19/02/2016 | Yazar: Yıldız Tar

Belki önümüzdeki dönem yeteri kadar ölürüz, ayrımcılığa uğrarız, yaşadıklarımızı ispatlamak için dayattıkları süreçleri başarıyla tamamlarız da insan hakları örgütlerinin gündemine gireriz.

İnsan hakları alanında çalışan örgütler ayrımcılık yapar mı? Bizim ülkemizde her şey mümkün olduğu için bu da mümkün.

Altı yıl boyunca “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kanunu Tasarı Taslağı” olarak tartışılan, ardından bu yıl ortadan kaldırılan ve nihayet Hükümet tarafından ‘vize muafiyeti sağlanması’ için “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Yasa Tasarısı” olarak yeniden gündeme getirilen tasarı son birkaç haftadır gündemde yer alıyor.

En son 17 Şubat’ta TBMM İnsan Haklarını İzleme Komisyonu’nda tartışıldı. CHP ve HDP tasarıyı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini kapsamadığı için eleştirdi. AKP’nin artık gelenekselleşen homofobik ve transfobik zihniyeti, eleştirilere rağmen tasarıyı komisyondan geçirdi.

Buraya kadar şaşılacak bir durum yok belki. Senelerdir gerek ayrımcılık tasarısında gerekse de Anayasa ve nefret suçları sürecinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yasalarda yer alması, yasalar önünde eşitlik yönünde bir adım atılması için LGBTİ hareketinin talepleri, kampanyaları, eylemleri AKP’nin bariyeriyle karşılaşıyor.

Merhaba ben insan, tanışalım mı?

Şaşırtıcı olan, kendilerini ‘insan hakları örgütleri’ olarak tanımlayan yedi kurumun bu tasarıya ilişkin çok önemsedikleri belli olan basın açıklamalarında bu durumu görmezden gelmeleri, yok saymaları.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum Der), Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD), İnsan Hakları Araştırmaları Derneği (İHAD), Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi (UAÖ Türkiye) imzasıyla 18 Ocak’ta yayınlanan basın açıklamasında tasarı etraflıca eleştiriliyor. 17 Şubat'taki diğer açıklamada da eleştiriler devam ediyor.

18 Ocak'taki açıklamada Hükümet Sözcüsü’nün ‘hayırlı olsun’ niyetine karşılık örgütler neden ‘hayırlı olmayacağını’ anlatıyor. Kurumun daha doğmadan saygınlığını kaybettiği söyleniyor.

Peki, insan hakları alanında çalışan örgütlerin saygınlığı?

İyi niyetimi korumaya çalışarak her iki açıklamanın tamamını okuyorum. Bir yerde muhakkak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği meselesine değinmişlerdir diye umuyorum. CTRL+F yapıp aradığımda çıkmasa da teknolojiye değil insan hakları kurumlarına güvenmeye ikna ediyorum kendimi.

Sonuç: Açıklamaların hiçbir yerinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği geçmiyor.

Her iki açıklama da komisyon toplantısından önce yayınlanmış. Haliyle durum daha vahim.

“Alelade bir basın açıklamasında yer almamasında büyütülecek ne var?”

Birçok şey var. İlk olarak LGBTİ örgütlerinin senelerdir yürüttüğü mücadeleyi, emeği yok saymak var. Ayrımcılık da tasarı da o kadar yeni değil. Avrupa Birliği uyum süreci denen süreç hayatımıza girdiğinden beri ama açıktan ama gizli bir şekilde tartışılan bir mevzu. Ve artık insan hakları alanında çalıştığını iddia eden kurum ve kişilerin bu yasalar ve mevzuatlara ilişkin LGBTİ örgütlerinin taleplerini bilmemesi, unutması basit bir unutma değil tam da heteroseksizmin dayattığı yok sayma politikasının bir yansımasıdır.

Heteroseksizm tam da böyle bir şey işte. İş LGBTİ’lerle ilgili proje üretmeye, vitrin düzenlemeye geldiğinde yana yakıla “Bize biraz LGBTİ yollar mısınız” diyip; politika üretmeye, talepleri sahiplenmeye geldiğinde safça unutmak!

Birçok farklı yerde eğitime gittiğimizde genelde ‘duyarlı’, ‘demokrat’ ve de ‘bu alana ilgili’ insanların ilk cümlesi, “Ben daha önce hiç LGBTİ görmedim” oluyor. Biz de dilimiz döndüğünce aslında ta ilkokulda ve daha öncesinde eşcinsel, biseksüel, trans ve intersekslerle karşılaşıldığını ama yok sayıldığını, görünmez kılındığını, seslerinin kesildiğini anlatmaya çalışıyoruz. Sanırım insan hakları örgütleriyle ilişkilenirken de meseleye buradan başlamak gerekiyor. Bu konuda aşama kat ettikleri iddiasını o kadar da ciddiye almamak lazım. Sonuçta bu kadar bilinen bir tartışmayı yok saymak büyük maharet.

Bize yalan söylediler…

İnsan ister istemez kendini de sorguluyor. Ben acaba o ufacık, agresif, alıngan, buluttan nem kapan, her şeyi mesele eden, mevzuları büyüten lubunya aklımla bir şeyleri anlamıyor muyum? Sonuçta adeta ülkemizin güzide bir şehrinde yaşayan biriymiş ya da bir hastalıktan muzdaripmiş gibi insan hakları örgütlerinin deyimiyle “bir LGBTİ’li birey olarak” aklım her şeye ermez. Bu yarım aklımla ben Kaos GL’yi bir insan hakları örgütü sanıyordum. Kendimi de insan hakları savunucusu bir gazeteci. Sanırım yanılıyorum. Sonuçta bu büyük örgütler insan hakları alanında hep en doğru en isabetli sözü söyler. Hatta sanırım bu alıklığım o kadar ilerlemiş ki Gündem Çocuk Derneği gibi çocuk hakları alanında çalışan dernekleri de insan hakları örgütü sanıyordum. Onlar da bizim gibi talî konu sanırım. Buradan bir de Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne (CİSST) seslenmek istiyorum. Bize hep kendinizi insan hakları örgütü olarak tanıttınız. Meğer yalan söylüyormuşsunuz. Ayıptır, siz de haddinizi bilin bizim gibi.

Bu iş çok zor Yonca…

Onlar bize bildirmeden biz kendimize haddimizi bildirdiğimize göre açıklamaya devam edebiliriz:

“Türkiye için gerçekten “hayırlı olacak” olan insan haklarının çiğnenmesinden vazgeçilmesidir. Tüm kamuoyundan kaçırılarak hazırlandığı açık olan tasarı geri çekilmelidir. İnsan hakları kurumlarının işlevleri ile donatılmış olan diğer Kurumların da sessizliklerini bozmaları gerektiğini bu vesileyle hatırlatmakta fayda görüyoruz.”

Sessizliğimizi bozmamız gerektiğini ne de güzel söylemişler.

1993'ten bu yana bir arpa boyu yol ilerlememişiz demek ki.

Aklıma LGBTİ hakları için mücadele eden arkadaşım Umut Güner’in bir anısı geliyor. İnsan haklarının “büyük abi” ve “büyük ablalarının” olduğu bir toplantıda, “Şimdi ülkede bu kadar sorun varken sizle mi uğraşacağız? Sizin sorunlarınız nefret cinayetleri filan önemsiz kalıyor” denmesini hatırlıyorum:

“2000’lerde beni çok yaralayan bir cümle duymuştum. O dönem insan hakları savunucularına, “Biz de ölüyoruz, biz de tecavüze uğruyoruz, bizi, acımızı görün” diyorduk. İnsan hakları konusunda çalışan kadın aktivist, “Güneydoğu’da bir sürü insan ölürken size sıra gelmiyor” dedi. Bu cümle, bana yeteri kadar ölmüyorsunuz anlamında tınladı, çok canım yandı. Derken 2010’da 14 cinayet işlendi ve o sene LGBT insan hakları raporunu yazarken, sürekli aynı soruyu sordum durdum kendime: Yeteri kadar öldük mü bu sene?”

Belki önümüzdeki dönem yeteri kadar ölürüz, ayrımcılığa uğrarız, yaşadıklarımızı ispatlamak için dayattıkları süreçleri başarıyla tamamlarız da insan hakları örgütlerinin gündemine gireriz. O vakte kadar bir Bülent Ortaçgil şarkısıyla kendimizi avutmaya devam:

 

“Bu iş zor, çok zor Yonca

Çünkü gülmeyi unutunca

Taş yüreklerde kilitli duygular

Kapılar açılmayınca

 

Bu iş zor, çok zor Yonca

Çünkü bizler istemeyince

En çok bağıran en doğru sayılır

İnsanlar işitmeyince

 

Bu iş zor yonca

Çünkü insanlar günler boyunca

Hiç soru sormadan durur

 

Bu iş zor, çok zor Yonca

Çünkü sevmeyi bilmeyince

Bahar gelir, fark edilmez olur

İnsanlar görmeyince

 

Bu iş zor Yonca

Çünkü insanlar aylar boyunca

Hiç soru sormadan durur

 

Bu iş zor, çok zor Yonca

Çünkü bizler duymayınca

Birinin eli herkesin cebinde

İnsanlar umursamayınca

 

Bu iş zor Yonca

Çünkü insanlar yıllar boyunca

Hiç soru sormadan durur...”

İlgili haberler:

AKP’den İnsan Hakları Komisyonu’nda LGBTİ’lere ayrımcılık!

İnsan hakları örgütleri de LGBTİ’leri yok saydı!


Video Haber İkon  İlgili Video:


Etiketler:
Bayram