23/02/2012 | Yazar: Ömer Akpınar

Kaos Kültür Merkezi’ndeki Çarşamba Seminerleri’nin 22 Şubat’taki konuğu Bilkent Üniversitesi’nden Gülbanu Altunok’tu.

Eşitlik Mücadelesinden Hayatta Kalmaya Gönül İndirmeye mi? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Kaos Kültür Merkezi’ndeki Çarşamba Seminerleri’nin 22 Şubat’taki konuğu Bilkent Üniversitesi’nden Gülbanu Altunok’tu. “LGBT Bireylerin Eşitlik Talepleri ve Muhafazakâr Politikalar” başlıklı sunumunda Altunok neoliberalizm ve neomuhafazakârlığın kesiştiği noktalar üzerinden eşitlik mücadelesini ele aldı.
 
Seni Öldürmediğime Şükret!
Altunok konuşmasının temel argümanı olarak 80’lerden bu yana neoliberalizmin dayattığı pazar rasyonalitesi ile AKP’nin iktidarıyla kuvvetlenen neomuhafazakârlığın siyasi bir mesele olarak eşitlik mefhumunu geri plana itmesini ortaya koydu. Mücadele alanının insan haklarıyla sınırlı kaldığı bir ortamda eşitlik taleplerinin lüks kaçtığını ve mücadelenin “bizi öldürmeyin” söylemine indirgendiğini belirtti.
 
Vatandaşın Değeri = Pazar Değeri
Neoliberalizmi Foucault’cu bir yerden görerek küresel ölçüde IMF gibi kurumlar tarafından belirlenmiş politikaların yereldeki TÜSİAD gibi iktidarlarla şekil bulduğunu açıklayan Altunok toplumsal, kültürel ve politik alana pazar rasyonalitesinin egemen olduğunu söyledi. “Vatandaşın değeri pazar değerine endeksleniyor yoksa tinerci oluyorsun” şeklinde konuştu. Devletin sosyal hizmetlerden çekilmesini son dönemdeki sağlık sigortası ve öğretmen atamalarıyla örneklendiren Altunok kadınlar açısından durumun daha vahim olduğunu, çocuk, hasta ve yaşlı bakımından sorumlu tutulan kadının aileye hapsedildiğini belirtti.
 
Ailenin Bir Ferdi Olarak Devlet
Kendi refahını sağladığı sürece neoliberalizme göre ailenin cinsel yöneliminin bir sorun olmaması gerektiğini; ancak neomuhafazakârlığın tam da bu noktada devreye girdiğine değinen Altunok, muhafazakârlığı yerel düzeyde şekillenen; ama küreselden de bağımsız olmayan bir “ahlâki politik zihniyet” olarak tanımladı. Buna göre neoliberalizm devleti aşındırırken neomuhafakârlık ona yeni anlamlar kazandırarak devleti yeniden kuruyor. Böylece devlet yalnızca kamusal alanı düzenlemekle kalmıyor, kendini dindar nesiller yetiştirmekten yükümlü kılıp içki içip içmemeniz ya da yatak odanızda ne yapmanız gerektiğine kadar özel alana müdahil oluyor.
 
Öne Çıkmasına İzin Ver, Sonra da Tutukla
Tunca Özlen’in “2. Cumhuriyet’te LGBT’lerin Yeri Ne Olacak?” yazısından (http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=10653) ilerleyen Altunok görünmezlik ve gizliliğin daha ziyade Kemalizm’e ailt olduğunu ifade etti. Eşcinsellerin yasada tanınmaması, Kürtlerin ya da kadınların var olmamasını devletin herkesi eşit; fakat aynı görmesiyle açıkladı. Bunun sonucu olarak önceden asimilasyondan kaçışın kısmen de olsa mümkün olduğunu; fakat neomuhafazakârlıkla birlikte kaçışın mümkün olmadığını söyledi. Altunok “Kemalist anlayış eşcinsellik günahtır, hastalıktır demez, kamusal alana çıkmadığın sürece sorun yok; ama neomuhafakârlık özel alanı kurcalıyor” şeklinde konuştu.
 
Yok Öyle “Karnın Doydu, Bitti”!
Hilal Kaplan’ın LGBT’lerin “canına, malına, namusuna” zarar gelmesine karşı olduğu; fakat haklarını desteklemeyeceği yönündeki görüşleri üzerinden LGBT taleplerinin yalnızca hayatta kalmaktan ibaret olmadığını ve bu sözsüzleştirme tehlikesini vurguladı. Benzer bir durumun kadın cinayetleriyle ilgilenmekten başka konuara geçemeyen feminizm için de sorunlu olduğunun altını çizdi. Altunok devrim hayalini gözden kaçırmadan, sınıf ve eşitlik meselelerine uyanık bir mücadele için hattın genişletilmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı. (Ömer Akpınar/kaosgl.org)
 
Fotoğraflar: Semih Varol

Etiketler: yaşam
Nefret