler tarafından hangi amaçlarla yönlendirildiğini görünür kılmak da bizlerin elinde.
Diğer üniversite örgütlenmelerinden de aşina olduğumuz kadarıyla üniversite çevresi örgütlenmeleri genel olarak umutlu, hareketli (yani biraz huzursuz), bilgili ama biraz deneyimsiz halleri ve çeşitli olanakları sayesinde etkin gruplar haline gelebiliyorlar. Türkiye’de ancak küçük bir nüfusun sahip olabildiği bu olanaklar, bize yaşamımızda en az sorumluluk alıp dönüştürme enerjimizin en fazla olduğu bir dönemde sunuluyor. Her ne kadar aslında var olan ekonomik düzen bize bu olanakları bireysel rekabet alanlarımızı genişletebilmemiz adına sunuyor olsa da, içinde daha iyi bir yaşama ulaşma umudu olan arkadaşlarımızın çoğu bu amaca giden yolun öncelikle dayanışma ve paylaşımdan geçtiğini görebiliyorlar. Bu enerji ve motivasyonla, eşcinsel yönelimli bireyleri sistem dışına iterek sömürüsünü meşrulaştırmaya çalışan düzenin karşında duruyor ve en temel haklarımız adına kendimiz ve bizim gibiler için varolma mücadelesi verebiliyoruz. Yine de kısmen yalıtılmış şehir çocukları olarak bizler dünyada ters giden her şeyin sorumluluğunu yüklenemeyeceğimizi fark ediyor ve öncelikle kendi hayatımızdan yola çıkarak karşılaştığımız sorunlara olabildiğince genel çözümler üretmeye çalışıyoruz.

Paket sorumluluklar üzerimize başkaları tarafından yüklenmedikçe, nerede, nasıl ve niçin sorumluluk almamız gerektiğinin daha iyi ayrımına varabiliyoruz. İşte üniversiteler çevresinde eşcinsel hareket de bugün amaçlarına yabancılaşmamış arkadaşlarımızla bu bilinç ve farkındalıklar üzerinden yoluna devam edebiliyor.

Kaynak: Kaos GL, Aralık 2002 – Ocak 2003 Sayı 13