31/01/2013 | Yazar: Atlas Sibel Arslan

Evcilleştirmiyor Havva kedilerini, eğitmiyor hiçbirini, yabani halleriyle seviyor onları. Belki bir parça kendi de sokaktaki birçok insana karşı yabanileşiyor.

Havva’nın Kedileri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Konya’da Şems-i Tebrizi Türbesinin etrafında, peşine düşüp gittiğiniz kediler götürür ancak sizi Havva’nın sokağına. Tekirlerini, sarmallarını besleyip onları sarıp sarmalarken; neşeli, gür ses tonuyla tüm sokağı sarıp sarmalıyor Havva. Bütün kedilerin adı Pakize onun dilinde. Bütün kediler, diktiği ağaçlarla, çocukluk anılarıyla büyüttüğü küçük sokakta onun dünyası.
Kaç yıldır besliyorsunuz kedileri?
 
“Kendimi bildim bileli…” Ve ses kayıt cihazına göz kırpıyor, kapat dercesine sözlerinden çekinerek; “Camiye gidip namaz kılanlar, komşun açken tok yatmamayı nasihat ediyorlar, ben kedilerim açken tok yatamıyorum.”
 
Kedilerle anılarını soruyorum;
 
“Anılarım yok anlatabileceğim, onlara olan sevgim var”
Sokağa atılan kedileri gösteriyor. Sarmalın birini kucaklayıp;
“İşte minicikti bulduğumda, cebimde büyüttüm bu yavrumu. Akşamları bir lokma ekmek veriyorum onlara, bazen kuru mama bazen ciğer. Sabahları birer kap süt …” derken öfkeleniyor. Öfkesi insanlara. Sokaktaki kedilerin en çok insanlardan zarar gördüğünü söylüyor. Bazı insanların köpeklerini getirerek kedileri boğmalarını seyretmekten keyif aldıklarını söylerken gözleri endişeyle etrafı süzüyor. “Gece kulağım sokakta, kaç kez fırlayıp çıktım, köpekleri ve sahiplerini kovaladım. Sonra benim adım ‘kötü insan’ oldu.”
 
Nereli olduğunu sorduğumda, endişeli gözleri gülümsüyor;
 
“Bu sokakta büyüdüm ben, Pirin etrafında oynardık” diyerek Şems-i Tebrizi Türbesi’ni işaret ediyor. Türbeyi işaret eden eli ağaçlara uzanıyor; “Şu ağaçları ben yetiştirdim minicik fidanken. Biir, ikiii, üüç, dört tane ağaç var bak orada. Bunlar çift çıkıyor, böyle dolanıyor bir ağaç oluyor. Bu ağaçlar bir Çin’de yetişiyor bir de bu sokakta.” Sokaktaki ağaçların yaşlarını söylüyor bir bir Havva. Mırıldanarak etrafında dolaşan Pakize’sini tek eliyle kavrarken, sokaktaki ağaçların yerine dikilen binaları işaret ediyor bu kez diğer eliyle. Binaların üzerine çok laf etmeden, iç geçiriyor ağaçlara, hayvanlara olan sevgisini yinelerken. İnsanları da sevdiğini söylüyor Havva ama buruk, kırgın bir ses tonu var insanlara olan sevgisinde. . .
 
Kedilerine bakarak; “onları korumak zor çünkü insanlarda sevgi yok. Hayvanları evlerine, çocukları sevsin diye alıyor pet shop’lardan, sonra bakmayıp sokağa atıyorlar. Sokakta çocuklarının kedilere sokulduğunu görünce anneleri babaları kediyi kovalıyor. Baktığında hanımefendi, beyefendi insanlar,  ama kedilerden uzak durmayı öğütlüyor çoğu çocuklarına.”
En çok sokaktaki mamaları çalanlara kızıyor Havva;
 
“Elimden geldiğince, emekli maaşımla kedilerim için aldığım mamaları çalıp götürüyorlar.”
 
Siyah bir kediye bakarak;
“Bak bu hamileydi sokakta bulduğumda, sokağa bırakılmıştı şu ağacın yanında olan kedi işte onun yavrusu... “
 
Kedilerden sarı olanlardan birine dönüp;
“Sarıııımmmmm…”
 
Sarısının beş yaşında bir dişi olduğunu, diğer kedileri sahiplendiğini, sokak köpeklerinin sarısından korktuğunu anlatıyor keyifle.
 
“Bunların çoğunun birbiriyle ilgisi yok ama hepsi dost işte.”
 
Bir anda oturduğu yerden fırlayıp;
 
“Tekirim beni markete götürdü bak kendisi orada kaldı.” diyerek karşı sokaktaki markete doğru koca adımlar atıyor.
 
Sokakta gördüğü birine sesleniyor;
 
“Çocuğuuumm bak orada hayvanların mamaları var, arabanı ileri park et.”
 
Elinin üzerindeki yaraya bakıyorum; damdan düşüp komşu evin penceresine sıkışan bir kediyi kurtarmaya çalışırken kedinin elini ısırdığını anlatıyor;
“Korkmuştu, elimi uzatınca ısırıverdi. Beli kırılmış düşünce yavrunun…”
 
İki katlı, çatısında kediler gezinen eve takılıyor gözü…
 
“Evde yavru kediler var, bir de ameliyat olan kedim... İyileşsin, büyüsünler onları da sokağa çıkaracağım. Bak ben buradayım diye nasıl keyifleniyor, nasıl oynuyorlar. Kediler kendi hallerinde hayvanlar, kimseye zararı olmayan canlılar... Yazın sabah namazından sonra yanlarında otururum her gün, öyle oyuncular öyle oyuncular ki, ben de keyiflenirim onların oyunlarıyla.”
 
Evdeki kedilerin adı da Pakize mi diyorum. Havva şen kahkahalar atıyor;
“Pakizeler duymasın.”
 
Annesi ile birlikte yaşadığı evde yaralı Pakizelerinin yaralarını sarıyor Havva, yavru kediler önce Havva’nın evinin önünde tanışıyor sokakla. Hayvan koruma derneğinden hayvan bakımı eğitimi alan Havva,  sokaktaki tüm kedilerin aşılarını da yapıyor.
 
Evcilleştirmiyor Havva kedilerini, eğitmiyor hiçbirini, yabani halleriyle seviyor onları. Belki bir parça kendi de sokaktaki birçok insana karşı yabanileşiyor.
 
“Korumak zor onları, insanlar zor…” diye yineliyor tekrar tekrar.
 
Gazeteden kesip sakladığı bir yazıyı getiriyor bir koşu evinden, kedilerin onun dünyasındaki yerini anlamlandıran, inancı ile pekiştiren bir masal çıkarıyor cebinden. Yerel bir gazeteden koparılmış sayfada, İranlı bir Şeyh’in Kedisinin hikâyesini okuyoruz birlikte. Erzurumlu başka bir Şeyh’in, sandalye üzerinde uyuyan kediyi kaldırıp sandalyeye oturan misafire, kediyi rahatsız ettiği için öfkelendiği hikâyesini anlatıyor keyifle Havva.
 
Havva’nın fidanken diktiği, birbirinin gövdesine dolaşmış ve bütün olmuş ağaçların etrafında sayısız kedi ve onların mırıltısı içinde kulağıma fısıldayan bir ses;
“Mevlana der ki: Viran yerlerde arayın gerçek hazineleri. ”
 

Kedilerin arasına karışıp, kedi olurcasına dinlemeli Havva’dan kedileri. Ve deli olurcasına kucaklamalı Havva’nın yanında tüm mırıltıları, birbiriyle bütünleşmiş ağaç gövdelerini. 


Etiketler: yaşam, ekoloji
Nefret