20/06/2022 | Yazar: Kaos GL

Bizi yutmaya çalışan karanlığın tam ortasından direnişin hafızası, hafızanın direnişiyle sesleniyoruz: Bizi sindiremeyeceksiniz!

Direnişin hafızası, hafızanın direnişi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Tasarım: Birol Koyuncu

Fotoğraflar: DP Anonim 2010, Reuters 2015, Reuters Murad Sezer 2021

İstanbul’da Onur Haftası “Direniş”, İzmir’de ise “Hafıza” diyerek yola çıktı. Hafta boyunca biz de Birol Koyuncu’nun tasarımlarıyla direnişin hafızasını, hafızanın direnişini çağırmaya ve LGBTİ+ varoluşunu kutlamaya başlıyoruz.

İlk tasarımı Birol, “Bizi yutmaya çalışan karanlığın rengarenkliğimizle tam ortasındayız, bizi sindiremeyeceksiniz” diye anlatıyor.

Eserin okuma parçası ise 1993 ve 2003 İstanbul Onur Yürüyüşleri’nden geliyor. Patikalar’dan naklen…

93: Meydana çıkış ve İstanbul’da yürüyüş denemesi

Mine Yanat: Ne demek eşcinsel terörist?

Lambdaistanbul öncesinde ben İbrahim Erenlerle tanıştım. Onlarla toplantılar yapıyorduk. Demet Demir de vardı. Bana çok destek oldular. Bir sürü insan vardık. Bayağı güzel toplantılarımız oluyordu. Ama çok ilerlemedi. Ondan sonra yeni bir grup başladı artık toplanmaya. Bu toplantıların içine Heribert de katıldı. Tam hatırlamıyorum ama sanırım Heribert’in evinde isim bulmaya çalışıyorduk kendimize. O diyor ki işte şöyle olsun, ben böyle olsun. Bir türlü bulamadık. Ben de o zamanlar simgelerle uğraşıyorum. Eşcinsel simgeler nedir ne değildir diye. İşte denizatıydı, şuydu, buydu, ben dedim denizatı yok olmaz dediler. Tamam dedim. Ben dedim matematik aşığıyım, Lambda olsun o zaman. Herkes hemfikir oldu, öyle Lambda kuruldu. İsim verildi. Yavaş yavaş açıldık. Tabii bu arada bir de yürüyüş denedik. Yürüyüşe hazırlanması çok güzeldi. Biz çok güzel bir heyecanla hazırlandık. Toplantısı güzeldi. Herkes böyle mutluydu ama basından dolayı bayağı halkı galeyana getirdiler diyebilirim. Çünkü İstiklal Caddesi’nde yürüyüş başlamadan önce daha insanlar çıkmadan, caddeye tam olarak bile çıkmadan polisler, yakaladı insanları. Eve tehditler başlamıştı. Yani ben şeyi biliyorum, annemi arayıp da “Senin kızını biz kadın da yaparız, şey de yaparız. Kzın yola gelsin, ya o kızını evlendir, yoksa işte şöyle olur böyle olur” bir ton tehditler. Annem o sayede öğrendi biraz. Korkmaya başladı annem, “Kızım” dedi, “bunu gizli yap. Yapma yani, bu kadar önde olmak zorunda değilsin” gibilerinden. Ama ben şey yapmadım yani olacağı varsa olur. Hatta emniyete gittim, dedim kardeşim böyle böyle tehdit altındayım, telefonla tehdit ediliyorum. Yürüyüşten önce işte yürüyüşü bildirdik, açıklama yapıldı. Beyoğlu İş Merkezi’nde bir kafede açıklama yaptık. O açıklamada basının tavrı güzeldi ama sonra çıkan haberler çok kötüydü. “Yok Müslüman mahallesinde salyangoz yenmez, yok şöyle, yok efendim burası Brezilya değil” gibi şeyler. Ve o günü hiç unutmuyorum. Valla biz dört beş kişi bir anda bir yerlere savrulduk, ara sokaklardan. İzimizi kaybettirdik, ondan sonra Tünel’de birkaç kişiyi dövdüler ettiler, ondan sonra o havaalanından gelenleri sınır dışına yolladılar. Daha yürümeden parçaladılar diye biliyorum yani, yürüyüş olmadı yani ama yine de güzel bir adımdı. Karakolda şey vardı, bu eski dosyalar vardır, karton dosyalar, üzerinde şey yazıyordu, kurşun kalemle yazılmış, eşcinsel terörist diye. O benim çok acayibime gitmişti. Ya dedim bunu bu şekilde yazdın. Bunun bana bir kopyasını verir misiniz, bunun fotoğrafını verin bana yani. Ne demek terörist, kim ne oluyor?

Alışın, buradayız: 2003 İstanbul Onur Yürüyüşü

Can Yaman: Hep provası yapılmıştı

Sokağa 1 Mayıs’ta, 8 Mart’ta, savaş karşıtı hareketle çıkıyorduk ama kendi başımıza çıkmıyorduk. Kendi başımıza da yapabileceğimizi göstermek istedik. Çok endişeliydik tabii, yani bir kere izin almadık falan ama bulunduğumuz yerden Mis Sokak’a kadar yürüyecektik. Hatta onun da öncesinde 2001’de bir anım var. Her yıl bir Onur Haftası yapıyorduk ama onur haftaları genellikle şeydi bir haftalık bir etkinlik olur sonunda da parti olur, hoppa biter falan filan, geceliğin de göstermelik bir yürüyüş yapılır. İşte buradan Dolmabahçe Sarayı’na kadar bir yürünür. O da bizim yürüyüşümüz olurdu. Tabi görünür olmayan bir şeydir ama öyle mizansen olarak yapılırdı. Ünlü bir yazar vardı. “Siz” dedi, “tamam yapıyorsunuz ediyorsunuz da gizli olarak neyin onurunu kutluyorsunuz ki? Millet orda 68’de canı pahasına bir şeyler yapmış, kendini ortaya koymuş, ölmüş gitmiş, siz hâlâ kaçak köçek dövüşüyorsunuz.” Biraz bel altından vurmuştu. Çünkü kolay değildi açılmak ve bunun üzerine bedel ödemek… Ama o serzeniş de bir yerde haklı geldi. Bir yandan da bu bahsettiğim etkinliklerde yürüyüşün hep bir provası yapıldı. İlk başta bizim brandamız vardı, ay yolda giderken brandamızı bir açıyorduk birdenbire polis yanımıza geliyordu, “Kapatın napıyorsunuz, izniniz var mı?” Yanımızda avukatımız var, nolacak… İnsanlar bakıyorlar ama garip bir güven de duyduk. Yürüyüşten sonra bir basın açıklaması yapıldı, biz de duruyoruz, heyecanlıyız. Bizim yanımıza ilk gelenler Taksim’deki zihinsel engelli insanlar oldu. Çok ilginç mesela bir tanesi mikrofonu tutuyor, bir tanesi orada başka bir şey yapıyor, çünkü bu o zaman anladım biz harbiden delilik yapıyoruz yani bu başka bir şey değil, eşcinsellik hastalık mıdır mastalık mıdır falan filan ama, bu hakikaten delilik yani. İnsanlar eşcinselim diye ortaya çıkıyor yürüyor ediyor, onurdu bilmem neydi, yani bunu Türkiye gibi bir yerde… Bunların mutlaka akıllarında bir zoru olması lazım…

Esmeray Özadikti: Küçük bir bayrağımız vardı

Sekiz on kişi çıktık yürüdük. Ertesi yıl Mis Sokak’ın başında elli kişi… Böyle böyle devam etti ve... Hem heyecanlıydık, polis bizimle dalga geçiyordu. Dikkate bile almıyordu. Tam şeylerini hatırlamıyorum ama son derece heyecanlı olduğumuzu biliyorum. Dernek binasından çıktık, küçük bir bayrağımız vardı. Şu an şimdi o büyük bayrak var ya hani herkesin tutup İstiklal’de yürüdüğü. O zaman da daha minik vardı sekiz dokuz kişi tutuyorduk yürüyorduk. Öyle bir şeydi.

Mine Yanat: Seneler sonra bir heyecan!

Seneler sonra bir heyecan… O duyguyu ben nasıl anlatayım? 93’te ilk yürüyüşü yapamıyorsun, sonra çıkıyorsun oğlunla beraber orada yürüyorsun. Bu farklı bir şey. Bu duyguyu harbiden yaşamak gerekir yani, kelimeler kifayetsiz kalıyor. O duygularla ben sarhoş gibiydim zaten. Sadece oğlum, ben yürüdüğümü hatırlıyorum. Bayrağı salladığımızı hatırlıyorum, oğlumu öptüğümü, bayrağı öptüğümü falan hatırlıyorum. Yani o acayip bir duygu ya, şimdi de bir tuhaf oldum. Ya ben çok duygusal bir insanım da, ya o duyguları anlatamıyorum, içimde böyle keşke her gün yürüyüş olsa, her gün yürüsek keşke, insanları rahatsız etmeden tabii ki, biz neşeli insanlarız, biz insanları seviyoruz diye göstermek lazım. Ben hep böyle yola çıktım. İnsanlara da hep bunu anlatmaya çalıştım. Biz farklı değiliz.

Öner Ceylan: O an sadece attığımız bir adımdı bizim için

1 Mayıs’tan farklı olarak orada tek başımızaydık. Onur Yürüyüşü bizim resmen tek başımıza, bayağı az sayıda insan, elimizde bir bayrak ve işte bir şey yanılmıyorsam tabi bir şey yapmıştık pankart yaptırmıştık, Lambdaistanbul Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi diye onu tutuyoruz ve yürüyoruz. Biraz böyle ürkeğiz, ne olacak tepki olacak mı, saldıracaklar mı bir şey olacak mı, birisi bir şey diyecek mi falan diye. Yani öncesinin hazırlıklarını çok hatırlamıyorum ama o günü hayal meyal hatırlıyorum. Lambda’dan çıktık ve Mis Sokak’ta bitirmek üzere yürüyüşümüzü başlattık. Yani bu sayı hakkında çeşitli şeyler söyleniyor ben yirmi kişi falan gibi hatırlıyorum kimisi daha fazla diyor, çok emin değilim ama çok kalabalık değildik. Özellikle sonraki yıllara kıyasla bayağı az kişiydik, elimizde tutuyoruz pankartı, yürümeye başladık… İlerki yıllarda bu kadar büyüyeceğini falan tabii hiç düşünmemiştik. O an sadece attığımız bir adımdı bizim için.

Özgür Azad: Nerden nereye?

Tabi çok heyecanlıydık. 1 Mayıs’a evet katıldık bir grup olarak ama 1 Mayıs yine de çok karma ve korunaklı bir alandı. İlk defa LGBTİ+ların kendilerinin tek başına ve sadece kendi varoluşuyla ve sesiyle çıkacak olan bir şey olarak Onur Yürüyüşü daha önemliydi. Yine o dönemde temas halinde olduğumuz işte anarşist, antimilitarist, solcu, feminist kesimlerden insanların da bize desteği ve yürüyüşe katılımıyla, yaklaşık kırk kişi kadardık. Tam sayıyı da bilmiyoruz. Terkos’taydık. Terkos’tan yola çıktık. Tişörtler yaptırmıştık o dönem, onları giymiştik hatta böyle. Koyunlar vardı tişörtün üzerinde. Hepsi bi yöne gidiyordu. Bizim renkli, 6 renkli olanlar da ters yöne gidiyordu. O tişört hâlâ duruyor bende. Önemli bir şeydi. Sonrasında her yıl devam ettirdik. İlk birkaç yıl oturana kadar, mesela 250 kişi yürüdük galiba ikinci yıl. Tamam dedik artık, yaptık! Oldu diye. Üçüncü yıldı sanırım. Rehavete kapılınca mesela on beş yirmi kişi falan anca toplanabilmiştik. Günümüzde işte yüzlerce sosyalleşebilen, açılabilen, aktivizmini yapabilen insan var hani ne mutlu ki. Çok uzun bir süre değil aslında yani bahsettiğimiz. Ben hep umutluydum o zaman da çok kısa sürede ivme yakalayacağını tahmin ediyordum. 2007’de işte 1000 kişi yürüdük. 2003’den 2007’ye çok kısa bir sürede 1000 kişiye ulaşmıştık. O bizim kafayı sıyırdığımız yürüyüştü yani. Hepimiz aptal olmuştuk. Çok büyük güç almıştık. Her Onur Yürüyüşü’nde de öyleydi. Her sene tazelendiğimizi, güçlendiğimizi hissediyordum. Türkiye’nin küçük şehirlerinden, kasabalarından, taşradan bir sürü genç insanın böyle hevesle yürüyüşe gelip çok büyük güç aldığını ve o güçle köyüne, kasabasına döndüğünü çok iyi biliyordum ve çok önemliydi. İşte bunu aslında çaldılar yasaklarla bu çocuklardan. Benim Onur Yürüyüşü ile ilgili en büyük üzüntüm odur.


Etiketler: yaşam, tarihimizden, medya okulu
bülten