03/03/2020 | Yazar: Aslı Alpar

Kaos GL’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliğini sağlamak adına yürüttüğü çalışmaları görünür kılmak için başladığımız söyleşi dizisi “Bıraktığımız yerden”in ilk konuğu derneğin İdari İşler Koordinatörü Eda Zeran.

Bıraktığımız yerden: Eda Zeran anlatıyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kaos GL Derneği toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliğini sağlamak için kurumsal işleyişinde ‘neler yapabiliriz’ sorusuna yanıtlar aramaya devam ediyor.

Bu sorudan hareketle yeni söyleşi dizimiz derneğin kadın çalışanlarının toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşımı ile birlikte çalıştıkları alanlarda eşitliği ve çeşitliliği sağlamak amaçlı müdahalelerine yer veriyor.

Bu söyleşi dizisinde Kaos GL kadınları anlatıyor; onların toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliğine dair süren çalışmalarının, planlarının ve hayallerinin tanığı oluyoruz.

Bizden önce bu mücadeleye katkı sunan ve bizden sonra sürdürecek olanların emeğini de görünür kılmak adına herkesin bıraktığı yeri işaretleyen bu söyleşi dizimizin adı da “Bıraktığımız yerden” oldu.

Söyleşi dizisinin ilk konuğu Kaos GL’nin İdari İşler Koordinatörü Eda Zeran. Eda ile derneğin idari çalışmalarında sürdürdüğü toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliği çalışmalarını konuştuk.

Eda’ya ayrıca Türkiye’nin son 10 yılda değişen atmosferini ve Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmalarında yaptığı yüksek lisansı da sorduk. Böylece 2017 yılında Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayan akademisyenlerin ihraç edildiği, kampüsünde hiçbir eylemin/etkinliğin yapılmasına izin verilmeyen bir üniversitenin öncesini Eda’nın deneyimleri ile konuşma imkânı bulduk.

Sözü ona bırakalım.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliğini sağlamak için bir derneğin idari yapılanmasının üzerine düşen görevler nedir sence?

Kaos GL örneği ile bu soruyu yanıtlamak istiyorum. Kaos GL çalışanlarına ve ofis gönüllülerine yönelik birtakım idari kural ve prosedürler bulunuyor; özellikler insan kaynaklarına dair olan belgesinde cinsiyet eşitliği ile ilgili cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak üzere geliştirdiği politikalara yer veren ve her yıl rutin olarak güncellenen bir metinden bahsediyorum.

Aslında Kaos GL Derneği homofobi ve ayrımcılıkla mücadele ederken bu mücadelesini dışarıda yürüttüğü çalışmalarla ya da etkinliklerle sınırlamıyor; bunu derneğin iç işleyişinde de (iç iletişim, insan haklarına saygı gösterme vs.) bir misyon olarak görüyor ve sürdürüyor. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu bağlamda bu gibi çalışmaların sadece dernek içinde kalmayıp, çalışanların ilişkilenme biçimleri ve çalışma hakları bakımından da diğer kurumlara örnek olması gerektiğini düşünüyorum. Elbette Kaos GL de bu anlamda çalışmalar yürütmeye devam etmeli.

Hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarının toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini nasıl değerlendiriyorsun?

Özellikle Türkiye gibi; insan haklarının ciddi tehdit altında olduğu ve bu hakları savunan sivil toplumun da içinde bulunduğu zorlukları düşününce çok anlamlı ama bir o kadar da yetersiz buluyorum.

Yurt dışında sivil toplumun ürettiği cinsiyet ayrımcılığına karşı uygulanan politikaları her okuduğumda “Biz sanırım her zaman bir adım daha geride olacağız” diye düşünüyorum. Ama yine de Türkiye’de de bazı belediyelerin, baroların, hak temelli sivil toplum kuruluşlarını cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığı ile ilgili yaptığı çalışmaları duymaktan çok mutlu olduğumu umutla ifade etmek isterim.

Ankara Üniversitesi’nde Kadın Çalışmaları’nda okuduğun dönemde kampüs nasıldı? Biraz bahseder misin?

Bu soruyu sordun, beni kalbimden vurdun gerçekten. Ben 2009-2012 yılları arasında Kadın Çalışmalarında yüksek lisansımı tamamladım. Gerçekten üniversite nedir, aktivizm nedir, dostluk nedir, dayanışma nedir hepsini orda gördüm.

Dersler sanki bilinç yükseltme grupları gibiydi. Her 8 Mart, 25 Kasım, 1 Mayıs için sanki bir komite gibi haftalar öncesinden hazırlanmaya başlardık. Eee tabi okul şimdiki gibi değildi bu tarz etkinliklere, toplanmalara, oturup pankart hazırlamamıza ve o pankartları okul duvarlarına asmamıza yönetim izin verirdi. Hocalarımızın hepsi ait oldukları yerde; okullarındaydı. Şimdi ise…

“Şiddetin olmadığı bir gelecek”

Türkiye’nin son 10 yılı değerlendirecek olursan senin perspektifinden toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi nasıl değişti?

Son 10 yılda o kadar çok şey değişti ki… Uzun uzun uygulanan politikalardan vs. bahsetmeyeceğim, hepimiz biliyoruz…

Ben, bendeki yansımasını anlatmak istiyorum. Çoğu zaman cenderede gibi hissediyorum, kapana kısılmış gibi. Bağırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor gibi. Her zamankinden daha çok yorulmuş ve hırpalanmış hissediyorum. Bu kısım biraz tetikleyici oldu sanırım, bunun için üzgünüm ama böyle…

O zaman umutlu bitirelim mi? Nasıl bir gelecek hayal ediyorsun?

Madem hayal kurabiliyoruz o halde; kadın, erkek, lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve artı yani özetle cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı hiçbir ayrımının yapılmayacağı bir gezegende yaşamak isterdim.

Kimsenin cinsiyetinden, yöneliminden, görüntüsünden, yargılanmadığı; nefret cinayetlerinin, şiddetin olmadığı bir gelecek olsun isterdim. Hepimizin bir arada huzur ve barış içinde yaşayabileceği bir dünya hayali…

 

 


Etiketler: kadın, yaşam
Nefret