11/09/2022 | Yazar: Umut Güven

Senin bedenine göre bir ürünün güzel şekilde yapılabilmesi ve herkesin kendini içinde rahat hissedebileceği kıyafet alternatifleri olmasıdır cinsiyetsiz moda.

Beg Berdan ile queer moda ve kapsayıcılığın sınırları Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Sabahın o erken saatine rağmen Beg Berdan’ın yüksek enerjisi yapacağımız güzel sohbetin habercisi gibiydi. Moda endüstrisini, normları, erkek egemen sistemi ve queer modayı konuştuğumuz bu sohbetin benim için kesinlikle ilham verici olduğunu söylemem gerekir. Bugüne kadar yaptığı çalışmaların nasıl bu kadar ses getirdiğini ve başarılı olduğunu onu tanıdıkça daha iyi anladım; kapsayıcılık meselesi Beg için bir pazarlama stratejisi ve trend değil, sistemi alaşağı etmeyi arzulayan bir mücadeleydi.

Beg selam! Neler yapıyorsun? Senin hikayeni senden duymak isterim.

Londra’da kostüm tasarım okudum. Mezun olduktan sonra annemin creative direktörlüğünü yaptığı DB Berdan’da asistanlık yaptım. Birkaç yıl sonrasında da creative direktörlüğü ben devraldım. Pandemiden sonra da bıraktım. Aslında kostümle moda biraz farklı. Kostüm tamamen karakter ve performans ağırlıklı; moda ise satış odaklı. Ancak tabii bir noktada birbirleriyle kesişiyorlar ve o kesiştikleri nokta da moda haftaları oluyor diyebilirim. Moda haftaları, modanın kostüme ve performansa en yakın olan kısmı ve bu yüzden benim de en sevdiğim kısım. Hatta bazı koleksiyonlarda sadece satış odaklı değil performans odaklı kıyafetler yaptığımız da oldu. Zaten genelde bir koleksiyonun içinde, özellikle defile gibi bir performans yapılacaksa, vitrin denilen görüntü odaklı kıyafetleri de çıkarmak iyi oluyor.

Şimdi ise vintage sektöründe çalışıyorum ve bayılıyorum! Zaten kostümden geldiğim ve kostüm tarihi, moda tarihi gibi birçok alanla ilgilendiğim için biraz takıntı gibi oldu vintage. Hafta içi çalışmanın yanı sıra hafta sonları da işe gider gibi pazara gidiyorum. Pazardan neler topladığımı anlatamam! Mesela 1940’lardan parçalar buldum.

Bir gün o pazara birlikte de gidelim ve altını üstüne getirelim!

Herkese orayı övdüm ve oraya götürdüm resmen. Date’imi bile götürdüğüm oluyor yani.

Bence harika bir date. Bilmediğim için soruyorum, kostüm ve modanın farkından ve kesişiminden bahsettin biraz. Anladığım kadarıyla biri giyilebilirken diğeri günlük hayat için tasarlanmayan daha gösteri üstünden ele aldığımız bir şey…

Evet kostümler tiyatro, film, müzikal ya da sokak performansı, sanat gibi mecralar için. O kıyafeti satmıyorsun. O kıyafet bir karakter yaratmak için kullanılan bir yardımcı bazen de karakteri şekle sokan şey olabiliyor. Bir yandan kostüm deyince illa abartılı şeylerden bahsetmiyoruz, örneğin sıradan bir aşk filmindeki karakterlerin üzerindeki kıyafetler de kostüme giriyor çünkü sen orada bir karakter yaratıyorsun. Mesela iş kadını deyince aklına bir kıyafet ve karakter geliyor değil mi? İşte o da bir kostüm. Kıyafet aslında bizim sürekli birbirimize gönderdiğimiz minik mesajlarla kaplı. Mesela senin “kendimi bugün hiç kasamam üstüme kapüşonlu çekivereceğim” diye giydiğin kıyafet bile başkası seni gördüğünde ona bir mesaj veriyor. Sen o kapüşonu takıp bir köşeye oturduğunda ‘ben seninle konuşmak istemiyorum.’ demiş oluyorsun. Kostümlerin de mesajlarla alakalı bir arka planı var.

Vintage kıyafetlerin ilgini çektiğinden ve tarzından biraz bahsettin ama genel anlamıyla moda dünyası senin için ne anlam ifade ediyor?

Moda da kostüm de bir endüstri aslında ama moda endüstrisi dediğimiz şey tamamen satış odaklı ve tüketime dayalı. Eski şeyleri yeniymiş gibi gösterdiğin bir endüstri diyebiliriz. 20 yıl öncesinden şeyleri tekrar alıp “bu çok yeni” diye göstermek gibi ama aslında yeni değiller. Sürekli bir şeyler satma derdinin olduğu ve insanlara da “buna kesinlikle sahip olmalıyım” dedirten şey moda endüstrisi. Enteresan ve kendini çabucak kaptırabileceğin bir sektör. Moda endüstrisi zaten çok hızlıydı ama pandemiden sonra sezonlar daha da hızlandı. İnsanlar evde kaldıkça tüketim fazlalaştı ve normalde sezonluk koleksiyonlar çıkıyorsa şimdi iki ayda bir yeni trendler çıkıyor.

Pandemiyle birlikte tam tersi olması gerekmez miydi? Evlerde kapalıydık sonuçta ve sosyal yaşamlarımız hiç olmadığı kadar sakinleşti, kıyafetlere daha az ihtiyaç oldu gibi…

Pandemiyle sıkılma da fazlalaştı herhâlde. İnsanlar hiçbir şey yapamayınca kıyafetlere saldırdılar sanki. Türk dizilerinde vardır ya salon kıyafetleriyle yemek yenir, ben pandemi ilk başladığında onu gerçekten yaşadım. Günde üç kere kıyafet değiştiriyordum.

Bende bu durum zoom partilerinde oldu. O partilere saatlerce hazırlanıyordum. Partiler sırasında kıyafetlerimi değiştiriyordum.

Ben de fazla giyinip süsleniyordum. Hayatta bir saati makyaja ayırmazken, normalde bir tane eyeliner çekerken, zoom partilerinde suratımı yeniden yapıyordum.

Moda sektörünün içinden birisin ve bir yandan moda sektörüne eleştirel yaklaştığını da hissettim. Çalışmalarına baktığımızda hem moda haftalarında sağladığınız çeşitli temsillerle hem koleksiyonların hazırlık sürecinde ilham aldığınız karakterler ve tarihsel figürlerle toplumsal meselelere de göz kırptığını söyleyebilirim. Mesela interseks bir tanrıça/tanrı figürü olan Umay Ana’dan ilhamla hazırlanan bir koleksiyonunuz olmuştu. Belli bir mesaj kaygısı taşıdığınızı ve toplumsal meseleleri dert ettiğinizi söyleyebilir miyiz?

Evet kesinlikle. Az önce de dediğimiz gibi en apolitik olan kıyafetin bile bir şekilde mesaj verdiğini düşündüğümüz zaman biz de kendi markamızı ona göre şekillendirdik. Bizim vereceğimiz mesajların ne olacağını düşünüp, o zamanki toplumsal olaylara göre markamızı şekillendiriyorduk. Ülkemizdeki en büyük olaylardan biri cinsiyet eşitsizliği ve bunu sokakta yürüyen herkes bilir. Kesinlikle böyle bir mesaj kaygımız vardı ve hâlâ var. Sonuçta marka da çok kişisel bir şey ve bizim ilgilendiğimiz hangi konular varsa onları marka üzerinden anlatıyoruz. Başka ne anlatabilirdik bilmiyorum zaten.

Bu sektörde üreten insanların politik bir söz söyleme kaygısı taşıması gerekir mi, bu alanın kapsayıcılık derdi olmalı mı sence?

Bizim markamıza göre kesinlikle bu alanın kapsayıcı olması gerekiyor. Bazı tasarımcılar ayrıcalıklarından dolayı ya da geldikleri “o kültürden” kendini sıyırmaya çalıştıklarından dolayı kapsayıcılık meselesini görmezden geliyor. Her şeyden önce kendi kimliğini görmezden gelenler var. Mesela Dolce & Gabbana örneğini vereyim… Başkası için bunu söyleyemem ama kendimiz için söyleyebilirim ki kesinlikle kapsayıcı olmak zorundayız.

Ben bunun sınıfsal bir mesele de olduğunu düşünüyorum ve bu noktada senin de dediğin gibi ayrıcalıklar devreye giriyor. Ayrıcalıklarla beraber toplumsal meselelerden ciddi bir uzaklaşma var.

Sen o ayrıcalıklarını kullanarak diğerlerini de yukarı çekmelisin fakat tam tersi yaşanabiliyor, ‘ben geçtim’ diyerek diğerlerini görmüyor. Bu durum moda sektöründe çok var. Rekabet çok olduğu için herkes birbirini ezmeye çalışıyor.

Moda sektöründe çalışan “öznelerin” hepsi politik bir kaygı ya da kapsayıcılık derdi taşımıyor olabilir ama genel olarak günümüz moda sektörüne baktığımızda LGBTİ+’lar söz konusu olduğunda yeterince kucaklayıcı mı?

Zannetmiyorum. Aşırı depresifim biliyorum. ‘-mış gibi’ yapma durumu var ya ona çok sinirleniyorum. Queer moda diye bir sektör oluştu artık, o yüzden bunu herkes için söylemiyorum. Bu konu üzerine odaklanan ve kendi kitlelerine yardımcı olan, para toplayan çok iyi tasarımcılar var. Bu tasarımcılara ana akım platformlar da yer vermeye başladı ama bu yeterli mi bilmiyorum. Bir yandan bunları yapan markalara da ‘Aferin bu markaya’ denmemesi lazım özel bir şey yapıyormuş gibi, bunun zaten bir norma, normale dönüşmesi gerekiyor. Modanın şöyle bir dezavantajı var, bir şey moda olduğu zaman sanki bir yenilik gibi algılanıyor. Bununla birlikte bir tasarımcının yaptığı şey trende dönüyor. Trendler gelir ve geçer. Bu kapsayıcılıkla ilgili benim korkum gelip geçecek olması. Bunun bir trendden ziyade norma dönüşmesi lazım.

Sen ‘-mış gibi’ yapmak deyince benim aklıma gelenlerden biri de LGBTİ+ kapsayıcı gibi görünen bazı markaların aslında sadece eşcinsel erkek görünürlüğü sağlaması oldu. LGBTİ+’nın kendi içinde inanılmaz bir çeşitlilik var ve bu görünürlük yalnızca gey görünürlüğü olmamalı.

Ah! Evet, aynen öyle. Tasarımcılara baktığımızda da erkek egemen bir tasarım dünyası var. Bu tasarımlara ve temsillere de yansıyor.

‘-mış gibi’ deyince bana çağrışım yapan bir diğer konu da sade onur haftası dönemlerinde hatırlanmak…

Evet ve o dönemlerde, biliyorsun Haziran-Temmuz gibi, akıl tutulması yaşatan tasarımlar çıkıyor. Amerika’daki büyük market zincirlerinin yaptığı saçma sapan kostümvari tasarımları oluyor. Niye yapıyorsunuz bu tasarımları? YouTube’da takip ettiğim biri var, çok komik, o dönemlerde markaların pazara sunduğu tasarımları giyip dalga geçiyor, izlemesi çok eğlenceli.

Az önce konuşurken Queer moda sektörünün gelişmekte olduğundan bahsettin. Sence queer moda kavramı nedir?

Queer moda denince aklıma ilk gelen kapsayıcılık oluyor. Örneğin farklı bedenlere göre yapılmış kıyafetler gibi. Bedenlerimizdeki farklılıkları, biyolojik bedenleri cinsiyetlendirmeden tasarım yapmak… Ama cinsiyetsiz moda sürekli bol, entari gibi kıyafetler üretmek de olmamalı herkese uysun diye. Cinsiyetsiz moda bir kıyafeti bir insanın vücuduna göre tasarlamaktır. O yüzden her cinsiyet kimliğinden insana göre üretmek olmalı.

Söylediklerinden akışkanlığı sağlamak gerektiğini anladım. “Şu beden şu cinsiyettir” diye üretmek değil de cinsiyet nötr yaklaşımıyla o bedene o kıyafeti üretmek…

Örneğin ceket tasarlarken düğmelemelerde genelde kadın düğmelemesi ile erkek düğmelemesi gibi ayrımlar vardır. Onları değiştirmeliyiz ya da bedene göre bir tasarım yapacaksak cinsiyete değil, vücuttaki yağ dağılımına göre kıyafetleri yapmak gibi örnekler geliyor aklıma.

Pantolon ağı daha bol olan pantolonun aslında “erkek pantolonu” olmadığını fark etmek artık…

Evet kesinlikle.

Peki halihazırda büyüyen ‘Queer moda sektörü’ sence bunu karşılıyor mu?

Karşılayan bazı markalar ve hoşuma gidiyor. Mesela ben kendi bedenime çok iyi oturan bir ceket ve pantolon almak istiyorum ama bunu herhangi bir mecrada bulamıyorum. Bazı moda tasarımcılarının çok iyi cinsiyetsiz tasarımları var, giydiğinde üzerine tam oturuyor. Bana göre tam da bu! Senin bedenine göre bir ürünün güzel şekilde yapılabilmesi ve herkesin kendini içinde rahat hissedebileceği kıyafet alternatifleri olmasıdır cinsiyetsiz moda.

Queer modada kapsayıcı iyi örnekler var, bu alanda sektör değişiyor diyoruz ama sanırım bunu küresel ölçekte konuşuyoruz. Türkiye söz konusu olduğunda sence durum nasıl?

Türkiye’ye gelmeyeli uzun zaman olduğu için ve koleksiyonları incelemediğim için moda sektörünü bilmiyorum ama eğlence sektöründe çok iyi drag queenler çıktığını biliyorum. Onlar da bir şeyleri uç noktalardan yakalıyorlar.

Gerçekten son yıllarda drag performans alanında hızlı bir yol aldık. Drag performansçıların Türkiye’deki moda endüstrisinden beslenmeleri yerine belki moda endüstrisinin drag performansçıları yakalamaları ve onlardan beslenmeleri gerekebilir.

Her zaman öyledir biliyor musun? Moda zaten her zaman sokaktan ve alt kültürlerden yararlanır. Hiçbir zaman bunun tersi olmadı zaten. Performansçılar yüksek modadan besleniyor ve onların beslenmesi de modayı besliyor. Böyle bir döngü var. Şu an Türkiye o konuda çok iyi ve iyi anlamda şaşırıyorum. Gerçi keşke buna şaşırmak durumda olmasaydım.

Moda tarihinde, seni etkileyen ve sana ilham olan isimler var mı?

Ne kadar basic olursa olsun Jean-Paul Gaultier benim için bir numara. Yani camp[1]’lik olsun, kitsch[2] şeyler de yaratması açısından kafa yapısı inanılmaz. Zaten kıyafetlerin işçiliği falan çok iyi. Queeri modaya taşıyan ve politik de bir duruşu olan biri. Ana akımda yer alan biri olmasına rağmen her zaman sağlam bir şekilde duruşunu korumuş.

Dünden bugüne modanın queer tarihine baktığımızda yaşanan değişimleri nasıl ele alıyorsun?

Batı tarihine baktığımızda illegallikten başlayabiliriz. Kadınların pantolon giymesi, erkeklerin elbise giymesi yasaktı. Bunlarla birlikte kıyafetlerin politikleşmesini konuşabiliriz. Şimdi düşündüğümüzde kadının pantolon giymesi normal geliyor ama o zamanlarda değil. Hatta tişört bile… Mesela şu an senin üzerinde tişört var. Tişört aslında bir fanila ve senin onu giyerek sokağa çıkman aslında çok büyük bir politik ahlaksızlık diyebilirim.

O dönem yaşasam da ahlaklı olmayı beceremezmişim…

Ahah, evet!

Tarihsel süreçte kıyafetlere dair yanlışlarımız ve doğrularımız, normlar yavaş yavaş değişmiş ve şu an bizim yaşadıklarımız da yavaş yavaş değişecek ve umarım bir an önce olur.

Peki sence bu değişimi tetikleyen sebepler nedir?

Tetikleyen bazen politika, ekonomi, hükümet olabiliyor. Kıyafet bir şekilde politik de bir şey. Mesela eskiden kral ya da kraliçe ne giyiyorsa o moda oluyordu. Bu da politik bir şey. Örneğin Kraliçe I. Elizabeth İspanyollarla savaşa giriyor ve İspanyolların ten rengi daha koyu olduğu için o daha açık tonlu makyaj yapıyor. Bu sonra norm oluyor ve herkes açık tonlu makyaj yapıyor, pudra kullanıyor. Başka bir örnek olarak Marie Antoinette bir tablosunda üstünde pamuk bir gömlek giyiyor ve çok büyük problem oluyor çünkü normalde o şey bir iç çamaşırı döneme göre. Bir anda pamuk elbise yeni moda oluyor ve sen bütün bir ipek endüstrisini bitirmiş oluyorsun, ekonomik kriz!

Nereden nereye geldik? Demek istediğim yaşanan toplumsal olaylar değişimi tetikliyor.

Modanın nasıl bir değişim ve dönüşüm geçireceğiyle ilgili bir öngörün var mı?

Bir şekilde üretimi biraz yavaşlatmak gerekiyor. Pandemi öncesinde “yavaş moda” akımı diye bir akım gelmek üzereydi, sonra tüketim patladı. Gerçi bu akım hâlâ bir alternatif olarak ilerliyor. Üretimin biraz durması gerekiyor. Keşke devletler üretime karşı kota falan getirse çünkü insanların kıyafetleri giyip atma süreleri de kısalmaya başladı. İnsanlar artık kıyafetlerden çok çabuk sıkılıyor ve bu durum ekolojiyi olumsuz etkiliyor. Geri dönüştürülmüş kıyafet mevzusu da aslında yalan. Şu anki kumaşların geri dönüştürme teknolojisine göre geri dönüşümü çok zor. Geri dönüştürülmüş kıyafetlerin yaklaşık %30’u geri dönüştürülmüş iplerden oluşuyorsa geri kalanı sıfırdan üretilmiş iplerden oluşuyor. Moda biraz yavaşlamalı ve insanlar bilinçlenmeli. Queerlerin de sanırım kendi deneyimlerinden dolayı, konulara daha fazla değer verdiklerini hissediyorum.

Başka eklemek istediğin şeyler var mı? Ya da Kaos GL okuyucularına ne demek istersin?

Herkes popişine sahip çıksın falan.

Metin Deşifre: Ecem Gümüşer

Kaos GL Dergisine ulaşın

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Moda dosya konulu 183. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye kitapçılardan veya Notebene Yayınları’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Online aboneler dergi sitesinden dergiyi okuyabilir.



[1] Camp; kendini, içeriğinden çok; hüner, üsluplaştırma, teatrallik, ironi, şakacılık ve abartıcılık yollarıyla dışavuran bir tür duyarlılığı ifade etmek için Susan Sontag tarafından "Notes on Camp" isimli kısa denemede tanımlanmış ve kullanımı yaygınlaştırılmış sanat terimi.

[2] Genel olarak Kiç (Kitsch), değersiz nesne, niteliksiz ya da aşırı süslü olarak algılanan biçimler ve sanat yapıtları için kullanılan aşağılayıcı terim. Moda endüstrisi tarafından benimsenmiş ve kavram yapı söküme uğratılarak kullanılmaktadır.


Etiketler: yaşam, moda
nefret