21/05/2022 | Yazar: Yıldız Tar

9. Boğaziçi Onur Yürüyüşü’ne polis saldırdı, 70 kişi darp edilerek gözaltına alındı. Gözaltına alınanlarla yürüyüşü ve polis şiddetini konuştuk: Her zaman politikanın parçası olmaya devam edeceğiz. Yasaklar lubunyaları durduramaz!

Boğaziçi Onur Yürüyüşü’nde yaşananlar: Burada ne olduğunu herkes bilmeli! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Boğaziçi Üniversitesi’nde sekiz yıldır yapılan onur yürüyüşüne dün (20 Mayıs) polis saldırdı. 70 kişi darp edilerek gözaltına alındı. Polis şiddeti kampüsün barışçıl ortamını lekeledi. Şiddet görüntüleri sosyal medyada dolaşıma girdi. Gözaltına alınanlar, gece saat 3 civarında serbest bırakıldı. On saat süren polis şiddeti, kötü muamelesi ve tacizini gözaltına alınan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Beha Yıldız ve Mert Güneş, KaosGL.org’a anlattı.

“Bir göz hapsiyle başladı her şey”

Rektörlüğün yasak kararından ne zaman, nasıl haberdar oldunuz?

Beha Yıldız: Aslında ortada direkt bir yasak kararı yok. Rektörlükten 16.20 gibi öğrencilere atılan bir e-posta var. O e-postada da 18.00’de başlayacak Taş Oda Konserleri süresince herhangi bir etkinliğe izin verilmeyeceğini söylüyor. Bizim yürüyüşümüz 17.00’de idi. Resmi bir yasak kararı da bize iletilmedi.

Mert Güneş: Onur Haftası sürerken, BÜLGBTİA+ olarak diğer kulüplerle ortak yaptığımız etkinlikler için Öğrenci İşleri Dekanı Fazıl Önder Sönmez, kulüplerden arkadaşlarımızı yanına çağırmıştı. Onlara elindeki telefonda bizim etkinliklerimizi göstererek, ‘Bu etkinliklerin hiçbiri yapılmayacak’ demişti. Bundan dolayı ben Onur Yürüyüşü’nde bir şeyler olacak diyordum ama yöntemlerinin bu şekilde olacağını tahmin etmiyordum açıkçası.

Yürüyüş sırasında neler yaşadınız?

Mert: Onur Yürüyüşü için Güney Meydan’da toplanacağız diye duyurmuştuk. 15 dakika içerisinde yürüyüşe geçtik. Çimenlerde toplandık, güney ana kapıya yürüyecektik. Zaten kampüste genelde yürüyüşler ya ana kapıdan meydana, ya da meydandan ana kapıya olur. Tam yürüyüşe başlamışken özel güvenlik önümüzü kesti. Biz de alternatif bir rota izledik. Güney kampüste yürüdük. Manzara denilen bölümden geçerek hukuksuzca kapatılan kulübümüzün odasının önüne geldik. Planımız orada ya da güney meydanda yürüyüşü sonlandırmaktı.

Beha: Özel güvenlik önümüzü kestiğinde onlara her sene geleneksel olarak onur yürüyüşünün yapıldığını, sekiz senedir herhangi bir sorunun yaşanmadığını, yürüyüş yapmanın anayasal hakkımız olduğunu ısrarla anlattık. Ancak onlar bizim önümüzü kesmeyi tercih ettiler. Artık kimden güç alıyorlarsa biz rota değiştirdikten sonra da yürüyüş boyunca özel güvenliğin tacizleri devam etti. Yürüyüşte yaşanan tüm şiddet bir göz hapsiyle başlamış oldu diyebilirim.

Polisten öğrencilere: “Ya isteyerek gelirsiniz ya da zorla döve döve alırız”

Polis kampüse ne zaman girdi?

Mert: Güvenlik, konumumuzu polise haber veriyordu. Bize kampüse polis girdi haberi geldi, hemen ardından saldırı oldu. Basın açıklaması yapmak için durduğumuz konuma geldiler ve hemen saldırı başladı.

Beha: Çok fazla polis vardı. Onur yürüyüşüne ordu mu indirdiler diye düşündüm. Dağıl anonsuna bile gerek duymadan direkt saldırdılar. Dağılmak isteyenler için çıkış koridoru bile yapılmadan hepimizi ablukaya aldılar. Böylece fiilen gözaltı başladı.

Polis ablukasındayken neler oldu?

Mert: Ablukada bir yirmi dakika kaldık. O sırada polisin fiziksel şiddeti başlamıştı. Beni tutup ablukanın dışına attılar mesela. Fırlattıkları için kolumda kas zedelenmesi oldu. Başka arkadaşlarımızın ciddi darbeler aldıklarını gördük. Çok sert müdahale vardı. Yürüyüşte belki de hayatında ilk defa onur yürüyüşüne gelen çok genç arkadaşlarımız da vardı ve ablukanın ortasında buldular kendilerini. Biz, olabildiğince ılımlı bir şekilde polise ablukayı açmalarını, dağılacağımızı söylerken sivil giyimli bir polis amiri, “Ya isteyerek gelirsiniz, ya da zorla döve döve alırız” dedi.

Beha: Zaten dağılacaktık. Defalarca ‘Şu an bu yaptığınız yasal değil, gitmek isteyen insanlar var aramızda. Dağılın anonsu yapmadınız. Çıkmak isteyenler için herhangi bir koridor da oluşturmadınız’ dememize rağmen herhangi bir dönüş alamadık. Bedensel bütünlüğümüz pazarlık konusu edildi.

Zaten hemen ardından bizleri aldılar. Bizden sonraki grubu daha fazla şiddet uygulayarak almışlar. Polis telefonuma el koydu. Ama tutanak tutmadan telefonuma el koyamaz. Tutanak istedim. Tutanak vermeden telefonumu size vermeyeceğim dediğimde kolumu büktü. Telefonumu vermek zorunda kaldım. Tutanak yok tabi ortada.

Sen nasıl gözaltına alındın Mert?

Mert: Ablukanın dışına itilmiştim ve polis şiddetinden dolayı topallayarak geziyordum. O şekildeyken gözaltına alındım. Mukavemet göstermememize rağmen çoğumuza özellikle erkek atananlara ters kelepçe yaptılar. Otobüse soktular bizi. O gözaltı süreci çok büyük bir yıpranmaya sebep oluyor. Ben ilk defa gözaltına alındım. Otobüse bindiğimde perişan olmuş durumdaydım. Otobüslerde bizi uzunca süre beklettiler.

Ters kelepçe işkencesi ne kadar sürdü?

Mert: Benim kolum çok kötü olduğu ve şiştiği için hastanedeki muayeneden sonra ters kelepçeyi bıraktılar ama geri kalanlara ters kelepçe Vatan Emniyet’te ifade verene kadar devam etti.

Beha: Otobüslere ters kelepçeli bindirildik. Direnmediğimizi, kelepçelerimizi çözmelerini talep ettiğimizi söyledik. Ters kelepçe işkence sayılırken ve böyle bir şeyi zaten yapmamaları gerekirken müzakere etmek zorunda kaldık çünkü canımız yanıyordu. “Bu işkenceyi bilerek mi yapıyorsunuz? Siz şu an işkence yapıyorsunuz, bari sicil numaranızı söyleyin” dedik sakin şekilde. Ancak cevap alamadık. Sakin olmamız söylendi ama biz zaten sakince konuşuyorduk. Ama o sakin ol’un anlamının biz çok iyi biliyorduk. Hastane öncesi bazılarımızın ters kelepçeleri çözüldü, bazılarımızınki gevşetildi.

Hastanede polis gözetiminde muayene!

Hastanede neler yaşadınız?

Mert: Bizi Bayrampaşa’ya götürdüler. On beş kişi dizdiler ve tek tek içeri aldılar. Muayene için götürdüklerinde içeride polis vardı, doktor neyin var dedi polis araya girdi ve ‘yok bir şeyi işaretleyin gönderin’ dedi. Ben kolum incindi dedim. Röntgen çektirdiler. Kırık çıkık yokmuş ama zedelenme varmış. Ama ben bunu ancak serbest bırakıldıktan sonra öğrenebildim. Polis sürekli acele ettirmeye çalışıyordu.

Beha: Bizim grup Eyüpsultan’a götürüldü. Bizi indirdiler. Biz oraya gittik ve darp edildiğimizi söyledik. Polis olmadan birebir doktorla muayene yapılması gerektiğini söyledik diye cezalandırma yöntemi olarak hastane içinde ve otobüste bekletmeye başladılar. Ardından avukatlar geldi. Avukatları görünce hemen yumuşama oldu. Avukatlardan sonra işlemler hızlandı.

Benden önce muayeneye giren bir arkadaş doktordan kapıyı kapatmasını istedi. Kendisini güvende hissetmediğini söyledi doktor ve bakımını yapmayı reddetti. İşi olduğunu, anayasal ve demokratik hakkımız olduğunu söylememize rağmen yapmadı. Orada kendisine ibnelik dışında nasıl bir güvenlik tehdidi olabiliyoruz anlamadık. Kendisini güvende hissetmediği için hastane polisini çağırdı. Hiçbirimize doğru düzgün bakmadı. Bana bilgi vermek zorunda olmadığını söyledi. Artık o bürokrasiden yorulduğum için röntgeni erteledim.

Polis: “İşkence yapmak istesek Silivri’ye götürürdük”

Ardından hepiniz Vatan Emniyet’e götürüldünüz. Orada neler oldu?

Beha: Vatan’a götürüldük ve orada uzun süre avukatlarımızdan haber alamadık. Tutanaklar hâlâ yok tabi. Çıktığımızda zaten avukatların da içeri girmekte zorlandığını öğrendik. Kaç kişi gözaltına alındığımızı anca gecenin geç saatlerine doğru öğrenebildik. Çok fazla insan vardı. Birçok insanın ilk gözaltısıydı…

Vatan’da kimlik kontrolleri yapıldı tekrardan. Belli bir süre sonra benim otobüsümdeki 14 kişi ifadeler için çağrıldı. Ben de yarım saat kadar otobüste yalnız bırakıldım. Senin ifadeni sonra alacağız dediler. Başıma ne gelecek korkusuyla otobüste karanlıkta beklettiler beni. Orada biraz gerilmiştim. Sonra ben diğer otobüsteki 9-10 kişiyle beraber götürüldüm. Orada avukatlarımızla karşılaştım. Otobüsteyken yalnız tutulduğumu avukata söyledim.

Mert: On dört kişi beraber girdik bekleme odasına. Avukatlar bize bilgi verirken, polisler içeri girip “Hâlâ bitirmediniz mi” diye bağırıyordu. İfade vermeye gittiğimde de bağrış çağrış devam etti. İfade vermeden önce bilerek bizi germek istediler. İfade ise hızlıca geçiştirildi. Aynı odada ifade alınan başka bir arkadaşın söylemediği şeyler söylenmiş gibi yazılmış mesela. Avukatı müdahil olmasaydı sorun olacaktı.

İfadeler tamamlandıktan sonra ne oldu?

Beha: Serbest bırakılacağımız haberi geldi. Tekrar otobüslerle hastanelere gittik. Hastane sürecinde önce Eyüpsultan’a götürülmüşken bu sefer bizi Bakırköy’e götürdüler. Kendilerine, “Bizi neden buraya götürüyorsunuz, işkence mi yapmak istiyorsunuz” dediğimizde cevap, “İşkence yapmak istesek Silivri’ye götürürdük” oldu. Hastanenin ardından serbest bırakıldık. Nerden baksan 10 saat gözaltı sürecimiz oldu.

Mert: Haklarını istediğinde gönlünden koptuğu için veriyor gibi yapıyorlardı. Tuvalete gitmek isteyenlere ben seni iyi kalpli olduğumdan dövmüyorum gibi muamele ediyorlardı. Çok temel bir talebin bile böyle karşılanıyordu. Bu usulsüz bir şey ve bunu kanıksamışlar. Sürekli yapıp hiç ceza almadıkları için yapmaya devam ediyorlar.

“Yasaksa yasak, yasağı tanımıyoruz dedik ve yürüdük”

Bu süreç sizi nasıl etkiledi? Bundan sonra ne yapacaksınız?

Mert: BÜLGBTİA+ faaliyetlerine devam edecek. Bunun başka bir olasılığı yok. Boğaziçi’nde LGBTİ+ örgütleri üç isim değiştirdi. Legato’ydu Lubunya oldu. Lubunya’ydı BÜLGBTİA+ oldu. BÜLGBTİA+ kapatıldı ama hâlâ burdayız. BÜLGBTİA+ gider, yenisi gelir. Kampüste lubunya olmak engellenemez. Biraz korkutucu bir süreçten geçiyoruz ama lubunyalar var olmaya devam edecek. Bizim nefes almamız dahi politik. Her zaman politikanın parçası olmaya devam edeceğiz. Yasaklar lubunyaları durduramaz.

Beha: Yasaksa yasak, yasağı tanımıyoruz dedik ve yürüdük. Ben geçen hafta İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katıldığım için mahkemedeydim. Bunun da 6-7 ay sonra duruşması görülür muhtemelen ama yalnız değilim. Adliyelerde karakollarda biz bizeyiz. Birbirimizi tanıyoruz artık. İstanbul Onur Yürüyüşü davasında da bu sene de orada olacağım demiştim. Biraz erken oldu tabi bu durumda. (Gülüyor) Varlığımızı silemeyecekler.

Mert: Şu zamana kadar parçası olduğum hareketlerde en değerli gördüğüm şey yalnız olmamak. Kötü muameleyi kanıksıyor olmak kötü bir şey ama bunları tek başına göğüslememek çok iyi geliyor. Yanımda lubunyaların olması iyi geliyor. Ben yürüyüşlere gitmek tehlikeli olsa da gitmeye devam edeceğim. Lubunyalara da diğerlerine de düşen beraber olabilmek, BÜLGBTİA+’nın da, hiçbir lubunyanın da yalnız kalmaması. Pişman değilim. (Gülüyor)

Polisler hakkında suç duyurusunda bulunacak mısınız?

Mert: Evet. Beni atan ve araçta kötü muamele eden polisten şikayetçi olacağımı ifademde de söyledim. Haksız gözaltıydı, buna dair de şikayette bulunacağım.

Beha: Türkiye Cumhuriyeti bana gözlük borçlu. Geçen sene de, bu sene de gözlüğüm kırıldı. Polisleri görsem tanıyacağımı ifademde de geçirdim. Kolluk kuvvetleri ve asker olunca herhangi bir azınlığa cinsel fiziksel zarar görmezden geliniyor ama darp raporumu alacağım, bütün haklarımı arayacağım. Burada ne olduğunu herkesin bilmesi, görmesi gerekiyor.

 

 


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, eğitim, siyaset
bülten