27/11/2021 | Yazar: Kaos GL

Bazen etrafımızdaki tüm boşlukları doldurup kendimize hareket edecek alan bırakmıyoruz. Belki de korkularımız yüzünden bu boşluk bırakmama çabamız. Oysa ki boşluklara hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.

Bakışın en hassas yerde bir mıh: Furkan Öztekin ile söyleşi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Furkan Öztekin, Kıvrım, Şeffaf Çatı Levhası Üzerine Kâğıt Kolaj, Değişken Boyutlar (Max. 50x70 cm), 2021

İz Öztat, Ankara Queer Sanat Programı Konuk Evi sanatçılarından Furkan Öztekin ile söyleşti. Öztekin’in eserleri 13 Kasım’da Siyah Beyaz Galeri’de seyirciyle buluştu. Açılışında yoğun ilgi gören “En Hassas Yerde” isimli sergi 8 Aralık tarihine kadar ziyaret edilebilir.

Sohbetimiz boyunca pek çok ilişkiye ve ortaklaşılan deneyime değineceğimiz için, bizim yollarımızın nasıl kesiştiğine değinerek başlayalım.  2017 yılında Koloni[1] ve 2018 yılında Pozitif Alan[2] başlıklı grup sergileri bağlamında işlerimizin bir araya gelmesine rağmen şahsen tanışmamıştık. Merve Ünsal ile yürütücülüğünü üstlendiğimiz Arter Araştırma Programı 2020-2021 dönemine katılımın esnasında hem seninle tanışma hem de pratiğine daha yakından tanıklık etme şansım oldu. Mayıs ayında program bittikten kısa bir süre sonra katıldığın Ankara Queer Sanat Programı kapsamında üretimine nasıl devam ettiğin üzerine konuşmaya davet ettiğiniz için sana ve Aylime Aslı Demir’e teşekkür ediyorum.

28.06.21 - 01.09.21 tarihleri arasında, konuk sanatçı programının fiziksel olarak Ankara’da bulunabilen ilk konuğu sen oldun. Ankara’ya gitmeden önce nerede ve nasıl koşullarda yaşayıp üretiyordun? Ankara’ya gittiğinde programın sana sağladığı ortamı, bağlamı, imkânları ve karşılaşmaları anlatır mısın?

2016'da İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Resim Bölümü'nden mezun olduğumdan beri ailemle beraber Tekirdağ'da yaşıyorum. Evdeki odamın yarısını atölye yarısını da yaşam alanı olarak kullanıyorum. Üç yıl önce arkadaşlarımla beraber çizim dersi verip üretmek için bir atölye tuttuk fakat evde çalışmak bana her zaman daha cazip geldi. Çalıştığım malzemeler ve ürettiğim işlerin boyutları da bu durumda etkili sanırım.

Ankara Queer Sanat Programı'nın sanatçıları ağırlamak için tercih ettiği Konuk Evi çok merkezi bir yerdeydi. Bulunduğu sokak çok hareketli olmasına rağmen kendi kabuğuna çekilebilmeyi mümkün kılan bir ev. Pandemi döneminde uzun zamandır yalnız kalamadığım için bana çok iyi geldi. Yaklaşık bir yıla yakın bir süredir Arter Araştırma Programı'nda çalıştığım konuları da yanıma alarak sessizliğe büründüm. Öncelikle programın sağladığı üretim bütçesi benim için çok değerliydi. Devam ettiğim araştırmalarda ihtiyacım olan kaynaklara rahatlıkla erişebilmemi sağladı. Son zamanlarda masrafları giderek artan malzeme ihtiyaçlarımı da karşıladım. Programdayken fotoğraf ve baskı alanında bilgi paylaşımı ve üretime odaklanan Ka Atölye ve Dou Printstudio ile tanışma şansım oldu. Ayrıca ilerleyen tarihlerde Metehan Özcan, Ege Berensel ve Sibel Tekin gibi isimlerle devam etmesi planlanan atölyelerin ilki Tanıl Bora ile başladı. Kısacası Ankara Queer Sanat Programı'nın üretime teşvik eden ve düşünmeyi kolaylaştıran bir tutumu vardı.

bakisin-en-hassas-yerde-bir-mih-furkan-oztekin-ile-soylesi-1

Furkan Öztekin, Günlük, 2021.

Konuk sanatçı programı süresince, birkaç farklı konu üzerine ve çeşitli mecralarda çalıştın. Eşzamanlı devam eden bu süreçlerin birbirini nasıl beslediğini, 13.11.2021 – 08.12.2021 tarihleri arasında Siyah Beyaz Galeri’de açılacak En Hassas Yerde başlıklı serginde yer alacak Günlük’ün sayfalarından takip edebiliyoruz. Bu sürede odaklandığın ve tamamladığın çalışmalardan bahseder misin?

Ankara'daki Konuk Evi'ne ayak bastığımda programın ilk ayını araştırmaya ikinci ayını ise fiziksel üretime ayırmaya karar verdim. 2019 yılından beri işbirliği içinde olduğum Ceyhan Fırat'ın Bacak Böcek Oyunu (1996) kitabından referansla otobiyografik metinlerde trans kimliğin inşasına odaklandım. Canary Conn'un 1974 yılında yayımladığı Kanarya ve Rhyannon Styles'ın 2017'de yayımladığı Yeni Kız isimli otobiyografik metinleri benim için yol gösterici oldu. Birbirinden tamamen farklı kuşaklar arasındaki gündelik pratiklere ve deneyim farklılıklarına odaklandım. Kaos Q+ Queer Çalışmaları Dergisi'nin 10. sayısı olan Trans Çalışmaları için Ceyhan Fırat üzerine detaylı bir biyografi yazdım.

Bunun yanında cinsiyet, sinema ve edebiyat alanında akademik çalışmalar yürüten Nicholas de Villiers’in Michel Foucault, Roland Barthes ve Andy Warhol’un tam olarak açığa çık(a)mayan kimlikleri üzerinden türettiği bir kavram olan “kuir opaklığın” olası karşılıkları üzerine çalıştım. İlk olarak Argonotlar için Ayşe Erkmen'in Açık Sütun (1993) heykelini “kuir opaklık” üzerinden okuduğum Gökyüzüne Uzanmak isimli bir deneme yazdım. Programın ikinci ayında ise bu kavramın görsel karşılığını aradığım Yakın İttifaklar (2021) isimli bir seri ürettim. Bu seri, 13 Kasım'da Ankara Siyah Beyaz Galeri'de açılacak olan En Hassas Yerde isimli sergimin de çıkış noktasını oluşturdu. Sergide Ankara Queer Art Program süresince tuttuğum Günlük (2021), üniversite zamanlarında ürettiğim bir seri olan İsimsiz (2015) ve hâlâ devam etmekte olduğum Kıvrım (2021) serisinden parçalar yer alacak.

İşlerin arasında pek çok yöntemsel ve içeriksel devamlılık var. Queer teori ve edebiyat okumalarıyla beslenen sürecinde karşılaştığın kavramlar kadar üretimleriyle birlikte düşündüğün insanlar da pratiğinde etkili oluyor. LGBTİ+ aktivizmi tarihine olan ilgi ve katkını, Ceyhan Fırat’la üretimlerinizin kesiştiği farklı bağlamları konuşalım mı? Ceyhan’la nasıl tanıştığınızdan, Dört Mevsimlik Mayıs adlı sergindeki varlığı, 2021 yılında ürettiğin Tanık adlı iş ve yakın zamanda yazdığın yazıdan bahseder misin? Çözmeye çalıştığın önemli bir konu olduğu için, birbirinizle diyalog içindeki üretim süreçlerinde müellifliği nasıl müzakere ettiğinize de değinir misin?

Ceyhan Fırat ve muhteşem Bacak Böcek Oyunu kitabıyla 2019 yılında bağımsız araştırmacı Serdar Soydan sayesinde tanıştım. Kendisi gazete editörlüğü yapan, şiirler yazan ve sanatla iç içe olan bir figür. 1996'da Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü ve mahallelinin bir araya gelerek Ülker Sokak'ta yaşayan trans kadınlara karşı geliştirdiği dışlama politikaları sonucu İsviçre'ye göç etmek zorunda kalıyor. Tanıştığımız zamanlarda Dört Mevsimlik Mayıs (2019) isimli ilk kişisel sergimin hazırlığındaydım ve bir duvarımı ona emanet etmek istedim. O da bu işbirliğini kabul edip sergiye şiir okuyarak dahil oldu. Kâğıtlar üzerinde açtığım boşlukları sesiyle doldurdu. Açıklarımı kapattı. Daha sonra Ceyhan'ın eskiden Ülker Sokak'ta yaşamış olduğu evi Google Maps ile ararken Tanık (2021) isimli bir iş ortaya çıktı. Ceyhan'ın evini aramak için çıktığım yolculuk, sokaktaki bitki örtüsünü Ülker Sokak olaylarının sessiz bir tanığı olarak işaretleyen kartpostallara dönüştü. Ceyhan, Bacak Böcek Oyunu isimli kitabında Ülker Sokak'taki uyandığı bir sabahın rengini pejmürde pembeye benzetiyor. Mürekkep, kömür tozu ve akrilik boyayla onun pejmürde pembesini aradığım Yepyeni Gözler (2021) işi de böyle bir yerden doğdu. Katılımcılarından biri olduğum Arter Araştırma Programı'nın ortak yayını Re: [AAP_2020] 'de Ceyhan'la ilişkilenerek kurmaca metinler yazdım.

Ceyhan onunla çalışırken sen ya da ben gibi ayrımlardan asla söz etmiyor. Her zaman biz olmaktan bahsedip altını çiziyor. Hiç unutmam bir telefon görüşmemizde "Benim arşivim yok bizim arşivimiz var!" diye tatlı bir şekilde kızmıştı bana. Aramızda binlerce kilometre olmasına rağmen aslında hiç mesafe yok. Ceyhan bana her defasında sınırsız bir yüzey veriyor. Birbirimizin izini asla kaybetmediğimiz bir yüzey.

bakisin-en-hassas-yerde-bir-mih-furkan-oztekin-ile-soylesi-2

Furkan Öztekin, İsimsiz, Karışık Teknik Kolaj, 31x 24,5 cm, 2015

Yol Üstünde, Yağmur Altında: Ceyhan Fırat’ın Bacak Böcek Oyunu başlıklı metnini, konuk evinde geçirdiğin sürede yazmanın sebebi neydi? Yazıyı yazarken Ankara Queer Sanat Programı’nın sağladığı imkânlardan, mesela KAOS GL arşivlerinden yararlandın mı?

O yazı uzun zamandır aklımda olan ve bir türlü vakit bulamadığım bir şeydi. Konuk evinin ilk günlerinde otobiyografik metinlerde trans kimliğin inşası üzerine okumalar yaparken yazıyı yazmak için uygun bir zaman olduğunu düşündüm. Bu yaz Ceyhan'la uzun uzun telefon görüşmeleri yapmamızın da etkisi büyük. Hatta bir gün dört saat boyunca 90'ların Beyoğlu atmosferini aktarmaya çalıştı bana. Böylelikle yazının katmanlarını daha da zenginleştirdim. Ankara Queer Sanat Programı'nda çalışırken ilk defa Kaos GL'nin ofisini ve arşivini ziyaret etme şansım oldu. Derginin 1994 tarihli ilk matbu sayısına dokunabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum! Kaos GL ekibi derginin dijital arşivine de erişimimi sağladı. 30. sayının GL Kitaplığı bölümünde Ceyhan Fırat'ın Bacak Böcek Oyunu (1996) kitabının ilk değerlendirme yazısına rastladım. Yine derginin 2000'ler başındaki sayılarında Ceyhan'ı sıkça görüyoruz. Kutluğ Ataman'ın Ruhuma Asla (2001) filminde yer almasıyla LGBTİ+ çevresinde oldukça görünür oluyor. Araştırmalarımı kolaylaştırdıkları için Kaos GL ekibine tekrardan teşekkür ederim.

Günlük’te hem Niyazi Zorlu ile bir sohbetinizden alıntı yapıyorsun -“Geçenlerde ‘bir yere yerleşip her yeri kaybetmekten’  bahsetmişti Niyazi Zorlu. Gerçekten böyle mi oluyor? Kaybediyor muyuz bedenen bulunmadığımız yerleri?”- hem de Niyazi Zorlu’nun Âdem adlı karakterinden -“Aşklarımızın tehditlerinin sonu yok. Gitgide derinleşiyor. Kaygılarımı saklamak istiyorum.” Ceyhan Fırat gibi, Niyazi Zorlu da yazdıklarını takip ettiğin ve sonradan dost olduğun bir yazar. Okuduğun yazarlarla ve onların kurmaca kahramanlarıyla özdeşleşerek, onları alıntılayarak, üretimine dahil ederek kuşaklararası dil, deneyim aktarımını ve işbirliğini mümkün kılan yöntemler oluşturduğunu söyleyebilir miyiz?

Görsellerle düşünen biri olarak yazarların dünyasına dalmak benim için nefes alanı oluyor. Çok sıcaklayınca serin sulara atlama isteği gibi. Niyazi Zorlu ve Ceyhan Fırat harf boşluklarında kendime yer bulduğum, bazen de o boşluklarda sıkışmaktan zevk aldığım yazarlar. Birbirimizin hayatlarına dokunuyor olmak çok kıymetli. Eksik olduğumuz şeyleri birbirimizden öğrenmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ceyhan'ın hep dediği gibi "biz" olabildiğin insanlarla yola devam etmek gerek. Niyazi Zorlu görsel sanatlar alanında üreten insanlarla bir arada olmanın onun için zihin açıcı olduğundan bahsetmişti. Farklı alanlardan ve kuşaklardan kültür üreticilerinin daha fazla dirsek teması halinde olması gerektiğini düşünüyorum.

bakisin-en-hassas-yerde-bir-mih-furkan-oztekin-ile-soylesi-3

Furkan Öztekin, Günlük, 2021

2017 yılında Koloni sergisinde yer alan işin, seyir kavramı üzerine düşünürken şekilleniyor ve bu kavram seriye de adını veriyor. Queer teori içinde üretilen kavramlarla çalışmaya devam ediyorsun ve Ankara’da konuk sanatçı olarak geçirdiğin süreçte, Nicholas de Villiers’ın “kuir opaklık” kavramıyla yol aldığını görüyoruz. Açılma (coming out) ile bağlantılı bu kavrama ilgini düşünürken, kaçınılmaz olarak senin görünürlükle ilişkin de gündeme geliyor. Kutuları Açmak/Uğraklar başlıklı otobiyografik metninde şöyle diyorsun: “Onur Haftası yürüyüşlerinde Taksim Meydanı’nda fiziksel olarak görünür olma fikri beni tedirgin ediyor. Yoğun kalabalıkların içinde güvensiz hissediyorum. İstanbul’dan da uzak olduğum için örgütlü mücadelede ve meydanda fiziksel olarak varlık gösteremiyorum. Kendimde hissettiğim bu eksikliği, üretimlerimle kapayabileceğimi düşünüyorum.”[3] “Kuir opaklık” kavramına geçmeden önce, açılma hikâyelerine ilgin, görünürlükle ilgili senin duyguların ve duruşunun zaman içinde nasıl evrildiğinden bahseder misin?

Queer teorinin beslediği kavramlara ve açılma (coming out) hikâyelerine olan ilgim 2014 yılında Ülker Sokak’ın direniş tarihi üzerine araştırma yaparken başladı. Daha sonra 1990 Sonrası LGBTİ+ Aktivizmi ve Sanat Pratiklerine Olan Yansıması (2015) isimli lisans tezimde Onur Haftası sergilerini inceleme fırsatım oldu. Tüm bu araştırma süreci de beni kendi görünürlüğüm üzerine düşünmeye itti. Hatta En Hassas Yerde sergisine son anda dahil ettiğimiz İsimsiz (2015) serisi de bu kaygılarımın görsel hali gibi. Görünürlük ve görünmezlik arasında gidip gelen bulanık bir portreyi anımsatıyor. Henüz kararlı olmayan ve kabuğundan kurtulmaya çalışan biri var. Görünürlüğe dair endişelerim 2010'ların başında İstanbul'u ilk ziyaret etmeye başladığım zamanlara dayanıyor. O zamanlar büyük bir coşkuyla kutlanan Onur Haftası'nı heyecanla izleyip gönüllü ekipten arkadaşlar edinmiştim. Ama bir türlü meydana çıkıp ayaklarımın üzerinde duramamıştım. 17 yaşında olup küçük bir şehirden gelmenin bundaki etkisi büyüktü. Kutuları Açmak/Uğraklar metninde bahsettiğim gibi bu açığı görsel sanatlar alanında üreterek gidermeye çalıştım. Görünürlüğün ya da görünmezliğin olası karşılıklarını üreterek arıyorum.

LGBTİ+ harekete yönelik baskı ve devlet şiddetinin yoğun olduğu bir dönemden geçiyoruz. Geçen aylarda protocinema programı kapsamında, küratörlüğünü Alper Turan’ın üstlendiği Göze Parmak sergisi, içinde bulunduğumuz ortamda “görünürlüğün ötesindeki ve görünmezliğin öncesindeki alanı hissetmeye ve etüt etmeye”[4] odaklanıyordu. Senin yöneldiğin “kuir opaklık” kavramı da görünürlük ve görünmezliğe dair stratejik konumlanmalarla ilgili. İçinde bulunduğumuz koşullarda yöneldiğin bu kavram ve bu kavramla düşünmenin sana sağladığı imkânlar nelerdir?

Sevgili Alper Turan'ın Göze Parmak isimli sergisi görünürlük sembollerine olan müdahalenin had safhada olduğu bir dönemde oldukça zihin açıcıydı. Renklerden azad olmuş bir queer ihtimali arıyordu. Benim yöneldiğim “kuir opaklık” kavramı da benzer bir yerden hareket ediyor. Soruda Göze Parmak sergisinden referans verdiğin “görünürlüğün ötesindeki ve görünmezliğin öncesindeki alanı hissetmek" cümlesindeki gibi bir muğlaklık. Nicholas de Villiers “kuir opaklık” kavramını, görünürlük sembollerine olan sansür ve müdahalenin LGBTİ+’lar üzerindeki baskıyı daha da şiddetlendirdiği günümüzde, sessiz bir direniş biçimi ve bir yaşam pratiği olarak tanımlıyor. Aynı anda hem içeride hem de dışarıda olmak. Hem görünür hem de görünmez olmak. Tüm bu ikilikler arasındaki potansiyellerle dolu bir alan aslında. Dolayısıyla bu kavramla çalışmak özgür olduğun yepyeni bir düzlem sunuyor. Kaygan zeminlerde yürümekten keyif almanı sağlıyor. Son zamanlarda “kuir opaklığı” buğu yapan bir camdan dışarısını izlemeye benzetiyorum. Son olarak Argonotlar'da yayımlanan Gökyüzüne uzanmak: Açık Sütun üzerine bir deneme isimli yazımda bu kavramı Ayşe Erkmen'in Açık Sütun (1993) isimli heykeliyle açmaya çalıştım. Kimlik üzerinden temellenen bir kavramı kamusal alanda devamlı yara alan bir heykel aracılığıyla düşünmek farklı kapıları aralamamı sağladı.

bakisin-en-hassas-yerde-bir-mih-furkan-oztekin-ile-soylesi-4

Furkan Öztekin, Yakın İttifaklar Strafor Köpük Üzerine Karışık Teknik, 14 x 20 cm, 2021

En Hassas Yerde başlığı altında bir araya gelen işlerin maddeselliği ve biçimini, önceki işlerinle birlikte düşünüyorum. Yepyeni Gözler’in (2020) yapım sürecine dair yazdıkların, “Ceyhan’ın solgun pembesinin peşine düşmeye karar veriyorum. Mürekkep ve kömürden oluşan karışımlarla boyanın pigmentini öldürerek pembenin pejmürde hâlini bulmaya çalışıyorum. Kâğıtlarımı bu karışımda yüzdürüyorum ve ıslak kâğıtları zemine sererek geceden kurumaya bırakıyorum. Kâğıtlar kuruyarak sabahı uyandırıyor ve pembe farklı tonlarda beliriyor. Mürekkep kömürü kağıdın dışına itiyor ve kâğıdın zemine değen yüzünde tesadüfi lekeler oluşuyor. Zeminde kalan izlere bakıyorum. Birbirini arzulayan yolları takip ediyorum.”[5] Ve Günlük’te yer alan şu satırlar, “Bazen netlikten kurtulmak bize hareket alanı açabilir. Son zamanlarda yapmaya çalıştığım şey tam da bu. Beni daraltıp saran sınırları esnetmeye çalışıyorum. Önce yüzey üzerinde. Sonra da kendi bedenimde.” Kağıt yüzeyi üzerinde malzeme ile yaptığın araştırmaların bedenle, bedende hissedilenle sürekliliği...

En Hassas Yerde adı serginde yer alacak Yakın İttifaklar (2021) serinde kağıt, parafin, silikon ve şeffaf yapıştırıcı kullanıyorsun. En hassas yerden, kırılganlıktan bahsettiğin bu işlerin, önceki işlerine -mesela üst üste yapıştırılan kağıt katmanları öne doğru kıvrılan ve çerçevesiz sergilenen Kendine Ait Bir Topoğrafya (2019-2021)-   göre çok daha sağlam. Seçtiğin malzemeler yüzeyi kapatıyor, mühürlüyor, mumyalıyor. En hassas yeri araştırırken niye işler fiziksel olarak daha az kırılgan, daha “zırhlı” hale geliyor sence?

Sergi adını Amerikalı queer şair Tim Dlugos'un partnerine yazdığı Second Anniversary isimli şiirinde geçen bir cümleden alıyor. "Bakışın en hassas yerde bir mıh." Bir otel odasında iki titrek beden arasındaki hazzı ve gerilimi hissettiren bir cümle. Dolayısıyla sergideki işlerde kullandığım malzemelerin fiziksel olarak hissettirdiklerinin bedenle olan ilişkisini önemsiyorum. Sergide yer alan günlük bunu farklı bir mecra üzerinden görünür kılıyor. En hassas yer bedende dokunulmaması gereken mahrem bir yeri de anımsatıyor. Bu yüzden Yakın İttifaklar (2021) serisinde kullandığım parafin, silikon ve şeffaf yapıştırıcı, imgeyle aramıza bulanık bir duvar örüyor. Dokunsak bile ne olduğunu hissedemiyoruz. Sevgili Aylime Aslı Demir'le sergi üzerine konuşurken sıklıkla kullandığımız kelimelerden biri de müphemdi. Açık seçik olmayan, belirsiz. Bu yüzden işler fiziksel olarak daha az kırılgan, daha zırhlı. Soruda günlükten verdiğin alıntı tam olarak bununla ilgili. Bir gün netlikten kurtulduğumuzda gücümüzü de geri kazanabiliriz belki? 

bakisin-en-hassas-yerde-bir-mih-furkan-oztekin-ile-soylesi-5

Furkan Öztekin, Kıvrım, Şeffaf Çatı Levhası Üzerine Kâğıt Kolaj, Değişken Boyutlar (Max. 50x70 cm), 2021

Arter Araştırma Programı’nda, hem kendi pratiğinden bahsederken hem de kolektif içerik oluşturmaya yönelik arayışlarında boşluklara yerleşmeyi bir yöntem olarak önermiştin. LGBTİ+ aktivizmi ve sanatın kesişiminde yazılmakta olan bir tarihe katkı sağlama çabanda, bulduğun emlak fotoğraflarını veya anonim hamam anlatılarını yeniden ele alırken boşlukları arıyorsun, veya keserek yaratıyorsun ve oraya yerleşmenin yolunu buluyorsun. Bu nedenle, Günlük’te boşluklarla karşılaşınca şaşırmadım: “Haziran sonunda yaptığımız Plastik Güç sergi konuşmasında geçmişi dönüştürüp kendimize katabilmekten bahsetmiştik. Son zamanlarda kafamda bu cümle yankılanıyor. Üretmek ve yaşamak bu sınırlarda dolaşıyor gibi hissediyorum. Boşluk doldurmak. Boşluklar(d)a yuvarlanmak. Boşlukları sahiplenmek.” Ve başka bir yerde de “Beni içine alabilen her yere aitim.” diyorsun. Her yerde içine yerleşebileceğin boşluklar bulabildiğine, yaratabildiğine göre, en azından pratiğinin içinde her yere ait olabilirsin...

Boşluklar hayatın her alanında benim için önemli bir yerde duruyor. Bazen etrafımızdaki tüm boşlukları doldurup kendimize hareket edecek alan bırakmıyoruz. Belki de korkularımız yüzünden bu boşluk bırakmama çabamız. Oysa ki boşluklara hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Hem kendimizi daha iyi tanımak hem de çevremizde olup biteni daha iyi görebilmek için. Üretimlerimdeki boşluk ise İzmir'e taşınacağım sıralar emlak fotoğrafları biriktirirken hayatıma girdi. Kiralık dairelere ait boş oda fotoğraflarının neler anlattığı üzerine düşünürken fotoğraflarda yeni boşluklar açmaya başladım. O günden beri de boşluklar farklı biçimlerde üretimime eşlik etti. Senin verdiğin örnekleri de düşününce sanırım boşluklar benim direniş biçimlerimden biri. Kaçıp saklandığım güvenli yerler.

Henüz yapım aşamasında olan, şeffaf ve kıvrımlı çatı levhalarını kullanacağın yerleştirmeyle de, sığınılabilecek bir boşluk, içi ve dışı tam da tanımlanmamış bir mekân, çok da korumayan bir zırh yaratıyorsun. Yüzeye olan ilginin üçüncü boyutla buluştuğu bu işten ve sergideki diğer işlerle nasıl ilişkileneceğinden bahseder misin?

Sergiye son olarak eklenen işlerden biri de Ankara Queer Sanat Programı'nda başlayıp Tekirdağ'da devam ettiğim şeffaf çatı levhalarını zemin olarak kullanan Kıvrım (2021). Bazen olduğu gibi şeffaf, bazen de kâğıtla kaplı bu levhalar küçük jestlerle sergi mekânının boşluklarına yayılıyor. Altına sığındığımız, bir şeylerden korunmak için başımızı soktuğumuz yerleri düşünmek açısından önemli bir malzeme. Kıvrım (2021) hem çatıyı yeniden ziyaret ediyor hem de opaklığı düşünmek için alan açıyor.

Aynı anda içeride ve dışarıda olmanın ihtimalini sorgularken bu aradalık hâlinin yarattığı potansiyellerle dolu alana yerleşmeyi öneriyor. Kâğıda doğasına aykırı (öngörülemeyen) bir hareket vermek ve şeklini aldığı nesneyi taklit etmesini sağlamak queer bir müdahale gibi hissettiriyor. Yine aynı şekilde yapısı gereği şeffaf olan bir nesneyi işlevsiz hale getirmek, sekteye uğratmak belki de.

 

 

 


[1] koloni, Abud Efendi Konağı, 2017 (Küratörler: Aylime Aslı Demir, Derya Bayraktaroğlu, Kevser Güler)

[2] Pozitif Alan, Operation Room, Amerikan Hastanesi, 2018 (Küratör: Alper Turan)

[3] Furkan Öztekin, “Kutuları Açmak/Uğraklar”, Re: [AAP_2020] içinde, haz. İz Öztat, Merve Ünsal (İstanbul: Arter Yayınları, 2021), s. 96.

[4] Alper Turan, Protozine: Göze Parmak, https://www.protocinema.org/tr/exhibitions/protozine-goze-parmak

[5] Furkan Öztekin, “Kutuları Açmak/Uğraklar”, Re: [AAP_2020] içinde, haz. İz Öztat, Merve Ünsal (İstanbul: Arter Yayınları, 2021), s. 110.


Etiketler: kültür sanat
Telegram