13/05/2014 | Yazar: Meriç Aytekin

Umarım dünyaya bakış açımız ister inanç üzerinden, ister ideolojiler üzerinden olsun LGBTİ bireyleri ve seks işçilerini kapsayacak kadar geniş olur.

Meriç Aytekin | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Meriç Aytekin
Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen yüzlerce din aliminin ve akademisyenin katıldığı Demokratik İslam Kongresi iki günlük çalışmasının sonucunda 15 maddelik bir sonuç bildirgesi yayınladı. Yayınlanan bildiride kadına karşı şiddetin önemine dikkat çeken vurgulardan tutun da Ermenilerin, Alevilerin, Süryanilerin haklarına kadar özgürlük mücadelesinin birçok yönüne dokunan konular günlemleşitirilmiş.

Gerçekten ezilen bütün kesimlerin hassasiyetlerine dokunmanın ve mazlumun yayında yer almanın hedeflendiği bir sonuç bildirgesi olmuş. Ancak ben ümmedin genişliğine ve farklılığına vurgu yapan böylesi kucaklayıcı olma iddiasındaki bildirgenin LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) bireyler ve seks işçileri açısından ne kadar kucaklayıcı olduğunu tartışmaya açmak istiyorum. Elbette bildirge farklı yönlerden değerlendirilip eleştirilebilir ancak ben özellikle LGBTİ bireyler açısından metni inanç bağlamı dışında nasıl okumamız gerektiğini sorgulamak istiyorum.

Her şeyden önce bildirgenin ikinci maddesindeki
 
“Ümmet”, çok kimlikli, çok dilli ve çok inançlı bir anlama sahiptir. Siyasi ve itikadi yaklaşımlar, Ümmetin farklı din, mezhep, inanç, etnik ve diğer tüm toplumsal gruplardan oluştuğunu dikkate almalıdır.
 
söylemi çok sesli olmanın farklı bir ifadesi olarak ele alınabilir ancak bu çok kimlikli yapının ve farklılıkların diğer maddelerde daha da açıklanmaya çalıştığını görebiliriz. Özellikle erkek egemenliğine, eril sisteme karşı eleştiri getiren ve kadın mücadelesine dikkat çeken 5. maddede çok kimlikli olmanın ve farklılıklara sahip olmanın özelleşerek vurgulandığını görüyoruz. Yine 12.maddede farklı inançlara, kültürlere gösterilmesi gereken saygıdan özelleştirilmiş bir vurgu ile bahsediliyor. 5.madde’den devam edelim:

Toplumun yarısını oluşturan ve diğer yarısını da doğuran kadınlar sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik alanlardan uzaklaştırılmışlardır. Genel yaşamın içerisinde ve özellikle savaşlarda kadınlar ve çocuklar üzerinden yürütülen çirkin bir saldırının olduğu aşikardır. Kongremiz, özelde eril zihniyetler ve iktidarlar tarafından kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, cinayet, çocuk evlilikleri ve her türlü egemen yaklaşımı reddetmektedir.

LGBTİ mücadelesi için hiçbir zaman toplumda ne kadar LGBTİ birey olduğu temel bir sorun olmamıştır ama istatistiksel bir oran elde etmek istiyorsak genel olarak araştırmalar yüzde onluk bir istatistikten bahsetmektedir. Bunu yaşadığımız çoğrafyaya vurduğumuzda 7 milyonun üzerinde bir sayı ile karşılaşırız, ayrıca CİSAD’ın araştırmalarına göre 56 Genelevde 3 bin seks işçisinin çalışmaktadır. Kayıt dışı çalışan seks işçilerinin sayısı ise 100 binin üzerindedir ve muhtemelen bu sayıya erkek seks işçileri bile dâhil değildir.

Elbette bu sayısal bilgileri çirkin bir kafa hesabı yapmak için vermiyorum. Bildirgenin de böyle bir derdi olduğu gibi bir şeyi ima etmiyorum ancak sayılar bize görünmeyen veya görülmek istemeyen ’’büyük’’ bir varoluştan, bir farklılıktan bahsediyor.

Bildirinin 5. maddesi toplumun yarısını oluşturan kadınların nasıl tahakküm altında kaldığından, erkek egemenliğinin bütün araçlarını vurgulayarak bahsederken toplumun içinde olan kardeşimiz, annemiz, arkadaşımız, dostlarımız, komşularımız olan LGBTİ bireyler ve seks işçileri hakkında tek bir kelime dahi etmiyor. Yine önceki gün 50 kadın ile yapılan kadın çalıştayında erkek egemenliği, kadın ve ekoloji konuları bu kadar geniş bir perpektiften ele alınırken LGBTİ bireylere ve seks işçilerine dair tek bir kelime edilmemiş olması gerçekten düşündürücü.

Toplumsal barışın kilit ögelerinden olan LGBTİ bireylerden ve seks işçilerinden bahsetmeden kolektif bir özgürlüğün kurulabilmesinin mümkün olduğuna inanmıyorum. Eğer gerçekten dünyaya dair bakış açımız, bu ister bir inanç ister bir felsefe isterse de bir ideoloji olsun herhangi bir grubu görmezden geliyorsa bu gerçek anlamıyla bir özgürlük mücadelesi örmemizin önünde büyük bir engel olacaktır.

Ben maalesef LGBTİ bireylerin ve seks işçilerinin kongrenin gündemine girmemesinin bir unutkanlıktan değil de bilinçli bir görmezden gelmeden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü böylesi bir unutkanlık gerçekten tutarlı bir yere oturmaktan ziyade hâlâ bazı kabulsüzlüklerin sürdürüldüğünün işareti gibi görünüyor. Unutmayalım Gezi Direnişi ile LGBTİ hareketi artık herkesin bildiği bir gerçeklik oldu. Yine unutmayalım, konferansın yapıldığı kentte, yani Amed’de Roşin Çiçek 17 yaşında babası ve amcaları tarafından öldürülmüştü.

Bildirgeyi okuduktan sonra biraz katılımcıları araştırdım. Kongrenin çağrıcılarından biri Mazlum-Der eski başkanı Güler Özavcı. Kendisinin adını açıkçası ilk kez duyuyorum, o yüzden bireysel politik tutumu üzerinden bir eleştiri getirmeyeceğim. Ancak Mazlum-Der’in açıkça homofobik bir kurum olduğunu ve homofobisini açıkça sürdürdüğünü LGBTİ aktivistleri ve dernekler birçok kere açıkladılar. Homofobik olduğu bilinen bir kurum ile yan yana gelmek LGBTİ mücadelesi konusunda Güler Özavcı’nın bir hasassiyetinin olmadığına dair çıkarım yapmamıza neden oluyor. Açıkçası araştırmamı bu noktadan sonra da pek sürdürmek istemedim ama yine de Ayhan Bilgen gibi eşcinsel bireyler konusunda açık fikirli söylemler üreten bireylerin de kongreye katıldığını söylemeden geçemeyeceğim.

Sonuç olarak Demokratik İslam Kongresi birçok kapsayıcı söylemine rağmen LGBTİ bireyler ve seks işçileri açısından özgürlükçü bir söylem üretmeden sonlanmış bulunuyor. Umarım dünyaya bakış açımız ister inanç üzerinden, ister ideolojiler üzerinden olsun LGBTİ bireyleri ve seks işçilerini kapsayacak kadar geniş olur. 

Etiketler:
Nefret