19/08/2014 | Yazar: Yıldız Tar

Annem bol bol ağlardı. ‘İmha edilen’ birilerine ağlardı. Ben en çok orada anlardım imha denen meretin ne kötü bir zıkkım olduğunu.

Annem bol bol ağlardı. “İmha edilen” birilerine ağlardı. Ben en çok orada anlardım imha denen meretin ne kötü bir zıkkım olduğunu.
 
Ben 90’larda çocuktum. Kürt halkına dönük katliamlar hafızamda bölük pörçük birkaç imgeden ibaret. Biz 90’larda her akşam televizyon izlerdik. Bazı haberleri ise izlemezdik. Bazı haberlerin kötü olduğunu babamın küfretmeye başlamasıyla anlardım. Kime neye küfrederdi, bilmiyorum. Kendisi de bilmiyor çok. Öyle gelişine küfrederdi. Hayata, Bursa’da bir fabrikada üç kuruşa çalışmak zorunda kalmasına. Bilmediğini iddia ettiği Kürtçe küfrederdi babam.
 
Annem mandalina soyardı. Babam küfretmeye başlayınca gözlerimi kapatırdı. Mandalinayı da ağzıma tıkardı. Kulaklarım açıktı ama göz görmeyince anlamazdım ne olduğunu. Soğuk sesli bir spiker konuşurdu hep: “Şanlı Türk ordusu bölücü teröristleri imha etti.”
 
- İmha ne anne?
- Kötü bir şey. Sen mandalinanı ye. Herif sen de şu kanalı değiştir canım.
 
Sonra annem bol bol ağlardı. “İmha edilen” birilerine ağlardı. Ben en çok orada anlardım imha denen meretin ne kötü bir zıkkım olduğunu.
 
Derken bir gün imha edilmiş birini gördüm televizyonda. Babam küfredememişti bu sefer. Annem de kardeşimle uğraşmaktan anlamamıştı ne olduğunu. Yeşil üniformalı biri, bir eli belinde öteki dizinde. Ayağı birinin başının üstünde. Baştı sanırım. Yanmış, yakılmış bir bedenin başı. Ve yine soğuk sesli spiker konuşuyordu. İmha diyordu. Birileri de arkada şen şakrak sigara içiyordu.
 
Ben orada küstüm yeşile. Sonra annem ağladı. Babam sustu. Beşikteki kardeşim ağladı. Ben dondum. Öylece dondum. Bir şey oturdu böğrüme ama anlayamadım.
 
Ertesi gün okulda çok sevdiğim öğretmenime sordum. İmha ne demekti? Neden imha ediliyordu birileri? Yazık değil miydi? Onların da anneleri yok muydu? Benim annem niye ağlıyordu? Neden İzmir’in dağlarında çiçekler açıyordu da başka dağlarda insanlar imha ediliyordu?
 
Neneme benzeyen, çok sevdiğim öğretmenimi o gün sevmeyi bıraktım. O soğuk sesli spiker gibi konuştu bana. Soğukluğunda dondum. Sonra hep beraber şarkımızı söyledik. Şanlı ordumuza, askerimize destek olduk. Onlar vatan için savaşıyordu. Onlar hepimizi koruyordu. Bölücüler ülkemizi bölerse biz hiç şeker yiyemezdik. Hepimizi öldürürlerdi. Annemiz, babamız herkes ölürdü. İzmir’in dağlarında çiçekler açmalıydı. Bunun için bazı dağlarda bölücüler imha edilmeliydi.
 
“İzmir’in dağlarında çiçekler açar, altın güneş orda sırmalar saçar. Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar, yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa! Adın yazılacak mücevher taşa!”
 
Sonra ben dağlardan korktum. En çok da yanıbaşımızdaki Uludağ’dan korktum. Okul arkadaşlarım tatilde kayak yapmaya giderdi oraya. Özel okulun burslu çocuğu ben kayak bilmezdim.
 
“Gitmeyin o dağa. Orada yeşilliler sizi de vurur. Anneleriniz ağlar. Kayak yapmayıverin. Bize gelin. Annem kurabiye yapar. Evde yeriz. Gitmeyin o dağa”
 
Bütün gece ağladığımı hatırlıyorum. Uludağ’a giden arkadaşlarımın da öleceğini sandım. Anneme de soramadım. Ağlaya ağlaya astım krizim gelince annem koştu yanımda. O zaman sordum ürkerek:
 
“Anne, o yeşilliler arkadaşlarımı da öldürür mü? Uludağ’a gittiler hepsi kayağa. Arkadaşlarım ölürse ben yalnız kalırım. Ölmesinler anne!”
 
Annem o zaman anlatamadı bana ama öldürmezlerdi elbette. Her dağ bir değildi. Her insan da bir değildi. Bazıları yoktu bile. Mesela Kürt yoktu. Biz Alevi de değildik. Dersim değildi yazları gittiğimiz yerin adı. Kimisi özgür olmak için ölürdü. Ben kafama takmamalıydım. Susmalıydım. Ya da soğuk sesli spiker gibi konuşmalıydım.
 
Sene 2014. Lice’de katliam var. Şanlı Türk ordusu bir kişiyi öldürdü. Saldırılar sürüyor. Başka yerlerdeki protestolara da saldıracaklar muhtemelen. Askerin yeşili, polisin mavisiyle “imhaya” koyulacak yine birilerini.
 
Bir yandan IŞİD saldıracak Kürtlere; öte yandan yüce devletimiz...
 
Bir heykeli yıkmanın ve üzerinde poz vermenin haklı gururuyla bir kez daha İzmir’in dağlarında açan çiçeklerin, Uludağ’da kayak yapmanın şarkısını söyleyeceğiz… 

Etiketler:
Bayram