21/08/2022 | Yazar: Canan Coşkan

“Gey ve Filistinli olduğumu söylediğimde hâlâ huzursuzluk veren bir sessizlikle karşılaşıyorum. Her ikisi de olabileceğimiz —ve her ikisi de olmayı sevdiğimiz— fikri, dünyaya bakışlarında Batı merkezci olan birçok kişinin anlatısına uymuyor.”

“Biz buradayız ve bu Arap, kuir” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

André Gaspard ve Mai Ghoussoub’un, 1978’de Lübnan’dan kaçarak Londra’ya sığındıktan sonra, savaş öncesi dönemi Beyrut havasının dikbaşlı entelektüelitesini yeniden yaratmak amacıyla kurdukları ve otuz yıldan uzundur yayın hayatına devam eden Saqi Books, yakın zamanda, 2023’ün Onur Ayı’nı şanlatırcasına This Arab is Queer (“Bu Arap, Kuir”) isimli bir antoloji kitap yayımladı. Dünyanın çeşit çeşit yerinden, toplam on sekiz Arap kuir edebiyatçının “rak rak rak” tınılarında, kuvvetli ve cesur anı yazılarıyla katkıda bulundukları kitabın editörlüğünü ise Filistinli-Lübnanlı-Avusturalyalı gazeteci, yazar ve editor Elias Jahshan yaptı. Kısa süre önce, Tahrir Institute for Middle East Policy (“Orta Doğu Politikalarına Yönelik Tahrir Enstitüsü”) ekibinin Elias Jahshan ile gerçekleştirdiği söyleşiyi Canan Coşkan KaosGL.org için Türkçeleştirdi. 

Arap dünyasında LGBTQ+ topluluğunun karşılaştığı en acil ve önemli sorunlardan bazılarını nasıl tanımlarsın? Ve yekpare bir Arap LGBTQ+ topluluğundan bahsetmek mantıklı mı, yoksa ilgili muhabbetler ve meseleler daha mı yerel olmalı? 

Bu sorulara yanıt vermeye başlamadan önce, kendi ayrıcalığımı belirtmeyi es geçmemem gerektiğini düşünüyorum: Batı'da doğup büyüdüm ve Avustralya pasaportunun getirdiği hareket özgürlüğüne ve hayatımı devlet eliyle intikam korkusu olmadan yaşayabilme güvencesine sahibim. Yakın ailemin desteğinden bahsetmiyorum bile —bu, cepte sayabileceğim bir şey değil. Ailem kültürümüzün, aile tarihimizin ve dilimizin gündelik yaşamımızın ön saflarında yer almasını sağladığı için Batı'da büyümem elbette beni daha az Arap yapmıyor. Ve Batı'da yaşamama rağmen, açılma yolculuğumda, eşcinselliğe yönelik derinlere kök salmış kültürel damgalama ve beyazların egemen olduğu kuir alanlardaki ırkçılık ile uzlaşmanın getirdiği zorluklarla da karşılaştım. Her koşulda, konumumu vurgulamam önemli. Ve insanların yekpare bir kuir Arap topluluğu adına konuşmadığımı anlayacaklarına inanıyorum. Ben çok, pek çok sesten yalnızca bir tanesiyim ve yaşanmış deneyimlerimiz öyle çeşitli ve öyle ince farklılıklar barındırıyor ki hiçbiri “nihai” olarak görülmemeli. Bu şekilde bir soru-cevap söyleşisi asla adaleti sağlayabilecek kapasitede olamaz. İnsanlar, “Bu Arap, Kuir”in hakkını vermeyebileceğini bile iddia edebilir —ve bu tamamen kabul edilebilir! İnsanların da bunun kesin bir derleme olduğunu düşünmesini istemiyorum; bu, daha ziyade ileride gelecek olan bir sürü derlemenin ilki.

Soruya döneyim. Dürüst olmak gerekirse, bunun için doğru cevabın bende olup olmadığını bilmiyorum. Aklıma gelen ilk haliyle, bu muhabbetlerin daha yerel olması daha anlamlı geliyor. Örneğin, Lübnan'daki LGBTQ+ topluluğunun karşılaştığı sorunlar, aynı topluluğun Suudi Arabistan'da karşılaştığı sorunlardan çok farklı. Şehir bazında bile farklı. Mesela, Beyrut'taki LGBTQ+ topluluğunun, Sidney'deki ya da Dearborn’daki işçi sınıfının yaşadığı banliyölerde yetişmiş LGBTQ+ Arap ahali bir yana, Lübnan'ın dağlık köylerinde yaşayan LGBTQ+ topluluğundan farklı sorunları var. Her topluluğun sosyal, coğrafi ve siyasi bağlamlarını göz önünde bulundurmak önemli. 

Buna benzer bir örnek, Filistinli kuirlerin sıklıkla kendilerine karşı “İsrail, Orta Doğu’nun LGBTQ+’ları için güven sağlayan bir sığınak” gibi bir dizi klişe ifade kullanılması suretiyle gaslighting’e maruz kalmaları. Bölgedeki her ülkenin yasal statülerini basitçe karşılaştırarak bu mevzuya bakılırsa bu, doğru olsa da, hâlâ indirgemeci kalıyor ve diğer birçok konuyu görmezden geliyor. Acı gerçek şu ki, Filistinli kuirler hâlâ her şeyden önce Filistinli oldukları için zulüm görüyorlar. İsrailli yetkililer onların cinselliklerini umursamıyor —Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs ya da tarihi 1948 sınırları içinde olsalar da, hâlâ apartheid yasalarının ve askeri işgalin hedefi durumundalar. Pek çok Filistinli kuir açısından mücadelelerinin ön saflarında —belki de toplumdaki mevcut homofobiyle savaşmaktan daha da fazla—İsrail işgalinden özgürleşme yer alıyor. Öte yandan, Mısır'daki kuir topluluk, Sisi'nin, Mısır'ın karşı karşıya olduğu yoksulluk ve ekonomik sarmal gibi daha büyük, daha acil sorunlardan dikkati dağıtma amacıyla devam ettirdiği baskılarının hedefinden kaçmak için büyük olasılıkla güvende kalmaya ve (Grindr veya Twitter kullanımı gibi) dijital ayak izlerini minimumda tutmaya odaklanmış durumda.

Derdim bu kadar indirgeyici olmak değil —bu sorunlar elbette buzdağının sadece görünen kısmı. Uğraşılacak çok şey var. Ama bence sorunun diğer kısmıyla bağlantılı olan yer burası: Bir bütün olarak topluluğun karşılaştığı meselelere dair konuşmanın belki de en yapıcı ve belki de tek yolu, buna dekolonyal bir perspektiften bakmak. Batılı güçleri, hâlâ yürürlükte olan (homofobik) sömürge yasalarından ve bu postkolonyal dönemde sağcı milliyetçiliğin ya da Batı emperyalizmine tepki olarak veya Batı emperyalizminin desteğiyle gelmiş olan teokrasilerin (genellikle askeri kampanyalar şeklinde) yükselişinden —ve bunların her ikisinin de bugün Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika (GAKA) bölgesi çevresinde siyasi ortamın yaratılmasında oynadıkları devasa rolden— sorumlu tutmamız gerekiyor. Aynı zamanda, kendi topluluğumuza da bakmalı ve LGBTQ+ topluluğu etrafında oluşan kültürel damgalamayı, pervasız homofobiyi ve transfobiyi dayatan yerleşik, zehirli ataerkil unsurlara karşı çıkmalı, kendi gündemlerini ilerletmek veya güçlerini sağlamlaştırmak için kültürlerimizin, dini metinlerimizin değerlerini çarpıtan ve engelleyen (bu zehirli ataerkinin ürünleri) devlet ve topluluk liderlerine meydan okumalıyız.

Ama her zamanki gibi, bu daha başlangıç. Sahadaki pek çok kuir grup ve aktivist, ülkelerinde olumlu değişim yaratmak için halihazırda ağır işi yapıyor. En iyi neyin işe yaradığını biliyorlar ve ayrıca söylemi ele geçirmek için Batı'dan gelen beyaz kurtarıcılara ihtiyaçları olmadığını da biliyorlar. GAKA'daki kuir özgürleşme hareketlerinin Batı'daki kuir özgürleşme hareketinden farklı olduğunu anlamak mühim. Avustralya, Birleşik Krallık veya ABD için işe yaramış olması, aynı taktiklerin GAKA ülkelerinde de işleyebileceği anlamına gelmiyor. O kadar basit değil maalesef. Ve bunun basit olduğunu düşünmek saflığa kaçıyor —ve aynı zamanda bir emperyalizm biçimi oluyor.

biz-buradayiz-ve-bu-arap-kuir-1

Antoloji kitabı fikri zihninde nasıl oluştu? Bu kadar çeşitli hikâyeyi bir araya getirmek önemli miydi?

Hayalimde hep bir kitap yayımlamak vardı. 2019'da ve 2020 baharında Birleşik Krallık'taki ilk sokağa çıkma yasağının öncesinde, olağanüstü bir kucak dolusu antoloji okuduğum bir süreçten geçtim. Okuduklarım şunlardı: It’s Not About the BurqaThe Good Immigrant (hem Birleşik Krallık hem de ABD versiyonları), Our Women on the Ground, The Things I Would Tell You ve tabii ki de Arab, Australian, Other —bu sonuncusuna da ‘Coming Out Palestinian’ (Açılan Filistinli) başlıklı bir kitap bölümü yazarak katkıda bulunma onuruna nail oldum. Bu antolojileri, kitapları bağlamsallaştıran hem giriş bölümlerini hem de bunlara dair incelemeleri okumak ve beni bunların küratörlüğünü yapmaya götüren süreç şunu düşündürdü: “Acaba kendi antolojimin küratörlüğünü yapabilir miyim?”

Zihnimde şimşeklerin çaktığı o an, küresel Arap kuirler topluluğunun medyada nasıl temsil —ya da daha doğrusu yanlış temsil— edildiğine tanık olduğum bütün mevzuları bana hatırlattı. Örneğin, Avustralya'nın en uzun soluklu kuir medya kuruluşu Star Observer'ın editörüyken, IŞİD'in Suriye ve Irak'taki terör saltanatına ve diğer başka zalimliklerin yanı sıra, gey erkekleri damlardan nasıl aşağıya attıklarına dair rezil ve korkunç kanıtlar hakkında makaleler bulmak için haber ajanslarını taradığımı hatırlıyorum. Mısır rejiminin bir hamamı bastığına dair haberleri hatırlıyorum. Mesele, medyanın bu hikâyeleri haber yapması değil —tabii ki bunların haber yapılması gerekiyordu. Mesele, neredeyse her seferinde sansasyonel olmaya odaklanılması ve makalelerde sübliminal, altta yatan bir İslamofobi akımının yaygın bir şekilde bulunmasıydı. Devlet destekli homofobinin neden var olduğu konusunda hemen hemen hiçbir farkındalık yoktu ve sahadaki aktivistlerin çalışmalarından neredeyse hiç söz edilmiyordu. Topluluğumuza, ince farklılıkları ve haysiyeti gözeten bir şekilde tasvir edilmeye yönelik adaletin verilmediğini hissettim. Kendi adımıza konuşmamız için bir platform sağlanması şöyle dursun, sanki bizsiz, bize dair konuşuluyor gibiydi. 

Ayrıca, Star Observer'ın editörü olarak, Arap kuirlerin, kuir medyada ve kuir toplulukların bütünselliğinde, en azından Avustralya'da ve diğer birçok Batı ülkesinde, ne denli silikleştirildiğine şahit olmak beni sarstı. Durum şimdi kesinlikle çok daha iyi ama insanlara gey ve Arap, hatta dahası, gey ve Filistinli olduğumu söylediğimde hâlâ huzursuzluk veren bir sessizlikle karşılaşıyorum. Her ikisi de olabileceğimiz —ve her ikisi de olmayı sevdiğimiz— fikri, dünyaya bakışlarında Batı merkezci olan birçok kişinin anlatısına uymuyor. Hele kendi Arap topluluğumda mevcut olan kültürel damgalama ve yaygın homofobi mevzusuna hiç girmeyeyim. Sanki her iki bağlamda da, ya sadece gey olduğumuza ve başka bir şey olmadığımıza ya da sadece Filistinli olduğumuza ve başka bir şey olmadığımıza dair imalarla dolu bir beklenti var gibi. İçinde bulunduğum bağlama göre, kesişimsel kimliğimi bölümlere ayırmaktan nefret ediyordum. Şükürler olsun, bunu artık pek yapmıyorum.

Medyada kuir Arapların silikleştirilmeleriyle ilgili deneyimlerimi ve insanların zihinlerinde, aynı anda hem gey hem de Arap olmamı uzlaştıramadığı o kişisel anılarım üzerine düşündüğümde, tünelin ucu bir anda Bu Arap, Kuir beyanına çıktı. Nasıl bir antoloji yaparsam yapayım, bunun daha önce hiç yapılmamış, tartışmaları alevlendirecek ve topluluğumuzun çeşitliliğiyle ince farklılıklarını şanlatacak bir şey olması gerektiğini biliyordum. Böylece, özellikle de sosyal hayatımız o ilk karantina esnasında uzun bir beklemeye alındığından, bana “yap işte” diyen kocamın tavsiyesi üzerine oturdum ve antoloji önerisini yazmaya başladım.

İlk taslağı tamamladıktan sonra, 2020'de bu kitap fikrini bir anda aşırı geçerli kılan iki büyük olay nedeniyle, öneriyi en az iki kez güncellemem gerekti. İlk güncellemeyi, Bağdat'taki AB, Kanada ve Birleşik Krallık büyükelçilikleri Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün (IDAHOT) için gökkuşağı bayraklarını asmaya karar verdiklerinde yaptım. Iraklı kuir toplulukla dayanışma göstermek gibi iyi niyetler barındırdıklarından emin olsam da,  anladığım kadarıyla, bunu yapmadan önce toplulukla hiç temasa geçmemişler. Kararın her yerinden beyaz kurtarıcı kompleksi fışkırıyordu ve Irak'taki yankıları pek hoş değildi. İkinci güncellemeyi de Sarah Hegazy'nin trajik ölümünün ardından yaptım. Bu, tüm dünyada hissedilen, beni ve tanıdığım birçok Arap kuiri derinden sarsan bir olaydı. Bu konuda fazla ayrıntıya girmeme gerek yok, çoğu insan Sarah'nın kim olduğunu ve neyi savunduğunu biliyor.

Ayrıca potansiyel olarak katkıda bulunabilecek kişilerin isimlerini de listelemeye başladım. Başlarken, zaten hayranı olduğum, tanıdık tüm Arap kuir yazarların, aktivistlerin ve yaratıcıların isimlerinden oluşan küçük bir listem vardı. Ancak karantina nedeniyle sosyal medyanın dipsiz kuyusuna çekilince eklemeyi unuttuğum isimleri fark ettim, önceden adını duymadığım daha fazla insanı takip etmeye başladım ve onları da listeye ekledim. Listedeki isimlerin sayısı 40'ı geçti ve bunların enine boyuna çeşitli Arap topluluklarını ve ülkelerini temsil ettiğinden emindim. Mısırlıların ve Lübnanlıların sahip olduğu devasa kültürel sermayeyi yansıtan bir kitap yaratmanın kolaycılık tuzağından kaçınmak istediğimden, bu geniş temsilin en başından itibaren gerçekleşmesini sağlamaya hevesliydim.

Ayrıca çeşitli sesleri ve hikâyeleri barındırmanın aşırı önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun büyük oranda sebebi de, kuir ve Arap olmanın tek bir doğru ya da yanlış yolu olmaması. Deneyimlerimiz hem çeşitli hem biricik ve kitabın bunu yansıtmasını istedim. Deneyimlerimiz her zaman olumlu olmayabilir, hatta olumsuz bile olmayabilir ama günün sonunda daima umut var.

Bu Arap, Kuir'e yazdığın giriş bölümünde yazarların hikâyelerini kendi terimleri ve sözleriyle anlatarak anlatıyı yeniden sahiplendiklerini yazmıştın. Bu neden elzemdi? Bu kitapla neyi başarmayı umuyorsun?

Bu aşırı elzem çünkü okurlara kendi özerkliklerimiz olduğunu, hikâyelerimizi kendi koşullarımıza göre anlatabileceğimizi göstermek istedim. Hikâyelerimizin, ancak yalnızca “travma pornosu” anlatısına ya da kurtarılmaya ihtiyacımız olduğuna dair şarkiyatçı fikre veya Batı’da yaşadığımız için “minnettar” olmaya yönelik “model göçmen” yaklaşımına dayanan bir hikâye söz konusu olduğunda kayda değer göründüğü anlayışına karşı gelmek istedim. Ayrıca, Batılı medya kuruluşlarının, yalnızca manşetlere düşen bir mevzuya cevaben sesimize koşar göründüklerine ilişkin (dile getirilmeyen) eğilimlerine de meydan okumak istedim. Bunu yapmamaları gerektiğini söylemiyorum —hikâyelerimizin anlatılması gerekiyor ve böyle bir platform sunulmuş olan her yazarı destekliyorum. Benim meselem hikâyelerimize kapı bekçiliği yapanlarla. Neden hikâyelerimiz sadece bu koşullarda kayda değer oluyor? Neden sadece olduğumuz gibi olmamız, yaşanmış deneyimlerimizi yazılarımızda bizim istediğimiz gibi ifade etmemiz için pek nadiren alan yaratılıyor? Neden Arap kuir deneyimimizin —kuir kimliğimizin doğrudan veya dolaylı olarak mevzuya dahil olup olmadığından bağımsız bir şekilde— başka herhangi bir yönü hakkında konuşamıyoruz?

Umarım kitabın okurları kuir ve Arap olmanın getirdiği ince farklılıklarına dair daha iyi bir anlayış kazanırlar, tek tip olmadığımıza ve ne kendimizi açıklamaya, ne de insanlığımızı —ister Batı toplumu hatta ister kendi Arap topluluğumuzun üyeleri olsun— kimseye kanıtlamaya ihtiyacımız olmadığına dair daha derin bir anlayış geliştirirler. Biz buradayız ve bu Arap, kuir. Ne zaman derinden ihtiyaç duyulan muhabbetleri başlatırsak, o zaman amacıma erişmiş olurum. Bu, her zaman kolay olmayabilir ama zaten değişim hiçbir zaman kolay değil.

Arap LGBTQ+ yazarlar, sanatçılar, gazeteciler ve aktivistler topluluğun sorunlarına ışık tutmada nasıl bir rol oynadılar?

Arap yazarlar, sanatçılar ve aktivistler bu konuda devasa bir rol oynadılar, değişimi kolaylaştırdılar ve giderek daha muhafazakarlaşan bir bağlamda ilerici bakış açılarının duyulmasını sağladılar. Ve muhafazakarlaşan bağlamdan bahsederken, sadece dini kastetmiyorum —bir kişi hem "laik" hem de muhafazakar olabilir, yani bağnaz olabilir. Onların çalışmaları sayesinde daha görünür hale gelebildik, seslerimizi ve deneyimlerimizi belgeledik ve duyurduk. Bu uzun bir süreç ama karşı karşıya olduğumuz koşullar göz önüne alındığında bu başarılar daima kutlanmalı.

Ayrıca, topluluğumuz adına konuşmak, medya veya sanat alanındaki platformları aracılığıyla bizimle dayanışma içinde olmak için öne çıkan düz (natrans, naikili ve heteroseksüel) müttefiklerimizin sayısı giderek artıyor. Güvendelik nedenleriyle genellikle bu dayanışmalar örtük oluyor, ancak onları görüyoruz ve bundan dolayı onları seviyoruz.

Ama mevzuya Arap gazeteciler açısından bakarsam… Söylemesi zor. Bu, hangi yayın için çalıştıklarına bağlı ve dürüst olmak gerekirse, Arap dünyasındaki ilerici yayın kuruluşlarının sayısı, kitlelerinin homofobisine hitap eden ve daha büyük, daha popüler olanların veya tamamen devletin kontrolünde olan ve/veya devlet tarafından sansürlenenlerin sayısına kıyasla az. Eminim oralarda bir yerlerde birçok ilerici gazeteci bulunuyor ama karşılaştıkları sansür veya hâlâ belleklerinden silmeleri gereken homofobi ve ataerkil tesirler nedeniyle, hikâyelerimizi topluluğumuzun hak ettiği empati ve haysiyet ile öne çıkarmak için platformlarını henüz kullanamadılar. 

Arap dünyasında LGBTQ+ topluluğunun durumunu iyileştirmek için ne yapılabilir? Sence öncelik nereye verilmeli?

Bence her şeyden önce, toplulukları için olumlu bir değişim yaratmak adına sahada çalışan grupları ve aktivistleri desteklememiz gerekiyor. Bunlar, hükümette lobicilik yürüten gruplar olmak zorunda değil; kuir üyeleri için sadece güven sağlayan bir alan sunan gruplar veya devletin idaresindeki sağlık kliniklerinin yargılayıcılığından ve utandırmasından arındırılmış cinsel sağlık klinikleri sağlayan gruplar olabilir. Bu aynı zamanda illa kendini kuir olarak tanımlamayan avukatlara veya hukuk alanındaki uzmanlara yardım etmek anlamına gelebilir çünkü fonlar, bu kişilerin devletten herhangi bir şekilde veya biçimde darbe gören, kuir topluluğunun herhangi bir üyesine ücretsiz destek sunabilecekleri anlamına geliyor.

Söz konusu Arap kuirler olduğunda görünürlüğe cesaretlendirmenin, daha fazla insanı “açılmaya” cesaretlendirmenin iyi bir fikir olmadığını da aklımızda tutmamız gerektiğini düşünüyorum. “Açılmak” tartışmaya açık bir şekilde Batılı bir kavram ve Arap kuirler açısından mutlaka, her koşulda işe yarayan bir kavram değil. Bu yüzden, güvendeliğin sağlanması bir diğer öncelik olmalı. Ve ne kadar “açık” olabilecekleri konusunda Batı'nın standartlarını karşılayamayacak olmaları, onların kuir deneyimlerinin geçersiz kılınması gerektiği anlamına gelmiyor. Yine de şanları yürümeli; görülmeyi ve duyulmayı hak ediyorlar. Bunu, kişinin güvendeliğini tehlikeye atmadan yapmanın yolları da var.

Son olarak, Arap LGBTQ+’ların seslerini mümkün olduğunca merkeze almamız gerekiyor. Bizsiz, bize dair konuşmanın sonu iyiye gitmeyecek ve bizim adımıza konuşmanın özenli bir şekilde ve öz farkındalıkla yapılması gerekiyor. Ancak, ne kadar vurgulasam da yetmiyor: Birileri bizim hakkımızda konuşacak veya yazacaksa, bizi dahil etmeleri ve/veya mevzuyu sesimize odaklamaları gerekiyor. “Konuşabilecek bir Arap kuir tanımıyorum” demek asla mazeret olmamalı. Özellikle de şimdilerde, “Bu Arap, Kuir”i yayımlamamızın ardından bu bir mazeret olamaz  —atıfta bulunabilecekleri en az 18 isim var ve bu sayı, gelecekte bunun gibi daha fazla kitap desteklenirse muhtemelen artacaktır. Bu doğrudan müdahillik yoluyla, bu şekilde bize ince farklılıkları göz önünde bulunduran bir bakış açısı kazandıracak platformu sağlayarak, değişimin gerçekleşmesine yardımcı olabiliriz. Tek yol bu değil elbette ama birçok yoldan biri de bu.  


Etiketler: yaşam, dünyadan, medya okulu
nefret