22/11/2021 | Yazar: Özde Çakmak

Onun için ufukta arzusunun yasadışı sayılmadığı bir yer var mı? Hindistan’da eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılmasının ardından kuir kurgu için – belki de tüm heteronormatif olmayan kültürel üretim için – asıl sorulması gereken soru budur.

377. fıkra sonrası: Hindistan’da LGBTQ edebiyat kültürü Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Özde Çakmak, Saikat Majumdar’ın yazısını KaosGL.org için çevirdi.

6 Eylül 2018’de, Hindistan Ceza Kanunu’nun “Doğal Olmayan Suçlar” başlıklı 377. fıkrası Hindistan Yüksek Mahkemesi tarafından hükümsüz kılındı. Beş hakimli anayasa paneli Navtej Singh Johar ve Hindistan Birliği davasında oybirliğiyle “aynı cinsiyete mensup yetişkinler arasında onaya dayalı cinsel davranışları kriminalize ettiği için” 377. fıkranın anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.

Azınlık topluluklarına yönelik bir dizi düşmanlık gösteren sağcı, Hindu-ulusalcı bir hükümet tarafından yönetilen bir ülkede bu parti düzenlemek için büyük bir sebepti! Bu parti toplumun yoksul ve azınlık üyelerinin linç edilmesinden ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkeyi ziyaret ettiği 2002 yılından bu yana ülkenin başkentinin tam ortasında gerçekleşen en kötü ayaklanmalara dek bir buçuk yıl boyunca kutlama yapılacak çok az kıymetli şey arasında gerçekleşti. Son zamanlarda her şey o denli iç karartıcı ki Hindistan COVID-19 kriziyle kapandığında sosyal izolasyon – pek çok iyi şeyin yanı sıra – komünal ayaklanmaların travmasını da yok ettiği için başlangıçta bir lütuf gibi göründü.

Bu kısa sürece geri dönüp bakıldığında, ilerici Hindistan vatandaşları 377. fıkranın yürürlükten kaldırılmasını yakın tarihte kutlama gerektiren tek an olarak görüyorlar. Basın ve sosyal medyada bitmek bilmeyen partiler, şehirlerde onur yürüyüşleri ve çok uzun bir süredir kanunların nazarında ikinci sınıf vatandaş olarak yaşayan kişilerin aklandığına dair genel bir algı vardı.

Edebiyat alanı da harekete geçmişti. Festivaller diyarı Hindistan son on beş yıldır en yeni festival çeşidi olan edebiyat festivali için verimli bir yer olduğunu kanıtladı. Kuir ve kapsayıcı kültüre adanan böylesine tam kapsamlı bir etkinlik Aralık 2019’da Delhi’de gerçekleşti. Gazeteci, anı yazarı ve kuir aktivist Sharif Rangnekar tarafından düzenlenen Rainbow Litfest (Gökkuşağı Edebiyat Festivali) ülke çapında öngörülebilir ucuz bir gösteriye dönüşen edebiyat festivallerinden bıkmaya başlayan bir topluma pek çok duygu yaşatmıştı.

Uzun zamandır halının altına itilen temaların – din ve mitolojide, tarih ve siyasette, film ve televizyonda, kurguda, politikada ve işyerinde ve elbette hukukta normatif olmayan cinsellikler – vaadine kapılan kuirler ülkenin dört bir yanındaki şehirlerden, küçük kasabalardan ve köylerden Delhi’nin Gulmohar Park’ına akın etti. Bu ziyaretçilerden biri de Maninder Jit Singh idi. Yirmili yaşlarının başında Pencap’ın Patiala kentinden, bir grup arkadaşıyla birlikte festivale gelen bir öğrenciydi. Hindistan’a asla gelmeyeceğini düşündüğü o anın coşkusuna kapılmıştı ve eril ve militarist olmasıyla meşhur bir kültüre sahip Pencap adlı küçük bir kasabada kuir olma cesaretinin somutlaşmış haliydi.

Bu bayram havası edebiyat üretkenliğinin gidişatını şekillendirdi. 2019 yılında yayımlanan dikkate değer iki anı - Sharif D. Rangnekar’ın From Straight to Normal ile editör ve blog yazarı Vivek Tejuja’nın Now You Know adlı kitapları – gizlilik ile “normallik”in ışığını ve gölgesini yakaladı. Ardından İngilizce bilen 22 öncü kuir sanatçı ve aktivist profiline yer veren Hoshang Merchant ile Akshaya K. Rath editörlüğündeki Gay Icons of India adlı “kolektif biyografi” geldi – bu kitap içerisindeki hatalar nedeniyle sonradan piyasadan toplatıldı. Basının bu kitaplara yer vermesi de birdenbire farklı gelmeye başlamıştı. Yalnızca Anglofon  Hindistan’ı ele alsak bile, kuir deneyim hakkındaki yazılar ve filmler hep vardı elbette. Fakat Riyad Wadia’nın Bomgay adlı filminin – ilk açıkça kuir Hint filmi – 1996’da dokunaklı bir şekilde ele aldığı gibi, bu utanç ve onurun eşit ağırlığa sahip olduğu underground bir yaşamdı. Bu çelişki Hindistan’ın İngilizce yazan ilk açık gey yazarlarından biri olan R. Raj Rao’nun kurgusunda da görünürdü. “Don’t Let Him Know”(Ona Söyleme) – Sandip Roy’un açılmamış kimliklere dair etkileyici hikayesinin adı – hakim ruh halini ifade eder gibi görünürken kuir topluluk “Out”(Açıldım)  – Minal Hajratwala’nın 2012 tarihli Hindistan’dan kuir hikayeler derlemesinin adı – diye haykırmak için yanıp tutuşuyordu.

Fakat 2018’deki Yüksek Mahkeme kararından sonra önümüzde aşılması gereken daha çok yol var gibi gelmeye başladı: deyim yerindeyse underground kült film Bomgay’den 2019 tarihli Bollywood filmi Ek Ladki ko Dekha Toh Aisa Laga (Bir Kız Gördüğümde Böyle Hissettim) dek – Hindistan’ın en popüler film yıldızlarından Sonam Kapoor’un rol aldığı lezbiyen bir romans. Filmin yazarlarından biri olan Gökkuşağı Edebiyat Festivali’nde konuşan trans sanatçı Gazal Dhaliwal yoğun ve duyarlı biçimde hikaye anlatabilen herkesin – kuir olsun olmasın – kuir bir hikaye anlatma hakkına sahip olduğunu söyledi.

377. Madde’nin yürürlükten kaldırılmasının ardından İngilizce yazılan kaydadeğer ilk kuir kurgu eser Hansda Sowvendra Shekhar’ın My Father’s Garden (2018) adlı kitabıydı – anlatıcının genç bir doktor olarak aldığı tıp eğitimi ve doğu Hindistan’da yoksullaştırılmış kırsal bir eyalet olan Jharkhand adlı küçük bir kasabadaki hayatı hakkında üç adet uzun ve otobiyografik hikayeden oluşan bir derleme. Üniversite pansiyonunda kalan genç erkek öğrenciler arasındaki cinsel etkileşimin yoğunluğu canlı ayrıntılarla tasvir edilen ilk hikayeyi ele veriyordu. Fakat şaşırtıcı şekilde, sıra kitaba yönelik tepkilere geldiğinde, kabile kimliği siyaseti hikayelerin kuirliğine gölge düşürdü. Shekhar Hindistan’ın yerli halklarından biri olan Adivasi kabilesine mensup İngilizce yazan saygın bir yazar ve bu halkların gerçek tarihçisi olarak Hindistan edebiyat dünyasında önemli bir yere sahipti.

Ne var ki, 2019 yılının ortalarına doğru vurgu önemli ölçüde değişmişti. Post-377 Hindistan’ın kutlama niteliğindeki anlatısı en belirgin sesini Penguin India tarafından yayımlanan Afgan-Amerikalı gazeteci Nemat Sadat’ın Carpet Waever adlı ilk romanında – küresel ideolojilerin çatışan akımları arasında Afganistan’ın erilci, patriyarkal kültüründe yetişen kuir bir oğlan hakkındaki bir bildungsroman – buldu. Sadat ABD’li yayıncılar tarafından reddedilen romanının Hindistan’da hemen kabul edildiğini anlatmaya bayılırdı. Eşcinsel aşkın yakın zamanda suç olmaktan çıkarılması okurların bu türden anlatılara olan iştahını kabartmıştı. Artık kurgunun bu yeni keşfedilen özgürlüğü ve meşruiyeti kutlaması bekleniyordu. Bu gerçeği şahsen kuir aktivist Chintan Girish Modi “The Queer Bookshelf” adlı popüler köşesinde kendi romanım The Scent of God’ı nazikçe kuir aşkı örtbas ederek onu dolabın içine itmekle suçladığında idrak etmiştim. 2019’un başlarında yayımlanan ve kuir çevrelerde yoğun biçimde tartışılan Hindu rahipler tarafından yönetilen bir yatılı okuldaki iki ergen oğlan arasındaki aşkı anlatan bu hikayenin de gizli kapaklı olmak için sebepleri vardı ve keşişlere özgü bekarlık uygulanmasını isteyen bir dünyada heteronormatiflik bu sebeplerin sonuncusuydu.

Öyle olsa bile, Roy’un çağrışımsal ifadesi “ona söyleme” post-377 Hindistan’da daha da uygunsuz kaçıyordu. Artık kurgudaki kuirliğin kendini yüksek sesle ve gururla ortaya koyması bekleniyordu. Ama siyaset için iyi olan şey sanat için de daima iyi midir? Okurlar ve eleştirmenler yalnızca kuirliği kutlayan anlatılar ararlarsa, Amrita Mahale’in 2018 tarihli romanı Milk Teeth gibi hikayeleri kaçıracaklardır çünkü kuir kimlik romanın merkezindeki ilgi duyulan kişi heteroseksüel olduğu için “ikincil” gibi görünebilir. Çok sayıda okurun kucak açtığı Milk Teeth kuir kurgu olarak dikkat çekmedi; belki de çocukluk arkadaşı Ira ile evlenmesi beklenen Kartik’in underground hayatı kuir olmanın yasadışı olduğu bir dönemde çok fazla çağrışım yaptı. Dolaptan çıkmaya cesaret edemeyen orta sınıfa mensup bir adamın kendinden nefret etmesini tasvir eden Milk Teeth Bomgay’in izinden gitti. 

Ne kadar kaybolmuş, bastırılmış ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine bağlı kalmış olsa da, Mahale’nin Kartik’i Hindistan’daki kuir yaşama dair unutulmaz bir portre sundu. Fakat onun için ufukta arzusunun yasadışı sayılmadığı bir yer var mı? Hindistan’da eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılmasının ardından kuir kurgu için – belki de tüm heteronormatif olmayan kültürel üretim için – asıl sorulması gereken soru budur.


Etiketler: kültür sanat, yaşam, dünyadan
Telegram