15/11/2014 | Yazar: Meriç Aytekin

6 Eylül 1986 İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Neva Şalom Sinagogu’na yapılan terör saldırılarının ilkinin tarihidir.

Meriç Aytekin | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Meriç Aytekin
6 Eylül 1986 İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Neva Şalom Sinagogu’na yapılan terör saldırılarının ilkinin tarihidir. İlkinin diyorum çünkü bu saldırı maalesef Neva Şalom’un ve Yahudi cemaatinin karşılaştığı son saldırı olmamıştır.
 
Bu topraklarda ırkçılığın ve ayrımcılığın yükselişine karşı ses çıkaran herkes 2 Temmuz 1993’ü, onun sayılarla anılır hale gelmiş isminden öte anlamını, çok iyi bilir ve onu unutmama kararıyla hafızasına işler. Daha küçük bir hatırlayıcı kitlesi olsa da azımsanmayacak sayıda insan da 25 Nisan’ın, 6-7 Eylül’ün anlamını bilir. Düşünmenin veya farklı olmanın acılarını sayılarla hatırlar hale gelmemiz belki de tarihsel hafızamızın ortaya çıkardığı en ironik durum olsa da acılarımız günler ve yıllar ile hatırlamaktan başka çare bulamıyoruz.
 
Bugün çok az insanın hatırladığı başka tarihlerden bahsetmek istiyorum.  6 Eylül 1986, 1 Mart 1992 ve 15 Kasım 2003.
 
6 Eylül 1986 İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Neva Şalom Sinagogu’na yapılan terör saldırılarının ilkinin tarihidir. İlkinin diyorum çünkü bu saldırı maalesef Neva Şalom’un ve Yahudi cemaatinin karşılaştığı son saldırı olmamıştır. Yirmi bir insanın yaşamını yitirdiği 1986’daki saldırıdan sonra 1 Mart 1992’de Neva Şalom Sinagogu’na başarı ile sonuçlanmayan bir saldırı girişimi olmuştur. 15 Kasım 2003’de ise Neva Şalom Sinagogu’na ve Beth İsrael Sinagogu’na bir saldırı daha gerçekleştirilmiştir. Bu iki saldırıda 23 kişi hayatını kaybetmiş 600’ün üzerinde kişi de yaralanmıştır.
 
İsrail ve Filistin arasındaki gerginlik hali hazırda anti-semitik fikirlere sahip ırkçı odakların güçlenmesine ve Avrupa, Türkiye ve Dünya’nın çeşitli yerlerinde yaşan Yahudi diasporasının yaşamlarını tehdit eden saldırılarla karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Türkiye’de yaşayan Yahudilerin karşılaştığı saldırıların ve Sinagog tacizlerinin artması yükselen anti-semitizmin ne boyutlarda olduğunu bizlere göstermektedir. Daha birkaç gün önce Neva Şalom’un girişine  ‘yıkılacak mekân’ yazılı bir pankartın yapıştırılması ya da sinagogun olduğu sokağa yürümek isteyen bir grubun olması durumun ne kadar önemli ve acil olarak gündemleştirilmesi gerektiğini bizlere göstermektedir.
 
Peki, Türkiye’de ve Avrupa’da yükselmekte olan anti-semitizmin köklerini nerede arayacağız? Tarihin birçok döneminde kendini katliamlar ve soykırımlar ile göstermiş olan anti-semitizmin 20. yüzyıldaki köklerini elbette Holokost’ta buluyoruz. Bugün Neva Şalom üzerinden Türkiye’de yaşayan Yahudilere yönelik saldırıların 20. yüzyıldaki tarihsel ideolojik kökeni de Holokost’ta yatmaktadır.
 
Irkçılığın, homofobinin ve cinsiyetçiliğin tarihsel olarak hep iç içe olduğundan ve birbirlerini beslediğinden çoğu zaman bahsederiz ancak Holokost bize bunun tam da nasıl işlediğini gösteren 20. yüzyılın en açık örneğidir. Holokost sadece Yahudilerin değil eşcinsellerin, romanların ve engellilerin de tek tipçi iktidar tarafından yok edilmeye çalışıldığı çok boyutlu bir soykırımdır. İşte bu yüzden Holokost’u yaşatanların zihniyeti hala Avrupa’da ve bu topraklarda kendine bir güç buluyorsa Holokost’u yaşayanların yeniden diriltilmeye çalışılan bu soykırımcı zihniyete ses çıkarması gerekir. Eğer 15 Kasım soykırımcı zihniyetin devamını yansıtıyorsa eşcinseller, Romanlar, Engelliler, kadınlar da bizzat kendileri soykırımın öznesi oldukları için soykırıma karşı durmak için 15 Kasım’da gerçekleştirilen bu katliama ses çıkarmalıdır.
 
Holokost homofobinin ve anti-semitizmin kol kola girmişliğinin tarihidir. LGBTİ’ler özellikle bu konuyu kendi meselesi olarak görmelidir çünkü Neva Şalom’a saldıran zihniyet Holokost’u gerçekleştiren homofobi ile ayrılmaz bir şekilde yanyana duran, eşcinselleri ve Yahudileri katleden antisemitizmin ta kendisidir. Elbette bu mesele tüm ayrımcılıklara karşı ses çıkarmak isteyen her insanın meselesidir ancak en başta Holokost’a maruz kalmış özneler seslerini yükseltmeli ve Türkiye’de yaşayan Yahudilerin yanında yer almalıdır.
 
15 Kasım homofobik ve antisemitik fikirlerin birliğinden doğan, insanlığa karşı işlenmiş bir suçun Soykırımın bu topraklardaki iz düşümüdür. Yahudiler homofobinin bizzat kendilerini yaraladığı gerçeğini yok sayamayacakları gibi LGBTİ’ler de antisemitizmin kendilerini yok eden gerçekliğini yok sayamazlar. Antisemitizmin ve homofobinin olmadığı bir Dünya için 15 Kasım’ı tarihsel bağlamını bilerek hafızalarımıza kazımamız özgür bir dünyanın hayali için önemli bir adım olacaktır. 

Etiketler:
Nefret