06/05/2020 | Yazar: Aslı Alpar

Online söyleşilerimizin bu hafta konuğu Rayka Kumru “pandemi LGBTİ+’ların güvenli alanlarının ellerinden alındığı bir süreç” diyor.

“Beklersek hiçbir zaman cinselliği konuşmaya sıra gelmez” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Online söyleşilerimiz bu hafta cinsellik eğitmeni ve danışmanı Rayka Kumru ile sürüyor.

2019’dan beri zamanının çoğunu Kanada’da geçirmeye başlayan ve toplumsal cinsiyet ile cinsel sağlık alanında faaliyet gösteren Centre for Gender and Sexual Health Equity’de çalışmalarını sürdüren Rayka Kumru’yla karantinayı, pandeminin libidoya etkisini, “Sevişemiyoruz” serisini ve Türkiye’de cinsel hakları savunmanın bedelini konuştuk.

Rayka Kumru Covid-19 ve cinselliğe dair genellemeler yapmamak gerektiğine, henüz bu ikisi arasındaki ilişkiye dair konuşmak için erken olduğuna dikkat çekiyor. Pandemi öncesi sosyal krizlerin pandemi ile birlikte neye dönüşebileceğini anlatırken LGBTİ+’ların güvenli alanlarından pandemi tedbirleri ile birlikte uzaklaşmış olabileceğine dikkat çekiyor ve uyarıyor: “Özetle Covid-19 bir toz bulutu ve ortadan çekildiğinde yani o toz bulutu dağıldığında anlatılacak hikâyeleri dinlemekten korkuyorum.”

Covid-19 ile birlikte danışanlarından gelen sorularda değişiklik var mı?

Belli dönemlerde ebeveyn eğitimleri dışında danışan görmüyorum aslında. Sosyal medyadan gelen sorulara ise bu aralar kendi mental sağlığım için bakmamaya çalışıyorum. Diğer yandan gelen sorular daha çok henüz elimizde veri olmayan konulara dair.

Kanada’da Covid-19 pandemisi ile birlikte çok sayıda araştırma yapılmaya başlandı, etik kurullar bu araştırmalar için seferber oldu, burada görece belirli bir bilgi toplandı ancak Türkiye’de durum böyle değil. Türkiye’de bazı araştırmaların yapıldığını görüyorum ancak bu araştırmaların etik onayı var mı bilemiyorum.

Üstelik etik onayın kolay alınmadığını da biliyorum, bu da “marjinal” kabul edilen konularda araştırma yapabilmek için etik onay olmadan çalışmaların sürdürüldüğünü düşündürüyor. Özetle elimizde veri yokken gelen sorulara ne ölçüde doğru yanıtlar verebiliriz endişesini taşıyorum.

Sevişemiyoruz serisini bu süreçte sana yöneltilen sorularla hazırladığını düşünüyordum. Bu seri nasıl ortaya çıktı peki?

Bana bugüne dek gelen soruların pandemi ile birlikte ortadan kalmayacağını ve hatta bazı sorunların derinleşebileceğini düşünerek seriyi oluşturdum. Cinsel istek, seks oyuncakları kullanımı, mastürbasyon… Pandeminin tüm bunlara dair önyargı kalıplarını yıkmak için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm.

Tepkiler nasıldı?

Bu kadar büyük bir etki yaratacağını düşünmemiştim, genelde olumlu tepkiler aldım. Olumsuzlar da “pandemi de cinsellik konuşmanın sırası mı” gibi eleştirilerdi. Ancak şunu unutmamak lazım, cinsellik hiçbir zaman önceliklendirilmiyor, hiçbir zaman sıra cinselliği konuşmaya gelmez. Ülke gündeminde sürekli ‘daha önnemli’ bir şey var. 

Kaygılıyız ve kaygı çoğu zaman cinsel isteğe iyi gelen bir şey değil”

Sosyal medyada linç ve tacizlere de maruz kalıyorsun? Nasıl başa çıkıyorsun?

Linç benim için kesişimsel oluyor, eğitmen kimliğime, kadın olmama dair farklı farklı linçlere maruz kalıyorum. Orada şunu kestirmeye çalışıyorum, homofobik, cinsiyetçi biri ile karşılaştığımda topluma geri kazandırılabilir mi diye soruyorum, yani bilmediği için mi saldırıyor yoksa bildiği halde kötücül bir sebeple mi linç ediyor, kötücül bir sebep yok diye düşünüyorsam kaynak gönderiyorum. Çünkü çok kişi daha sonra “teşekkür ederim, bilmiyordum” diyor. Ama bu bile başlı başına bir mesai.

Diğer yandan enerjimi emmelerine izin vermiyorum, o nefret söyleminin beni içine almasına izin vermek yerine, dışarıda kalıp o alana dair neler yapabilirim diye düşünüyorum ve fayda sağlayacak bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Mesela “onarım terapisi”ni bir kişi savunuyorsa buna karşı bir söylem üretiyorum, iş üretiyorum. Ancak karşımda bu işkenceyi savunan bir kurum varsa orada benim değil meslek odalarının ve tabi ki devletin kurumlarının harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu alanda son 8 yıldır aktif çalışan biri olarak, bunun her zaman böyle olmadığını da belirtmek isterim; zamanla deri kalınlaşıyor.

Pandemi ile cinsel arzu arasındaki ilişkiye dair öngörülerin var mı?

Kişilerin libidosunda artış da olabilir, düşüş de. Hiçbir şey değişmeyedebilir. Çok kişi pandemiyi savaş dönemleri ile kıyaslıyor ve “acaba 2. Babyboom (2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan doğum oranlarında ani artış) mu yaşanacak” diyor. Şunu unutmamak lazım pandemi savaş demek değil. Evlerimizdeyiz, tanıdığımız insanlarlayız. Biliyorum ev herkes için güvenli değil ancak yine de savaş kıyaslaması doğru olmaz. Ama belki de çok benzer sonuçlarla karşılaşacağız. Araştırma yapılmadan bilemeyiz…

Diğer yandan bildiğimiz bir şey var, kaygılıyız ve kaygı çoğu zaman cinsel isteğe iyi gelen bir şey değil. Yine başa döneceğiz, bilemiyoruz şu anda. Tahminlerde bulunabiliriz ancak genellemeler doğru olmaz.

Pandeminin başındayız ve sonunda da Türkiye’de kapsayıcı, bilimsel araştırmalar olacak mı ne yazık ki onu da bilemiyoruz.


Pandemi LGBTİ+ların güvenli alanlarının ellerinden alındığı bir süreç”

Cinselliğin konuşulmadığı ve cinsel hakları savunmanın zor olduğu bir toplumda pandemi cinselliğe dair yeni krizler yaratır mı?

Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki kriz dönemleri öncesinde var olan şiddet ve ayrımcı söylem ile uygulamalar kriz dönemlerinde artıyor ve ne yazık ki görünmez hale geliyor.

Pandemi de mevcut krizleri sonlandırmak bir yana sessiz bir şekilde büyütecek muhtemelen. Mesela aile içi şiddet, çocuğa yönelik şiddet, pandemi öncesinde de vardı ve büyük ihtimalle pandemi sonrası da olacak. Pandemi süreci LGBTİ+’ların güvenli alanlarının ellerinden alındığı bir süreç aynı zamanda; güvende hissettikleri arkadaşlarının yanına gidemiyorlar, belki güvenli alanları okuldu, dernekti ya da ailelerinden ayrı yaşadıkları kentlerdi ve bir süre için de olsa terk etmek zorunda kaldılar bu alanları.

Özetle Covid-19 bir toz bulutu ve o toz bulutundan hükümet bile istifade etmeye çalıştı, çocuk yaşta zorla evliliği gündeme getirdi, infaz paketi kabul edildi biliyorsun. Pandemi ortadan çekildiğinde yani o toz bulutu dağıldığında anlatılacak hikâyeleri dinlemekten korkuyorum. Karamsarlık değil bu, çalışan destek sistemleri yokken ve ciddi bir saldırı altındayken en temel haklar karşılaşacağımız manzara daha farklı olamaz.

Cinselliğin konuşulmadığı toplumlarda nefret daha sık karşılaşılan bir örüntüdür, demek mümkün mü?

Aslında cinsellik konuşuluyor. Sadece haklar bazında sağlıklı şekilde konuşulmuyor. Mesela Diyanet bile cinsellik konuşuyor… Sorun daha çok nefret söyleminin cezasızlığında. İnsanların haklarının farkında olmamasında. LGBTİ+’ların haklarının ihlali herkesi endişelendirir haklarının bilincinde olan bir toplumda, insanlar şunu söyler; keyfi bir biçimde bir grubun hakları ihlal edildiğine göre benimki de edilebilir. Ancak Türkiye’de böyle bir hak bilinci yok.

Diğer yandan ifade özgürlüğünün bilinmemesi, nefret söylemi ifade özgürlüğü demek değil ki… Özgür ifadeyi tanımlamazsan istediğini ifade etmeyi hakkı sanacak ki öyle de oluyor.

Destek mekanizması önemli

Cinsel haklar üzerine çalışmak isteyenlere ne tavsiyeler verebilirsin?

Çok sorgulamalarını öneririm, bu alanda yıllardır emek veren derneklere ulaşmalarını, faydalanabildikleri tüm kaynaklardan faydalanmaları tavsiye ederim. Burada sertifika koleksiyonculuğundan bahsetmiyorum, cinsel haklar üzerine çalışan çok sayıda dernek var ve düzenli sohbet, film gösterimleri gibi formal olmayan gelişme imkanları düzeliyorlar. 

Mümkünse yabancı dil öğrenmeleri iyi olur, cinsel haklara dair içeriklerin çok üretildiği diller, İspanyolca, İngilizce, Almanca, Fransızca. Ama tabii şart değil.

Ayrıca kendilerine bir destek mekanizması oluşturmalılar, cinsel haklar alanında mücadele ederken hiç değilse tek başlarına saldırılara maruz kalmamak için.

Mümkünse yine mentor bulmak, danışabilecekleri, sıkıştıklarında kendilerine yol gösterebilecek birilerinin olması önemli.

 


Etiketler: yaşam
Nefret