07/12/2020 | Yazar: Gözde Demirbilek

Sanatçı ve aktivistler tarafından aktivizmden güç alan sanatçılar için tasarlanan sanat projesi TAPA’nın “Tabiatımız / Our Nature” sergisi açıldı.

Bütün, ütopya, dayanışma: TAPA’nın “Tabiatımız” sergisi açıldı! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

emre özfetiş (e.x.e.e.e.a.a)

Transformative Art Project for Activists (TAPA), geçtiğimiz Mart ayında yaptığı açık çağrı sonrası Marmara Bögesi’nde şehirden uzak, ormanların ve şelalerin olduğu nispeten yalıtılmış bir yaşam alanında aktivizmden güç alan sanatçıları bir araya getirdi. 13 Haziran-26 Ağustos arasında gerçekleşen rezidans sürecinin ardından TAPA sanatçıları Asya Leman, Berfin Alyeşil, Cansu Yıldıran, emre özfetiş (e.x.e.e.e.a.a), Eşref Yıldırım, İbrahim Alam, Kadir Kayserilioğlu, Kristina Golubkova, Özge Özgün ve Yağız Gülseven’in işlerinin sergilendiği “Tabiatımız / Our Nature” sergisi 4 Aralık’ta Barın Han’da açıldı.

Zaman zaman TAPA’nın paylaştığı fotoğraf ve videolardan zaman zamansa rezidans sürecini yaşayan arkadaşlarımla kısa görüşmelerimden tanık olabildiğim sergiyi önce kendim sonra sizin için gezdim. Henüz sergiyi ziyaret etmediyseniz öncelikle şunu söylemekte fayda var: Gezdiğinizde “yerleşik insan kimliğini ve insan-dışı varlıkların dünyasında insanı konumlandırdığımız yeri sorgulamaktan geçtiğiniz” uzun bir yolculuğa çıkacaksınız. Ben sizin için sergilenen işlerden birkaç kare yakaladım, birkaç kare de asla yakalayamadım (Telefon kameram bu kadarına elverdi, işverenime sesleniyorum burada lütfen üstünüze alınmayın). “Her şeyi yerinde yemek lazım” diyerek fotoğrafların merak uyandırmasını, içinizde “Gideyim, göreyim aslı neymiş bu işlerin” motivasyonunu ayaklandırmasını diliyorum.

Ve “Birkaç sanatçımızı sergide yakalayıp sorularımı sordum” kürlüğüne hiç girmeden (haberleri vardı, TAPA ekibinden Yunus Emre Demir’e teşekkür ederim bu iletişimi sağladığı için, sergi alanında sana verdiğim pozları senin sergine saklıyorum arkadaşım) sanatçıların ağzını rezidans sürecine dair aradığım görüşmelerle buluşturmak istiyorum sizi.

Unutmadan bir not daha ekleyeyim: Duydum ki TAPA ekibini “Madilik çıkmadı mı?” sorusuyla konuşturmaya çalışanlar olmuş. Sevgili arkadaşlar, her şeyden önce şunu bilmelisiniz: Lubunyaya uzun uzun madilik anlattırmak istiyorsanız, bu isteğinizi ancak “madilik” kelimesini anmadan gerçekleştirebilirsiniz.

butun-utopya-dayanisma-tapa-nin-tabiatimiz-sergisi-acildi-1

Eşref Yıldırım

Yarın uyanıyorsun, normalde pek bakmazsın ama takvime bakıyorsun ve 13 Temmuz olduğunu görüyorsun. TAPA kampı hiç yaşanmamış, en baştan başlayacaksınız. Ne hissederdin?

Asya Leman: Şu anki deneyimimle bunu düşündüğümde, herhalde o zaman hissettiğimden daha az gergin ve daha mutlu hissederdim çünkü başına ne geleceğini bilmiyorsun. Pandeminin olduğu bir süreçte, kendimi kapattığın bir yerden bir anda 10-15 kişinin olduğu bir insan topluluğuyla kolektif bir yaşama meselesini çok idrak etmiş olamadığım bir hâlden orayı deneyimledikten sonraki hâlimi düşündüğümde bu çok heyecan verici. Belki bu kamp daha kafamda oturttuğum bir şey olabilirdi. Bu bilinçle böyle bir sabaha uyansam kesinlikle daha heyecanlı hissederdim. “Bizi neler bekliyor” cümlesinin bir ton farkı vardı o zaman için, o daha çok anksiyeteli bir hâldi. Daha heyecanlı bir şekilde “Bizi neler bekliyor” derdim. Kolektif yaşamanın ve çalışmanın etkisiyle iyi bir oyun arkadaşı olmayı orada daha çok kavrayabildim.

Eşref Yıldırım: Muhtemelen yine koşa koşa giderdim, İstanbul’daki durum pek iyi değil, orada çok daha rahat bir ortam olduğu için. Bol oksijen az virüs, şelaler akıyor her yerden. Çok ferah bir ortamdı. Hem bu yüzden hem kendimi daha doğrudan ifade edebildiğim insanlarla beraber olmak için yeniden giderdim.

Cansu Yıldıran: Yine güvenli alanımı bıraktığım için korkarım, döndükten sonra yeniden kurdum o güvenli alanı çünkü. TAPA’ya gitmek benim için güvenli bir alandan çıkıp hiç bilmediğim bir yere gitmekti, tedirgin etmişti beni. Uzun bir süre, 10-15 gün civarı, devam etti benim alışma sürem. Çok kolay ısındı herkes ben biraz geç ısındım, maskemi geç indirebildim yani aslında. Kolay konuşamadım, söz alamadım ama daha iyi oldu. Zamanla insanları tanımış ve kendimi tanıtmış oldum bir anda “Ben buyum!” diye parlamadım da süreç içerisinde yakınlaştık. Yani ben gerçekten en başında “Bir bahane mi bulsam” diye düşünmüştüm. Pandemiden dolayı uzun bir süredir evdeydim, çemberim iki kişiydi: Sevgilim ve ben. Bir anda o çemberi 15 kişiye genişletmek beni korkuttu dediğim gibi. Şimdi en baştan olsa koşarak giderim, müthiş bir deneyimmiş.

butun-utopya-dayanisma-tapa-nin-tabiatimiz-sergisi-acildi-2

Yağız Gülseven

TAPA kampındayken en çok neyi özledin ya da ihtiyaç duydun?

Eşref Yıldırım: SU. Su çok kesiliyordu. İnternet pek çekmiyordu onu çok özlemedim açıkçası da su önemliydi.

Asya Leman: “Kendine ait bir oda”. Gerçekten öyle, 5 metrekare de olsa bana ait bir alan. Zaten o yüzden gittim bir yerlere çadırlar kurdum. Hatta yaşadığımız arazi içinde inşaatı süren bir bungalovun platformu yapılmıştı. O platformun gündüz boş olduğu saatleri ben gerçekten kapatıyordum. Terapiye orada devam etmek, sana yakın olan ama fiziksel olarak uzak insanlarla o iletişimi kurabilmek, moralinin çok bozuk olduğu gecede hüngür hüngür birilerini aramak, keyfinin çok yerinde olduğu bir zamanda onu paylaşmak… Görüntülü görüşerek olsun, sadece sesli görüşmeler olsun oraya bir şekilde uzakta olduğun insanları da katmaya çalışıyorsun, yaptığının bir parçası hâline getirmeye çalışıyorsun.

Cansu Yıldıran: En çok güvenli alanımı; kedilerimi, sevgilimi, arkadaşlarımı özledim ama oradayken çok da konuşmamaya çalıştım adapte olabilmek için. Bedenen bir kopuş yaşadık, zihnen de kopmaya çalıştım. Şehirden uzaklaşmak hem iyiydi hem de o kadar alışmışız ki bir anda çıkıp bir kahve içmeye arkadaşınla mesela TAPA’da öyle bir şey yoktu.

Kişisel alanı olmayan bir insanım, yani sürekli yanımda biri olsun isterim topluca yaşamayı seven biriyim ama oradayken o kadar topluca yaşıyorduk ki. Bazen inip hamağa Açık Radyo dinliyordum ama çok da uzaklaşamıyordum. Görünmeyen bir bağ kurmuştum o evle. Bu sefer de o evi güvenli alan belledim (Gülüyor). Biraz uzaklaşıyordum mesela geri dönüyordum hemen. Mesela Eşref uzaklara gidiyordu tek başına, video çekiyordu ben hep fotoğraf çekmeye çıkarken zaten ya birini çekiyordum bir de yardım etmeye gelen oluyordu. Belki de TAPA’da en çok yalnız kalmayan insan ben olmuşumdur. Bir masamız vardı kapının yanında, sürekli o masada oturan kişi bendim işte, “Birisi gelse de konuşsak biraz” diye bekleyen kişiydim. Şehirdeyken birileriyle tanışmak, görüşmek çok isteğe bağlı bir şeydi ama orası öyle değil. TAPA mecburi bir yerdi, birbirimizi tanımak zorunda kaldık. Başka bir yer olsa hatasını görüp gidebilirsin birinin ama orada daha 30 gün aynı evde kalmak zorundasın. Mecbur kalarak anlıyorsun. İnsanları anlamaya dair çok şey kattı bu bana. Yaptığım işlere, hayatıma, çevreme dair büyük bir düşünme fırsatı oldu TAPA benim için. Önceki işlerime baktım, neler yapmak istediğimi düşündüm bunlara odaklanmak çok keyifliydi. Dediğim gibi kişisel alanı ki ben çok sevmem, özlediğim şey o olmuştu.

butun-utopya-dayanisma-tapa-nin-tabiatimiz-sergisi-acildi-3

Cansu Yıldıran

Peki… TAPA kampından en çok neyi özledin ya da ihtiyaç duydun?

Cansu Yıldıran: Zorunda kalarak bile olsa birlikteliğimizi özledim. Bir gün Leman, bizi bir yeri gezdirecek olan kişiyle tartıştı mesela ve “Ben gelmiyorum” dedi. Hepimiz oturduk yanına “Leman gitmiyorsa biz de gitmiyoruz” dedik. O birlikte hareket edişimiz “zorla seçilmiş aile” gibiydi, zorla olsa da kötü değilmiş yani.

Asya Leman: TAPA kampı şöyle bir şeydi: Kira derdin yok, para kazanma derdin yok sana müthiş bir alan açılıyor orada. Birlikte vakit geçirdiğin, kolektif yaşamı birlikte kurduğun insanlar olabildiğince çıplak. Sen de öylesin. Oradaki iletişim kurma hâli bu yüzden çok ütopikti bence ve onu özlüyorum. Şehrin belli kuralları var ama orada kuralsızlık hakimdi. Zamanın tamamen otonom olduğu bir hâldi. Bir araya geldiğimizde de o dokunma, sarılma isteği oradaki deneyimin bir sonucu oldu. Herkes herkesle değil belki ama güzel ve derin bağlantılar kuruldu.

Ufak tefek şeyler yaşandı ama onun ötesinde madiliklerin bu kadar az yaşanmasının sebebi herkesin birbirini anlama, geçinme, sınırlarını anlama çabası ve birbirine destek olma isteğiydi. Hakikaten biricik bir deneyim oldu, çok eminim özel ve güzel bir şey yaşadık.

Eşref Yıldırım: Ben yalnız çalışan ve yalnız yaşayan bir insanım. Kolektif yaşama ve çalışma ortamı benim için kıymetli bir şeydi, o hâli özlüyorum. Yalnız olmak da benim tercihim tabii ama birlikte bir şeyler yapıyor olma hâli benim için başkaydı.

butun-utopya-dayanisma-tapa-nin-tabiatimiz-sergisi-acildi-4

Asya Leman

Son soru: Bir kelimeyle rezidans sürecini anlat bize desem?

Eşref Yıldırım: “Bütün” diyeceğim galiba. Bütünün içinde olmak.

Asya Leman: Tek kelimeyle nasıl ifade edebilirim bilmiyorum bir sürü kelime geliyor aklıma (Burada araya girmek istiyorum izninizle, cevap vermemek için resmen ayak diredi ve seçeceği altı üstü bir kelime için gazeteci kimliğime dair bazı ucuz yorumları oldu ama sergisi çıkmış, heyecandandır diyerek o skandal sözlere burada yer vermeyeceğim) galiba en son fotoğrafa baktığımızda “ütopya” diyebilirim.

Cansu Yıldıran: “Dayanışma”, kavgalar ettik o bile dayanışmaydı.

Evet lubunya, madilik çıktı mı çıkmadı mı diye merağınızı bi nebze olsun giderebildiysek ne mutlu. Çift maskenizi takın, dezenfektanınızı çantanıza atın; 3 Ocak’a kadar Tabiatımız sergisini Barın Han’da ziyaret etmeyi unutmayın. 


Etiketler: kültür sanat
Nefret