16/04/2020 | Yazar: Defne Güzel

“Konferanstan çıktığımda sanki uzun bir süre ayağımda ağır botlarla kilometrelerce yol yürümüşüm de sıcak bir evde botlarımı çıkarıp dinleniyormuşum gibi rahatlamış hissediyordum.”

AIDS’li İğne: Sen kendini anlatmazsan başkaları seni anlatır, ama nasıl anlatır? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İllüstrasyon: Jose Fien

Alp’i “HIV’le yaşadığım için diplomamı çöpe atmamı bekliyorlar!” dediği röportajıyla tanıdık. HIV tanısı aldıktan sonra çalıştığı okulda işini yapması engellendi, başka okullara iş başvurularında askerlikten muaf raporu üzerinden ayrımcılığa uğradı. Alp yaşadıklarını KaosGL.org ve başka medya organlarına anlattı.

AIDS’li İğne yazı dizimizde biz de Alp’le çalışma hayatında uğradığı ayrımcılıkları, mücadelesini ve gelecek hayallerini konuştuk.

“Ama bu yaptığınız ayrımcılık”

Daha önce verdiğin demeçlerden hareketle sormak istiyorum; HIV statün ve askerlik muafiyetin işini yapmana asla engel değilken işyerleri tarafından HIV ile yaşadığın ve askerlik muafiyeti aldığın için birçok ayrımcılığa maruz bırakıldın. Bu süreçler nasıl gelişti? Kısaca anlatabilir misin?

Mesleğimin ilk yılında rutin kontrollerim için gittiğim hastaneden HIV tanısı almam ile başladı süreç. Tanı aldığım zaman doktorum, ilaç tedavisine başlayabilmem için çeşitli taramaların yapılması gerektiğini belirterek taramaların en hızlı şekilde yapılabilmesi için de hastaneye yatış yapabileceğimi önerdi. Öte türlü her bir tarama için ayrı bir gün randevu alıp hastaneye gitmek durumunda kalacağım için bu önerisini kabul ettim. Hastanenin enfeksiyon kliniğinde üç gün yatışım yapıldı. Yatış derken aslında ben sadece test yapılacağı zaman hastaneye gidiyor, akşam da izin alıp evime dönüyordum. Durum hakkında okulu bilgilendirmek üzere idarecime hastanede olduğuma dair mail attım. Telefonla arayarak bu yatış işlemi hakkında sorular sordu. Hangi kliniktesin sorusuna verdiğim “enfeksiyon” cevabından sonra biraz daha durumum irdelenmeye başlandı. Okula döndüğümde birkaç kez daha durumumun ne olduğunu söylemem konusunda okulun idarecileri ile toplantılar yapıldı fakat söylemedim. Nihayetinde kendileri bir şekilde öğrenmiş olacaklar ki; durumumu artık söylememin bir öneminin olmadığını, kendilerinin “tahmin” ettiklerini ve benim bu okulda öğretmenlik yapmamın uygun olmayacağını dile getirdiler; iki seçenek sunarak ya bana ayrı bir oda ayarlayıp evrak işi yapabileceğimi ya da maaşımı alıp okula gelmeyebileceğimden birini seçmemi istediler. Bir gün düşünmek istedim. Ertesi gün okula gittiğimde öğretmen olmak için bu okulla sözleştiğimi başka türlü bir işi yapamayacağımı söyleyerek ayrıldım.

Daha lise sıralarından karar vererek öğretmen olmak ümidi ile emek verdiğim, dört yıl boyunca özveri ile okuduğum ve gerçekten yapmak istediğim bir iş olan öğretmenliği bu ülkede yapamayacağımı söylediler ardından. O an benim için ifade edilemez kadar zordu. Ağzımdan “ama bu yaptığınız ayrımcılık” sözleri dökülüverdi sadece. Yaşadığım bu haksızlıkla okuldan eve dönüş yolu bu sefer çok daha uzun ve çetindi.

Seneye çalışabilmek için başka okullara iş başvuruları yaptım. Bir üniversitenin vakfettiği bir okulun açtığı sınavlara girip ardından mülakatları geçerek iş teklifi aldım. İşe girişim için evrak teslim edeceğim sırada askerlik muafiyet nedenim sorgulandı, söylemeyince iş yeri hekimine yönlendirildim. İş yeri hekimi sağlık durumumu ve kronik bir durumumun olup olmadığını sorguladı. Ben yalan beyan verirsem başımın “belaya” gireceğini, söylemezsem bile bilgisayar ekranından doktorların girebildiği sistemi göstererek oradan görüntüleyebileceğini söyleyerek beni tehdit etti. Zaten durumumu bildiğini, hasta-hekim arasındaki kişisel bilgilerin gizliliğinin korunması bilincinde olduğunu ve karşımdakinin bir doktor olarak beni anlayabilecek en doğru insan olduğunu düşünerek HIV statümü paylaştım. Aldığım cevap ise “benim gibilerle” çok uğraştığını, ne yazık ki bunu okul idaresi ile paylaşmak durumunda olduğunu söyleyerek odadan ayrıldı. Arkasından bunu yapmaması için yapabileceğimin ne olduğunu sormak için koştum ve “hastaneden sağlıklıdır belgesi al” cevabını alabildim. Soluğu beni takip eden hastanede alarak doktorumla durumumu paylaştım. Bana “Öğretmenlik yapmasında sakınca yoktur.” Raporu yazdılar. Raporu okula verdim. Birkaç gün sonra telefonla aranarak iş akdimin neden belirtmeksizin tek taraflı feshedildiğinin bilgisini aldım.

Bir başka okulun da açtığı sınavdan çok iyi bir sonuç alıp sözlü mülakata çağırıldım. Bu sözlü mülakatta da öğretmenliğe dair sorular yerine askerlik muafiyet durumumun sorgulanmasının ardından başarısız olduğum bilgisini aldım.

Şu an bir okulda çalışıyorum ama artık doktorların raporlarımı görüntüleyememesi için sistemlerden bilgilerimi kapattırdığım için bir sorun yaşamadan işe girebildim.

“Kötü şeyler yaşamıştım ama ben bir eğitimciydim”

Peki işyerlerinin yaptığı bu hukuksuzluğu nasıl değerlendiriyorsun?

Hukuksuz olmasının yanında oldukça adaletsiz ve haksız bir durum yaşadığımı düşünüyorum. Bu yaşadığım olaylardan dolayı mesleği bırakmayı düşündüm, başka neler yapabileceğim konusunda kendimi zorladım. Güvensiz ve kendimi yetersiz görmeye başladım, özgüvenim düştü. Ailemden destek almadan hayatta kalmaya çalışan biri olduğum için ekonomik olarak çalışmam ve hayatımı devam ettirmem gerekiyordu. Mesleki tatminimi bir kenara bırakıp en temel ihtiyaçlarımı karşılamam konusunda çok büyük sıkıntılar çektim.

Tüm bunları yaşamama rağmen pes etmedim ve öğretmen olabileceğimi önce kendime sonra da topluma ispatlamak için cesaretle yaklaşmayı öğrendim. Yaşadığım bu talihsiz olaylar aslında beni çok pişirdi. Suçlu ya da günahkâr değildim; daha özgüvenli daha cesur ve kendinden emin bir şekilde yol almamı; önyargılara karşı nasıl davranmam gerektiği konusunda daha bilinçli olmamı, haklarımın farkında olup kendimi savunabilmemi de sağladı. İnsan yaşadığı iyi ya da kötü deneyimlerle başa çıkabildiği zaman işin altından daha güçlü çıkabiliyor. Kötü şeyler yaşamıştım ama ben bir eğitimciydim. İnsanlar bilmediği, kendinden uzakta gördükleri durumlara karşı daha korkarak yaklaşıyor. Kimseyi suçlamıyorum çünkü insanlar durumun ne olduğunun farkında değiller, yeri ve zamanı geldiğinde kendimi anlatarak ve ifade ederek ışık tutmayı kendime görev bildim.

Uğradığın hak ihlallerine karşı hukuki başvuru yapmayı düşünüyor musun?

Hukuki başvuru yapmayı düşündüm fakat ilk iş yerimde anlaşmalı olarak işten ayrıldım. Psikolojik olarak da kendimi hukuki sürece girebilecek kadar iyi hissetmediğim için başlatmadım. İkinci yaşadığım kurumda da ilk iki ay taraflardan biri neden göstermeksizin iş akdini feshedebilme hakkı olduğu için başlatamadım. Sadece beni ifşa eden doktor için Türk Tabipler Birliği'ne yazacağım.

Şu anki işyerinde durum nasıl?

Şu an önceki okullara göre daha küçük bir okulda çalışıyorum. Önceki deneyimlerimden aldığım tecrübe ile süreci daha sağlıklı yürütebildim. Hekimlerin sağlık durumumu görüntüleyememesi için sistemleri kapattırdım. Askerlik muafiyet durumuma da daha “masum” bir neden uydurarak işe girebildim. Şu ana kadar olumsuz bir durum yaşamadım fakat bu yaşamayacağım anlamına da gelmiyor elbette. Sadece süreci daha bilinçli bir şekilde yönetebiliyorum. Bakalım, yaşayıp göreceğiz.

“Fark yaratmak istiyorum”

Gelecek planlarından bahsedelim o halde. Gelecek için neler tasarlıyorsun, planların neler?

Güllü dallı gelecek planlarım yok. Çok para kazanmak, rahat bir hayatımın olması, ev, araba, statü, akademi gibi planlarım yok. Toplumsal hassasiyeti olan bir insanım. Haksızlığa, adaletsizliğe uğramış, ötekileştirilmiş, dışlanmış insanlar için elimden geldiğince faydalı olmak istiyorum.

Öğretmenliği aslında kendi öğretmenlerimle yaşadığım olumsuz deneyimler sonucu bir çocukta yaratabileceği izin ne denli büyük olabileceğinin farkında olduğum için tercih etmiştim. Gelecekte de şu an olduğu gibi öğretmen olmak ve fark yaratmak istiyorum. Çocukların yaşamında olumlu yönde değişim yaratmayı, ufuklarını açmayı ve her birinin ne kadar özel olduğunu hissettirerek mesleğime devam etmek istiyorum.

HIV statünü paylaşmadığın yerler, kurumlar ve insanlar var. Bunun sebebi nedir?

Stigma. Türkçesi damgalanma, lekelenme. Sosyal damgalanma, bir insanı toplumun diğer üyelerinden ayırt eden, algılanabilir sosyal özelliklere dayanarak; kişinin onaylanmaması veya ayrımcılık yapılmasıdır. HIV ile yaşadığım için insanların gözünde çeşitli kalıplara sıkıştırılıyorum. Bu kalıplar aslında toplumun geçmişten beri korku, nefret duyarak kaçındığı kalıplar olduğu için işim çok daha zor hale geliyor. Cinselliğe dair çok kapalı ve iki yüzlü bir toplumda HIV ile yaşayan biri cinsellik yaşadığı ve nasıl yaşadığı bilinçlerinde şekillenerek fobi ile karşılaşıyor. Tüm bu yaşadığım olayların nedeni toplumun önyargısı, bilinçsizliği, iki yüzlülüğü ve bitmek tükenmek bilmeyen fobileridir.

İnsanların HIV’e dair önyargıları senin hayatını zorlaştırdı. Bu zorluklarla nasıl baş ediyorsun?

Yaşadığım sıkıntılı olaylara tanık olan arkadaş çevreme açılarak başladım. Açılmak; kendimi ifade etmek, kabul görmek ve haksızlığa uğradığımı dile getirmek iyi hissettiriyordu. Çevremdeki insanlara açılarak bir yandan onları bilinçlendiriyor ve değişimi gördükçe tatmin oluyordum. Hatta, ayrımcılığa uğradığım okulu vakfeden üniversitede 1 Aralık Dünya HIV/AIDS Farkındalık Günü’nde Pozitif-İz derneğinden aldığım destekle konferans bile verdim. Konferansa “Sen kendini anlatmazsan başkaları seni anlatır, ama nasıl anlatır?” sözü ile başlayarak kendimi anlattım. Konferanstan çıktığımda sanki uzun bir süre ayağımda ağır botlarla kilometrelerce yol yürümüşüm de sıcak bir evde botlarımı çıkarıp dinleniyormuşum gibi rahatlamış hissediyordum. Benim bu zorluklarla baş etme yöntemim açılmak ve kendimi ifade etmek.

“Ayrımcılığın yaşandığı bir grup için devlet önlemini almalı”

Güncel HIV politikalarını nasıl değerlendiriyorsun?

HIV tanısı aldığım zamandan şu ana kadar Pozitif-iz derneği ile iletişim halindeyim. Başından sonuna kadar sabırla bütün sorularıma cevap verdiler, hakkımı nasıl savunabileceğim konusunda ilgili yerlere yönlendirdiler. HIV ile yaşayan bir insan için gerekli olan tüm bilgileri aktarmakta her zaman çok sabırlı, özverili ve cömert oldular. Konferans verirken beni yüreklendirerek cesaret verdiler. Onlara çok şey borçluyum. Bu yazıyı okuyacaklarına eminim ve müteşekkir olduğumu da dile getirmek istiyorum onlara.

Ne yazık ki derneklerin yapabilecekleri de bir yere kadar sınırlı kalıyor. Devletin de bu konuda daha hassas olup HIV politikalarını daha görünür hale getirmesi gerekiyor. Bu kadar sosyal damgalanmanın, ayrımcılığın yaşandığı bir grup için de devlet önlemini almalı ve biz vatandaşlarını korumalı. HIV ve AIDS’e karşı insanları bilinçlendirmeli ve cinsel sağlık eğitimini okullarda zorunlu hale getirmeli.

Son olarak ne eklemek istersin?

Tüm bu yaşadıklarım gösteriyor ki insanları yalnızlığa, umutsuzluğa, karamsarlığa ve damgalanmaya iten HIV değil, toplumun yıkmadığı önyargısı ve korkusu.

HIV ile yaşayan biri tedavisini alıyorsa ve belirlenemez durumdaysa bulaştırmıyor da. Bizler anne de baba da sevgili de arkadaş da öğretmen de öğrenci de mühendis de cerrah da olabiliriz. Her mesleği yapabiliriz. Hayatımızı diğer insanlardan ayıran tek şey her gün kullandığımız bir doz ilaç ve her insan kadar yaşamayı hak ediyoruz. HIV’den değil, ayrımcılıktan ve damgalamaktan korkmak gerek.

Ardından, kendimi ifade edebilmemi sağlayan bu yazı dizisinde bana da yer verdiğin için teşekkür ederim.


Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı, sağlık, sağlık hakkı
Nefret