14/04/2022 | Yazar: Sibel Yükler

DEMOS, İHD, bakad ve Rosa Kadın Derneği, “helalleşme” tartışmalarını KaosGL.org’a değerlendirdi: Geçmişle yüzleşme, eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olabilir.

Helalleşme mi, yüzleşme mi: Kadınlar ve LGBTİ+’lar barış politikalarının bizzat öznesi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Çizer: Bartu

Yaşam hakkı ihlali, işkence, zorla kaybetme, zorunlu göç, kolektif hafıza ve ayrımcılık dahil olmak üzere hak temelli çalışmalar yürüten beşi LGBTİ+ derneği 37 sivil toplum örgütü, 11 Nisan tarihinde bir çağrı yayınladı. Metin, “Türkiye, ağır insan hakları ihlalleri ile dolu bir tarihe sahip olduğu kadar, ihlaller ile mücadele etme geleneğine de sahip” diyerek başlıyor. Bu nokta önemli. Zira imzacı örgütlerin yukarıda sayılan çalışma alanları Türkiye’deki ihlaller geçmişini gösterdiği kadar mücadele tarihinin de geçmişini gösteriyor.

Türkiye’nin son 35 yıllık tarihinde de mağdurlardan ve sivil toplum örgütlerinden oluşan inisiyatifler sokakta, meydanda, mecliste, adliye koridorlarında yüzleşme, geçmişle hesaplaşma ve onarıcı adalet için durmaksızın mücadele etti, barış için mitingler düzenledi, çözüm süreçlerine, meclis araştırma komisyonları oluşturulmasına, resmî süreçlerin başlatılmasına öncülük etti. Bu mücadeleler dönem dönem resmî söylemlerde karşılık bulsa da devlet nezdinde kalıcı ve etkili mekanizma oluşturulmadı. Bugüne kadar, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hep “hesaplaşma” ve “yüzleşme” kavramları üzerine yürütülen mücadele, Kasım 2021 tarihinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “helalleşme” adıyla, bu kez farklı bir şekil ve esasen farklı bir üslupla gündeme getirildi.  

Ancak ana muhalefet partisi liderinin “helalleşme” tabirine, imzacı örgütlerin de çağrısında vurguladığı gibi dikkate değer bulunsa da “temkinli” yaklaşıldı. Kılıçdaroğlu, “Bu insanlara devlet tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz,” sözünü, “hukuk başka, helalleşme başka” sözleriyle destekliyordu. Oysa yüzleşme ve hesaplaşma için şart olan hakikat ve adalet süreci ile resmî özür talebi her zaman affetmeyi beraberinde getirmiyordu.

Sivil toplumun tartışmaları daha önce başladı

Bu noktada, “Hakikat, eşitlik ve adalet için buradayız!” çağrısı kıymet taşıyor. Zira, söz konusu tarihten bir sene önce, Ekim-Kasım 2020’de toplumsal barış ve geçmişle yüzleşme üzerine çalışan sivil toplum örgütleri geçiş dönemi adaleti atölyeleri düzenlenmişti. İmzacılar arasında yer alan Demokrasi, Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği (DEMOS) adına Güley Bor, bu süreci şöyle aktarıyor:

“Bu atölyeler Türkiye’de olası bir geçmişle yüzleşme sürecinde sivil toplumun rolünü etraflıca tartışmamıza imkan vermişti. Ana muhalefet partisi liderinin ‘helalleşme’ açıklaması bunların hemen üzerine, Kasım 2021’de geldi. Bolca kavram konuşulan ancak sivil toplumun bu alandaki birikiminin pek yansımadığı tartışmalar takip ettik. Biz de barış ve geçmişle yüzleşme üzerine çalışan sivil toplum örgütleri olarak hızlıca bir araya gelerek meseleyi konuştuk. Metin fikri bu şekilde ortaya çıktı, kolektif olarak kaleme aldık ve tartıştık.”

Resmî egemen söylemle yüzleşmeden, ilkelerden bihaber ‘helalleşme’ adımı

CHP’nin Şubat 2022 tarihinde “Helalleşme yolculuğu başladı” etiketiyle yaptığı paylaşımda, “birlik ve beraberlik bayrağını şanlı bayrağımız gibi dalgalandırıp birbirimizle helalleşebileceğimiz bir gün olsun istiyoruz” sözü, “temkinli yaklaşım”ın nedenleri arasında yer alabilir. Zira şoven ağırlığıyla milliyetçi duygulara hitap eden bu çağrı, hakikat ve adalet mücadelesi verenlerin karşısında hem resmî egemen söylemle duruyor hem de geçmişten bugüne insanlık suçlarının “bayrak” fonuyla meşrulaştırıldığı tarihsel tehlikeyi hatırlatıyor. Oysa toplumsal kalıcı barış için kapsayıcı ve dönüştürücü adalet şart.

Güley Bor da, “Metinde ifade ettiğimiz gibi, ‘helalleşme’ tabirini kabullenmiş değiliz, ancak bu çağrının açtığı geçmişle yüzleşme tartışmalarında sivil toplumun söz söylemesinin ve bir geçmişle yüzleşme sürecinin üzerine inşa edilmesi gereken ilkeleri ortaya koymasının önemli olduğunu düşünüyoruz.  Metnin yayınlanması çeşitli acil gündemler sebebiyle tahminimizden geç olsa da, yine metinde ifade ettiğimiz gibi bu tartışma alanını faal tutmanın önemli olduğunu düşünüyoruz” diyor.

‘Çağrı Kılıçdaroğlu’na değil, geçmişle yüzleşmekte kararlı olan herkese’

Bor’a göre, bu nedenle metin Kılıçdaroğlu’na değil, ‘geçmişle yüzleşmekte kararlı olan herkese’ bir çağrı olarak kaleme alındı:

“Geçmişle yüzleşme ve hesap verilebilirlik, sınıf, toplumsal cinsiyet, ırk, etnisite, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği vb. temelli eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olabilir. Tek araç tabii ki değil, ancak bugünün yakıcı gündemlerinden bağımsız, bunlarla alakasız da hiç değil. Buna ek olarak sivil toplum, geçmişle yüzleşmeye dair siyasi irade oluşturacak itici güç de olabilir. Nitekim çok sayıda örnekte bu itici güç ve sivil toplumun izleme çalışmaları olmadan, geçmişle yüzleşme süreçlerinin siyasi çıkarlar uğruna araçsallaştırılabildiğini de gördük. Bu metinle adı ne olursa olsun geçmişle yüzleşmeyi hedefleyen herhangi bir sürecin meşru olması (ve meşru görülmesi) için gereken ilkeler hatırlatılmış ve not edilmiş oldu.”

‘Mesele, CHP gibi merkez bir partinin söylemine bırakılmayacak derecede önemli’

Peki, “helalleşme” adımının kendisi, bugüne kadar mağdurların ve sivil toplumun yaptığı onca tartışma ve çalışmadan oluşan kolektif hafızayı ve onun külliyatını ne derece görecek? ‘Hellaşme’ ismi, yüzleşme ve hesaplaşma gibi politik kavramları yok sayma, görmezden gelme ya da apolitize etme endişesi yaratıyor mu? İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Başkanı Abdullah Zeytun bu soruyu şöyle cevaplıyor:

“‘Helalleşme’ adımını, devletin kurucu partisi tarafından ifade edilmesini değerlendirirken; şüphesiz büyük bir beklenti ile yaklaşmıyoruz. Ancak böylesi ifadenin, sınır ötesi operasyon tezkeresine karşı çıkan, Kürt meselesinin çözümüne yönelik her ne kadar somut bir öneri sunmasa da mevcut iktidar siyasetinin dışında seçenekleri kamuoyu ile paylaşan bir parti programının devamı niteliğinde olduğu şeklinde değerlendirdik. Hak temelli örgütler olarak böylesi politik iradenin barış sürecinin inşasına da katkı sunacağını düşündük. Metinde de ifade ettiğimiz gibi helalleşme bağlamındaki tartışmanın içeriğini mağdurların ve barış hakkını savunanların doldurması gerektiğini belirttik.”

Zeytun, bu ve benzeri kavramlarla açılan tartışmanın toplumsal tabanda tartışılmasının, geçmişle yüzleşme ve adalet eksenli tartışmalarla sürdürülen çabaların örülmesine de katkı sunacağını düşündüklerini söyleyerek, “Hak örgütlerinin mevcut ortamdaki güvenlikçi, otoriter politik realiteye teslim olmaması, hakikat ve adalet mücadelesini örmesi gerekiyor. Bu mesele de sadece CHP gibi merkez bir partinin söylemine veya insiyatifine bırakılmayacak derecede öneme haiz” diyor.

‘LGBTİ+’lar ve kadınlar barış politikalarının bizzat öznesi’

Diyarbakır özelinde ırk, din, yaş, cinsiyet, cinsel yönelim/cinsiyet kimliği ve ekonomi temelli toplumsal eşitsizliklerin yapısal ve kültürel arka planını anlamaya yönelik faaliyetler yürüten Barış için Kültürel Araştırmalar Derneği’nden (bakad) Atalay Göçer de, Türkiye’de yürütülecek olası bir geçiş dönemi adaletine sivil toplumun ve dezavantajlılaştırılan/kırılgan grupların ve hayatta kalanların aktif katılımını esas aldıklarını söylüyor. Bu noktada toplumsal bir dönüşümün hayatta kalanın onarımı ve ancak kapsayıcı bir geçiş dönemi adaleti ile mümkün olabileceğinin altını çiziyor:

“Bu metne imzacı olurken ‘helalleşme’ kavramı içinde ve onunla birlikte mutlaka düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken kolektif hafıza, geçmişle yüzleşme ve barış kavramları bizi motive etti. bakad olarak LGBTİ+’ların ve kadınların, ırk, inanç, kültür ve ekonomi kesişiminde barış politikalarının bizzat öznesi olduklarını vurgulayarak kapsayıcı bir geçiş dönemine katılımlarının önemine vurgu yapmak istedik”

‘Devleti ve siyasi iradeyi, şiddete maruz kalan özneler ve örgütler yönlendirmeli’

İmzacılar arasında yer alan Rosa Kadın Derneği’nden Adalet Kaya da, “Metinde de belirtildiği gibi savaşın ve yapısal şiddetin sistematik bir şekilde sürdürüldüğü ve eşitsizliklerin gittikçe derinleştiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Kesişimsel olarak tüm bu şiddete doğrudan maruz kalmamız bizi onarıcı adalet ve tüm barış mekanizmalarını inşa etme konusunda mücadele etmeye yönlendiriyor” diyor.

Ancak Kaya, “Endişelerimiz olmakla birlikte atılan her adımı kıymetli buluyor ve konunun özneleri olarak, geriden getirdiğimiz her deneyimi de hesaplayarak; sivil toplum ve hak örgütlerinin, kurucu ve öncü misyon yüklenerek hakikat, adalet ve yüzleşme konusunda, devleti ve siyasi iradeyi yönlendirmesi gerekliliğini olmazsa olmaz olarak görüyoruz. Önceki deneyimler ve yürütülen mücadelenin, eksik, aksak ve de yanlış taraflarının bilinmesi de oldukça önemli; karşılıklı olarak neleri eksik yaptığımızın ve/veya yanlış yaptığımızın bilinmesi yeniden aynı hatalara düşülmesini engelleyecektir” diye de ekliyor.

Pozitif ve kalıcı barışın toplumsal cinsiyet boyutu

Kaya’ya göre, bu noktada siyasi irade, kolektif hafızayı ve yürütülen tüm müzakereleri ve çözüm iradesini görmek zorunda ve bu nedenle sivil toplum ve hak mücadelesi kurucu özne olarak bu alanı en geniş zemine taşımalı.  Pozitif ve kalıcı barışın inşasında toplumsal cinsiyet boyutuna dikkat çeken BM’nin 1325 No’lu kararını hatırlatan Kaya, “Kürt Kadınları olarak özgün ve özerk örgütlendiğimiz ilk günden beridir; eşitlik, özgürlük mücadelesi vermenin yanında şiddetsiz bir yaşamı; barışı, çatışma çözümünü, pozitif barışın mekanizmalarının yaratılmasını, olmazsa olmaz ilkelerimiz olarak önümüze koyduk. Bir gün bu topraklarda onurlu bir barış gerçekleşecekse, her aşamasında ve tüm karar alma süreçlerinde, çözüm masasında kadınların etkin yer alması gerektiğini ifade ettik” diyerek neden imzacı olduklarını açıklıyor.


Etiketler: insan hakları, medya okulu
bülten