Yaşam / Cinsellik

ANATOMİ

Perşembe, 30 Kasım 2006
Haber: Kaos GL
Kendiyle barışık olmak, kişinin bir bütün olarak her parçası ve özelliğine karşı önyargılarından kurtulması ile mümkündür. Bir şeyi bilmek önyargıdan her zaman kurtarmasa da bu yolda atılacak ilk adım olabilir. Bu yazı dizimize, daha önce duyurulduğu gibi, erkek ve kadın cinsel organlarını tanıtarak başlıyoruz. Peki neden karaciğer değil de cinsel organlar? Çünkü ‘cinsel organlar’ konusu hem önyargıların ve bilgisizliğin en yoğun olduğu hem de bilgi edinmenin en güç olduğu bir alandır.

KAOS GL

Hazırlayan: Kerem

ERKEK DIŞ CİNSEL ORGANLARI

Sik (penis): Baş ve gövdeden oluşur. Sanıldığı gibi kas parçası değildir. Deri ile çevrelenmiş, içi küçük boşluklarla dolu süngerimsi bir organdır. Bu boşluklara kan dolması sikin büyüyüp sertleşmesini (ereksiyon) sağlar ve bu durum, kan orada kaldıkça devam eder. Bu olayın nasıl geliştiğinden daha sonra bahsedeceğiz.

Baş dediğimizse gövdeyi oluşturan süngerimsi yapılardan birinin genişlemiş devamıdır. Sünnetli erkeklerde deri ile kaplı değildir. Ucundaki açıklık idrar yolunun dışarı açıldığı yerdir. İdrar yolu ile hem idrar hem meni dışarı atılır.

Taşak: Kadınlarda yumurtalıklar karın içindeyken erkeklerde dışarıdadır. İşte yumurtalıkları asan bu keseye taşak denir. Deri ve ince kas tabakasından oluşur; kas tabakası kasılıp gevşeyerek sıcağa, soğuğa ve bazı diğer durumlara bağlı olarak taşak büyüklüğünün değişmesini sağlar. Normal olarak, bir yumurtalık (soldaki) taşağın içinde daha aşağıda yer alır. (Yani taşağın iki tarafı aynı hizada olmayabilir.)

Bütün bu dış organları kaplayan deri, vücudun diğer kısımlarını kaplayandan daha koyudur. Ergenlik çağında bu bölgede gelişmeyle birlikte kıllanma da olur. Bu gelişmenin sabit bir yaşı yoktur, kişiye göre değişir. Gelişme, yumurtalıkların ve sikin büyümesi ve kıllanma ile kendini gösterir. (Bunlarla birlikte vücudun diğer bölgelerinde de kıllanma, seste kalınlaşma gibi bazı değişiklikler olur.) Bu değişikliklerin hiçbirinin 14 yaşında gelişmemiş olması doktora başvurmayı gerektirir.

Uyarılmamış sik büyüklüğü ortamın sıcaklığından, duygusal gerginliklerden, derialtı yağ dokusu miktarından etkilenir. Kişiden kişiye farklılıklar gösterdiği gibi koşullara göre bir kişide de boyu sabit değildir. Bu farklılıklar sik uyarılıp büyüdüğünde çok belirgin değildir. Çünkü uyarılmadan daha küçük olan sikler uyarıldıklarında daha fazla büyürler. Ortalama veya ‘normal’ büyüklük bilimsel çalışmalarla gösterilmemiştir. Kulaktan kulağa dolaşan ölçü ve sayılar, bir gerçekten çok, hayal ürünüdürler. Büyük bir sikin yüceltilmesinin sebeplerine burada girmeyeceğiz, ama kişinin kendini bu ölçülere göre sınıflandırmasının kendisine yapabileceği en büyük haksızlık olduğunu belirtmeliyiz. (Bu, küçük olduğunu düşünüyorsa da büyük olduğunu düşünüyorsa da böyledir.) Bu saplantıdan kurtulmak, bedeni bir bütün olarak tanımak ve cinselliğin sadece cinsel organlardan ibaret olmadığını anlamakla mümkündür.

Burada değinilmesi gereken bir nokta daha var. Heteroseksüel dünyada çok yaygın bir inanış da eşcinsel erkeğin cinsel işlevlerini yerine getiremediğidir. Çoğumuzun da bildiği gibi bu yanlıştır. Cinsel yönelimi belirleyen, gelişme ya da işlevde noksanlık değildir.

ERKEK İÇ CİNSEL ORGANLARI

Yumurtalıklar (testis): Erkekte yumurtalıklar taşak içinde yer alırlar. Başlıca görevleri hormon ve döllenme hücresi üretmektir. Erkek döllenme hücresi, sperm, dişideki karşılığı olan ovum ile birleşerek daha sonra bölünerek büyüyen ve insanı oluşturan hücreyi oluştururlar. Hormonlar, vücuttaki organların uyum içinde çalışmasını sağlayan maddelerdir. Vücutta pek çok yerden pek çok hormon salgılanır. Erkek yumurtalığından erkek cinsiyet hormonları salınır; bunlara androjenler denir, en bilineni testosterondur. Bu hormonların başlıca görevleri : anne karnındaki erkek çocuğun iç ve dış organlarının cinsiyetine uygun gelişmesini sağlamak, ergenlik çağında yetişkin erkek vücuduna yönelik bazı değişikliklerin gerçekleşmesini ve bunların yaşam boyu devamını sağlamaktır.

Bu hormonların azlığı veya çokluğu kişinin ‘erkeklik’ derecesini belirlemez. Eşcinsel bir erkekte testosteron seviyesi daha az değildir, fazla bile olabilir.

Hormonların dışarıdan alınmasına daha sonraki bölümlerde değineceğiz.

Yumurtalıklar, bir zar içine sıkıştırılmış küçük kanalcıklar yumağıdır. Bu kanallarda hem sperm hem de hormonlar üretilir. Spermleri oluşturacak hücreler doğumda da yumurtalıklardadırlar, ama gelişme ve olgunlaşma için ergenlik çağında hormonlarda meydana gelen artışı beklerler. Yeterli hormon seviyesiyle yumurtalıkta sperm olgunlaşması sürekli devam eder. Spermlerin olgunlaşması (ileri doğru yüzme yeteneği kazanması vs.), yumurtalıktan çıktıktan sonra takip ettikleri sperm kanallarında da devam eder. Bu kanalın genişlediği karın içinde bir bölümde sperm depolanır. Bir spermin buraya gelmesi yaklaşık 70 gün sürer. (Yani uyarıldığımızda ya da boşalacağımızda hemen üretilmezler.)

Salgı bezleri: Sperm olgunlaşırken ve olgunlaştıktan sonra yaşamını devam ettirmek için bazı salgılara gereksinim duyar. Salgı yapan pek çok bez sperm kanalı çevresine dizilmiştir. Bunlar bazı özel kanallarla sperm kanalına ya da idrar yoluna açılarak spermlerle karışırlar, böylece meni oluşur.

Bu bezlerden biri de prostattır. Prostat ceviz büyüklüğünde bir organdır. İdrar yolunun idrar torbasından çıktığı yerde idrar yolunu çevreler. Salgısı sperm için önemlidir.

Cinsel uyarılma fiziksel temasla veya uyarıcı şeylerin görülmesi, düşünülmesi ve düşlenmesiyle olur. Fiziksel uyarılar yalnızca cinsel organlarla sınırlı değildir; her bölgenin hassasiyeti kişiye göre değişir. Uyarılara karşı daha hassas olduğu bilinen başlıca yer penisin baş kısmıdır. Penis çevresi, taşaklar, anüs çevresi de oldukça hassas uyarım alanlarıdır.
İç organlar da uyarılma kaynağı olabilirler; prostat, diğer salgı bezleri, idrar yolları ve yumurtalıklar uyarıldıklarında cinsel haz uyandırabilirler. Bunlardan özellikle prostat anal birleşme sırasında erkeklerde alınan uyarımın başlıca kaynağıdır. Taşaklar ve testisin duyarlılığı da bilinmektedir; taşakları emmek, öpmek, yalamak anormal veya sağlıksız bir şey değildir, iki tarafa da zevk verecek bir paylaşım olabilir.

Uyaranlar sinir yollarıyla üst merkezlere, beyine iletilir. Bu merkezler kan akımını penise yönlendirirler, içi kanla dolan odacıklar sikin boy ve çapının artmasını (ereksiyon) sağlarlar. Kanın geri dönüşü de zorlaştığından uyarımlar sürdükçe sik gergin kalır. Benzer merkezlerden gelen emirler cinsel uyarılmanın ileri safhalarında idrar yolu boyunca dizilmiş bezlerden salgı yapımını arttırırlar. Bu salgılar berrak az miktarda bir sıvı olarak dışarı boşaltılırlar. Bu öncü sıvının kayganlaştırıcı etkisi vardır. Az miktarda da olsa bu sıvı sperm ve cinsel yolla bulaşan hastalık etkeni taşıyabilir.

Cinsel uyarımlar doruğa ulaştığında başka bir merkezden gönderilen emirler depolanmış sperm ve salgıların idrar kanalına akmasını sağlar. Karışımın yol açtığı doluluk cinsel uyarımı oldukça arttırır. Bu kasık çevresindeki bazı kasların art arda şiddetli kasılmalarına yol açar, böylece karışım (meni) dışarı atılır. İşte bu son anlatılanlara erkek orgazmı denebilir. Cinsel uyarımın sona ermesiyle bir iki dakika içinde ereksiyon sonlanır.

Boşalındığında çıkan sıvı, meni, beyaz, sarı veya grimsi, yapışkan, çok akıcı olmayan bir karışımdır. İçinde 120-600 milyon sperm vardır, hacmin çoğunu salgı bezlerinin salgıları oluşturur. Miktarı art arda her boşalmada azalır.

KADIN DIŞ CİNSEL ORGANLARI

Kadın cinsel organlarının dıştan görünen kısmını örten deri vücudun kalan kısımlarına göre daha koyudur. Ergenlikle birlikte bu deride koyulaşma ve kıllanma görülür, bunlarla birlikte kalça kemiklerinin önünde yumuşak bir yükselti oluşur.

İç ve dış dudaklar: İdrar yolu ve amın (vajen) dışa açıldıkları ağızların yer aldığı açıklığın her iki yanını baştan başa kat eden deri katlantılarıdırlar. Dış dudaklar daha geniş, yayvan, altları yağ dokusundan zengin kabartılardır. İç dudaklarsa yağ içermeyen iki kat deridirler. Bunların büyüklüğü ve şekli kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Klitoris: İç dudakların birleştiği yerde, bir kısmı iç dudaklarla örtülü bir organdır. Sikinkine benzer bir yapısı vardır, uyarıldığında içindeki boşluklara kan dolmasıyla sertleşip gerginleşir. Uyarılmaya çevre bölgelerden daha hassastır. Klitorisin cinsel hazza katkısı oldukça büyüktür.(Yani bir kadının zevk alması giren çıkan bir şeye bağımlı değildir.)
Bunun altında idrar yolunun açıldığı yer vardır. Hemen orta hatta bunun altında am (vajen) girişi yer alır. Bu giriş civarındaki vajen duvarı da uyarılma ile daha dolgun hale gelebilir. Giriş, çocuklarda bir zarla kısmen kapalıdır. Bu zar anne karnındaki dönemden bir kalıntıdır, hiçbir işlevi yoktur. Yırtılması cinsel ilişkinin yanı sıra bir çok fiziksel aktiviteyle, bisiklete, ata binmekle olabilir.
Vajen ve idrar yolu çıkımı civarında açılan birçok bez vardır. Bunların salgıları kayganlaştırmada (lubrikasyon) önemli rol oynar.

KADIN İÇ CİNSEL ORGANLARI

Am (vajen): Tüp şeklinde bir organdır. İçerisi ağızdakine benzer bir yüzeyle örtülmüştür, duvarları kas demetlerinden oluşmuştur. Boyu ortalama 7-9 cm’dir. Duvarlardaki kıvrımlarla esnekliği ve genişleme kapasitesi çok büyüktür. İçini kaplayan yüzey deri kadar sağlam değildir ve bu yüzden zedelenmeye açıktır. Bu yüzey kayganlığını daha yukarıdaki bezlerin yaptığı salgılara borçludur.

Söylenti şeklinde dolaşan ‘G noktası’ uyarılmaya son derece hassas olmasıyla ünlüdür. Bilimsel olarak kanıtlanamamışsa da ön duvarda 5 cm içerde yüzeyin altında hassas küçük bir doku olduğu zannedilmektedir.

Vajenin en dip bölgesinde rahim ağzı yer alır. Bu dudak şeklinde, biraz daha sert bir dokudur. Burdan itibaren yüzey salgı yapabilir. Kayganlaştıran sıvının salgısı başlıca buradan yapılır; salgının miktarı ve özellikleri adet dönemine göre değişir.

Rahim: Armut büyüklüğünde kastan yapılmış bir kesedir. İç yüzeyi adet dönemine göre değişiklik gösterir. Hamilelik sırasında bebek rahimde büyür.

Tüpler: Rahmin üst ucunda iki köşeden birer tüp yanlara doğru ilerler. Bunlar yumurtalıklarca üretilip bırakılan yumurtaları (ovum) yakalayıp rahme doğru iletmekten sorumludurlar.

Yumurtalıklar (over): Kadında erkektekinin aksine vücut içerisindedirler. Tüplerin uçlarına yakın, karın duvarına asılmış, üzüm tanesi büyüklüğünde organlardır. Başlıca görevleri hormon salgılamak ve yumurta üretmektir. Yumurtalıktan kadın cinsiyet hormonları salgılanır. Bunların başlıcaları östrojen ve projesterondur. Bunlar bir adet döngüsünde belirli değişiklikler göstererek vücudun organ ve dokularının çalışmasını düzenlerler. Bu hormonların görevleri: anne karnındaki kız çocuğun iç ve dış organlarının cinsiyetine uygun gelişmesini sağlamak; ergenlik çağında vücutta kadına özgü bazı değişikliklerin meydana gelmesi ve bunun devamını sağlamak, yumurta üretiminin ergenlikten menapoza kadar devam etmesini sağlamaktır.

Doğumda her kız çocuğunda 200000 olgunlaşmamış yumurta vardır. Ergenlik çağında hormon seviyelerindeki artışla bu yumurtalar gelişmeye başlar ve genellikle her adet döneminde her kadından bir yumurta olgunlaşır. Menapoz ile yumurta gelişimi sonlanır, yumurtalık işlevleri son bulur.

Her adet dönemi kanama ile başlar ve diğer kanamaya kadar devam eder. Süresi kişiler arası farklılıklar gösterir ve sağlıklı olması için saat gibi olması gerekmez. Gene de normal kabul edilen sınırlar 21-35 gündür. Birkaç günlük oynamalar da sorun edilmez. (Bu sürelerin dışındakiler de her zaman sorun değildir: adet kanamalarının başladığının ilk iki yılı ve menapozdan önceki üç yıl kanamalar düzensiz olabilir.) Ortalama 28 gün kabul edersek, bir yumurtanın olgunlaşması ve içinde yer aldığı keseden çıkıp yumurtalıktan atılması 14. günü bulur. Adet döngüsü buna göre ikiye ayrılır. Adet kanamasında sadece kan değil rahmin iç örtüsüdür atılan. İlk yarıda yumurta olgunlaşırken hormonların etkisiyle rahim örtüsü de tekrar kalınlaşmaya başlar. İlk yarıda vajendeki kayganlaştırıcı salgılar yapışkan ve koyudur, miktarı azdır. Yumurta atılmasına birkaç gün kala salgı miktarı artar, sulanır ve berraklaşır. Kadın bunu ıslaklık olarak hissedebilir. Yumurtlamadan hemen sonra, yani ikinci yarıda, salgılar yine yapışkan ve koyu hale gelir; miktarı da çok azalır ya da salgı tamamen yok olur. İkinci yarıda iyice kalınlaşmış olan rahim örtüsü salgılarla dolgunlaşıp kendini gebeliğe hazırlar. Döllenme gerçekleşmeyince, azalan hormon seviyelerine bağlı olarak, rahim içi örtüsü atılır. Böylece adet kanaması görülür. Adet kanaması sırasında ve dönemin ortasında (yumurtanın yumurtalıktan atılmasıyla) ağrı hissedilebilir.

Adet kanamasının dışında kanamalar görüldüğünde, kanama miktarında çok büyük değişiklikler meydana geldiğinde, beklenen kanama çok geciktiğinde, vajendeki salgı pis kokulu veya gri-sarı renkli veya beyaz peynirimsi parçalar içerir şekilde çıkmaya başladığında doktora başvurulmalıdır. ( Bazılarının sebeplerine daha sonraki bölümlerde değineceğiz.)
Adet kanamasının başlamasına yakın memelerde hassasiyet, gerginlik ve yoğunluk artışı hissedilir. Bu bazen ağrılı olabilir. Kanama ile birlikte bunlar ortadan kaybolur.

ORTAK ORGANLAR

Anüs: Çok kabaca düşünürsek insan vücudunu bir boruya benzetebiliriz. Bu borunun, biri ağız biri anüs olmak üzere iki ucu var. Bu iki ucu birleştiren uzun yola sindirim kanalı denilir ve yediklerimiz bu kanal boyunca işlenir.

İnsan kendi ağzını çok iyi tanır da, görüp göreceği anüsler hep başkalarına ait olur. Belki göt deliği de diyebileceğimiz anüs, yaklaşık 4 cm uzunluğunda bir kanaldır. Hemen ardında, yaklaşık 12 cm uzunluğundaki, kalın bağırsağın genişlemiş son kısmı olan rektum yer alır. Rektum dışkının atılmadan önceki son durağıdır. Sindirim kanalı boyunca içerik duvarların aşağıya doğru büzüşme hareketiyle yol alır. Kanalın duvarları kastandır, iç yüzü salgı yapıp gereken şeyleri emebilen bir örtüyle kaplıdır.

Anüsün örtüsü yarı yarıya deri ve sindirim kanalı örtüsüdür. Duvardaki kas tabakası bir halka şeklinde kalınlaşıp anüsten geçişi kontrollü hale getirir. Bu sayede dışkımızı kontrol edebiliyoruz. Ama aynı halka anal birleşmede karşılaşılan zorluğun da kaynağı. Ama vücudumuzdaki diğer kaslar gibi o da zamanla işine uyum sağlayabilecek hale gelir. Fazla hor kullanılırsa dışkı kontrolü kaybolabilir.( Bu nadir ama can sıkıcı soruna daha sonra değineceğiz.)

Anüs ve rektum, iç cinsel organlara, idrar yollarına yakın olduklarından, anal ilişki bu duyarlı organların gerilip uyarılmasına yol açarak cinsel haz verir.

Rektum ve anüsün içerideki yarısının örtüsü sindirim kanalı örtüsüdür ve deri kadar güçlü değildir. Maruz kaldığı travma ile bazen küçük bazen büyük yaralanmalar olabilir. Bu kişinin kanını cinsel salgılarla karşılaştıracağı için bir çok hastalığın (özellikle AIDS) bulaşması için ortam oluşturacaktır. Bu yüzden anal ilişkide korunmak çok önemlidir ve bu da en iyi kondomla olur. Vajende bahsettiğimiz kayganlaştırıcı salgılar burada olmadığından kayganlaştırıcı kullanmak hem rahatlatıcı hem koruyucu olabilir. (Kondomla birlikte su bazlı kayganlaştırıcı kullanmaya dikkat edilmeli! Daha sonra buna da değineceğiz.) Travma yalnızca anüs için değil ona sokulan sik için de söz konusudur; yani korunma sadece alıcı için önemli değildir. (Unutulmaması gereken nokta bulaşma için gereken yaralanmanın şakır şakır kanamayı gerektirmediğidir.)

Rektum ve anüs için sindirim kanalının sonlandığı yer demiştik. Dışkı bunlardan geçerek dışarı atılır ve dışkı hiçbir zaman temiz değildir.(Bu bölgede yaşayıp da hastalık yapmayan bazı mikroplar başka organlarda hastalık yapabilirler.) Kişi ne kadar temiz olsa da bu çevreyi mikropsuz tutması mümkün değildir. Rektumun dışkıyla sıyrılmış olması ise son derece doğaldır, temizlemek için yapılanları abartmak çok güçlü olmayan duvara zarar verebilir(özellikle basınçlı su kullanmak).

Anal kanal çevresinde yer alan damar paketlerinin genişlemesi, bazen dışardan görülebilecek şekilde, ağrılı olabilen basurların (hemoroid) oluşmasına yol açar. Anal ilişki ile direkt bağlantısı yoktur. Sonraki bölümlerde değinilecektir.



Kaynak: Kaos GL, Haziran 1998, Sayı 46