29/05/2020 | Yazar: Yıldız Tar

AİHM, seks işçisi trans kadınlara “bayan kıyafetleri giydiği” gerekçesiyle para cezası kesilmesinde “kabul edilemezlik” kararı verdi: “Daha ne yazabilirdi tutanakta? Kadına, kadın kıyafeti giydiği için ceza mı kesilir?”

AİHM’den trans kadınlara ayrımcılıkta 8 yıl sonra ‘kabul edilemezlik’ kararı! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Fotoğraf: Özge Özgüner / Görsel Arşiv

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2012 yılında İzmir’de üç seks işçisi trans kadına kesilen idari para cezalarına ilişkin başvuruda karar verdi.

AİHM, para cezası tutanaklarında cezaya gerekçe olarak “bayan kıyafetleri giydiği” yazmasına rağmen ayrımcılık iddiasını incelemedi ve “para cezalarının miktar bakımından düşük olmasını” gerekçe göstererek kabul edilemezlik kararı verdi.

AİHM’in “az zarar” kriterinden kabul edilemezlik kararı verdiği olayın yaşandığı dönem İzmir’de seks işçisi trans kadınlara Kabahatler Kanunu’ndan sistematik olarak idari para cezaları kesiliyordu. “Bonus sistemi” adı altında polis memurlarının trans kadınlara kestiği cezaların bir yıldırma politikasına dönüştüğü dönemi, AİHM’e başvuran trans kadınların da avukatı olan Av. Kerem Dikmen KaosGL.org’a anlattı.

Trans kadınlara yıldırma politikası yargıya taşınmıştı

Av. Dikmen, 2012 ve öncesinde İzmir’de yaşayan seks işçiliği yapan trans kadınlara dönük yoğun bir yıldırma politikası izlendiğini, “bonus sistemi” adı altında trans kadın seks işçilerine kesilen cezalarla ilgili olarak memurlara birtakım katkılar da yapıldığını hatırlatarak AİHM’e taşıdıkları süreci şöyle özetledi:

“Bu süre içerisinde özellikle Pınarbaşı bölgesinde kesilen üç idari para cezasının gerekçesi olarak tutanaktaki ifadeyle ‘bayan kıyafetleri giydiği’ yer alıyordu. Biz buna o dönem yetkili olan sulh ceza mahkemesinde itiraz ettik. İdari para cezası kesmeyi gerektirecek durum olmaması ve kişilerin kıyafetlerinin herhangi bir şekilde tutanak ya da ceza konusu olamayacağı yönünde itirazımızı ilettik. Mahkeme idari para cezasını kesen birimden dosyayı getirtti ve talebimizi reddetti. Talebimizi reddederken aynı para cezasını veren kolluk biriminin yaptığı gibi mahkeme de ‘bu kişiler zaten yol kenarında duruyormuş, ellerinde ışık saçan aletle dikkat çekmeye çalışıyor ve bayan kıyafetleri giyiyormuş’ dedi. Bu açıkça kişilerin cinsiyet kimliklerine ve dolayısıyla özel hayatlarına da dönük bir müdahaleydi. Aynı zamanda da bir adil yargılanma hakkı ihlaliydi.”

“İnsan hakları perspektifinden bir karar değil”

Av. Dikmen bu ayrımcılığı AİHM’e taşıdı. 2012 yılında AİHM’e giden dosyada bir karar varılması 8 yılı buldu. Dikmen’e göre, trans kadınlara sistematik olarak ayrımcılık yapılan Türkiye’ye ilişkin bir başvuruda bu kadar uzun süre karar verilmemesi de bir sorun:

“Başvuru LGBTİ+ hakları bakımından Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler arasında son sıralarda yer alan bir ülkeden gitmesine rağmen dosya 8 sene bekledi. Tek hakim incelemesinden ve komite aşamalarından geçtikten sonra daire tarafından karar verildi. Verilen idari para cezasının miktar bakımından düşük olduğu ileri sürülerek kabul edilemezlik verildi. Bu çok çarpıcı çünkü burada tartışılan şey zaten para cezasının miktarı değil kişilerin cinsiyet kimliği gerekçe gösterilerek bir cezalandırmaya gidilmiş olması. Bir de o günün koşullarında karar veren yargıçlar veya avukatlar açısından çok yüksek bir tutar olmayabilir ancak o günün koşullarında o idari para cezasının oradaki seks işçisi trans kadınların 2-3 ya da 5 günlük gelirlerine denk geldiğini de gözetmek gerekir. Ki bu sistematik olarak uygulandığında da zaten onları çalıştırmamaya dönük bir devlet politikasının olduğu görülebilir. Hukuki bulmadığım gibi açıkçası insan hakları perspektifinden verilmiş bir karar gibi de görmüyorum. Kadınlara kadın kıyafeti giydiği için ceza mı kesilir?”

“Mahkemenin esastan incelemesi gerekirdi”

AİHM’in bu kararını insan hakları hukukçusu Av. Tuğçe Duygu Köksal’a da sorduk. AİHM hukuku konusundaki uzmanlardan da olan Av. Köksal, mahkemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) çok uygulanmayan “başvurucunun bir zarar görmemiş olması” kriterine dayanarak kabul edilemezlik kararı vermesini eleştirdi:

“Maddi anlamda miktar olarak önemli bir zarar görülmese dahi, bu kriterin devreye girebilmesi için eğer ki ortada insan hakları bakımından bir durum varsa ve yerel mahkemeler iddiaları düzgün şekilde değerlendirmediyse mahkemenin esastan incelemesi gerekir. Az maddi zarar olsa dahi, esastan incelenmesi gereken bir konudur ayrımcılık iddiası. Bu olayda da ortada bir trafik cezası gibi bir idari para cezası değil; aksine cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık yapıldığı iddiası var. Karardan görebildiğim kadarıyla, üç seks işçisi trans kadının iddiası idari para cezasının kendilerinin görünümleri ve trans kadın olmalarına ilişkin kesilmiş olması. Ki bu iddiaya ilişkin tutanakta da ayrımcı bir ifade mevcut.”

“Daha ne yazabilirdi tutanakta?”

İdari para cezası tutanağında “bayan kıyafetleri giydiği” yazmasının ayrımcı bir saik ortaya koyduğu iddiasının da başvurudan anlaşıldığını vurgulayan Av. Köksal, “Daha ne yazabilirdi tutanakta? AİHM, ‘ben bu para cezasını ayrımcı saikle kesiyorum’ demelerini mi bekliyor? İnsan hakları perspektifinden eleştirebileceğim nokta, cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık iddiası varken ve bu durum tutanakta kullanılan ifadelerle de görülmekteyken AİHM’in başvurucuların iddiasının aksine ‘ayrımcılık saikiyle kesildiğini gösteren emare yoktur’ demesi” diyerek kararı eleştirdi.

Av. Köksal, ayrımcılığın yanı sıra adil yargılanma hakkı bakımından AİHM’in ‘usule uygun şekilde yargılanma yapıldığı’ değerlendirmesinin de özenli olmadığını düşündüğünü söyleyerek, “Karar terminoloji olarak da, somut olayda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği terimleri açısından da karışık olarak değerlendirilebilir” dedi.


Etiketler: insan hakları, kadın, çalışma hayatı
Nefret