05/07/2013 | Yazar: Nevin Öztop

‘LGBT’ler ve Romanlar başta olmak üzere, insan hakları açısından Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve hatta Slovenya’nın yaşadığı her şeyin geri tepmesi deneyimini biz de yaşayacak mıyız, bilmiyorum.’

Hırvatistan: Yepyeni AB ülkesinin geleceğinden ne beklemeli? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Hırvatistan’ın 1 Temmuz itibariyle Avrupa Birliği’ne giren en son ülke olmasının ardından, yeni sorular geliyor akla: Hırvatlar için bu AB üyeliği ne anlama geliyor? İnsan hakları örgütleri ve LGBT’ler için anlamı ne? Üyelik öncesi ve sonrası neler bekliyor herkesi?
 
Tüm bu sorulara, spor başta olmak üzere LGBT’lerin sosyal hakları üzerine mücadele veren qSPORT örgütünün eş-kurucusu Zeljko Blace, bir şekilde el attı. Blace, halkın farklı kesimlerinin üyelikle gelen çeşitli değişiklere dair duyduğu heyecanı kayda geçirmekle birlikte, dikkatli ve temkinli olmayı tercih ediyor: “Sözü bol, fiili az bir süreç mi bekliyor bizi yoksa?”
 
AB üyeliğinin, Hırvatistan için yeni bir sayfa açtığını tahmin edebiliyorum. Peki, bu sayfanın görünüşü nasıl?
Herkes farklı yerden baktığı için, bu açılan yeni sayfanın sabit bir görünümü var mı emin değilim. Gençler açısından bakacak olursak, AB’nin akademik ağlarına dâhil olabilecek olmaları ve yeni imkânların açılması –atletler için de aynısı geçerli- heyecan verici. Tarım ve endüstri alanlarına bakacak olursak, yeni serbest pazara ayak uydurup uyduramayacakları epey korku verici. Müşteri haklarına bakacak olursak, çoğu kişi kısa vadede mevcut tekelleri market zincirlerine sunarak kârlı çıkacağını düşünüyor; elbette bununla birlikte hizmet sağlayanların fiyatları da değişecek. Birçok kişi, telefon firmalarının AB standartlarını takip etmek zorunda kalacağı için şimdiden mutlu çünkü yapılan anlaşmalar biraz daha adaletli olacak.
 
LGBT’ler ve Romanlar başta olmak üzere, insan hakları açısından bakacak olursak da, Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve hatta Slovenya’nın yaşadığı, her şeyin geri tepmesi deneyimini biz de yaşayacak mıyız, bilmiyorum. Sözü bol, fiili az bir süreç mi bekliyor bizi yoksa, emin değilim.
 
Toplumun üyeliğe verdiği tepkiler genel anlamıyla nasıl?
Halkın çoğu, heyecanını kaybetti, sürecin tamamı 10 yılı aşkın süredir bitemediği için. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sürecin yaklaşık son 3-4 yılı kafadan fazlaydı. Avrupa şimdi bir krizin içinde ve Hırvatistan “partiye” geç kalmış biri durumunda: Herkes son içeceğini yudumluyor, artık kafaları o kadar iyi ki! Eğer Hırvatistan Türkiye’nin nüfusuna, Norveç’in parasına ya da İzlanda’nın otantik politikacılarına sahip olsaydı, AB’nin dışında kalmak daha zeki bir davranış olabilirdi. Ancak durumumuza ve harcadığımız zaman ve paraya bakacak olursak, AB’ye girmek neredeyse elimizdeki tek seçimdi.
 
Toplumun geneline ek olarak, LGBT’lerin bu duruma nasıl baktığını da belki anlatabilirsin bizlere… Ne tür avantajlar ve dezavantajlar bekliyor sizleri?
Son yıllarda zaten her şey çok değişti, LGBT örgütleri profesyonelleştiği, pasif kaldığı, sadece politika, pazarlama ve medyaya yoğunlaştığı için. Kurtuluş mücadelesi ve AIDS krizi nedeniyle Batı Avrupa’nın 80’li ve 90’lı yıllarında gelişen sosyal gönül bağlarını, biz kendi yerel toplumumuzda geliştirmeyi başaramadık. Bunun yerine, az sayıda LGBT örgütü, az sayıda kişinin elinde hırs içinde mücadele veriyor oldu, halkın geri kalanı toplumsal cinsiyet, sınıf, yaş ve benzeri konularda paramparça olurken.
 
ILGA-Europe’un yıllık konferansının bu yıl Hırvatistan’da olacak olması ve gelecek kişilerin sayısının Zagreb Pride’a gelenlerden daha fazla kişiyi bir araya getireceği gerçeği, durumun genel bir resmini çıkarıyor aslında. Zagrep’teki birçok LGBT örgütü, ellerini Balkanlar’dan ve yereldeki sorunlardan çekti; başka yerlere yoğunlaşmaya başladı. AB’ye, ABD’ye, Evlilik Hakkı meselesine dikkatini verir oldu, Hırvatistan’ın cebelleşmekte olduğu birçok yerel meselesini bir kenara atıp. Açılmalarına izin verilmeyen, ailelerinde, eğitimde, çalışma hayatında ayrımcılığa uğrayan, sağlık sisteminin dışladığı, meslek pazarlarının dönüp bakmadığı LGBT toplumunun üyeleri, fon kaygısına derman olan meseleler olmadığı için, kenarda bekleyen konular haline geldi.
 
“Hatta Split Belediye Başkanı, bu yılın Onur Haftası yürüyüşlerine katıldı ve böylece bölgede bunu yapan ilk başkan unvanını aldı. Peki, toplumda gerçekçi bir değişim adına ne anlama geliyor bu? Bunu görmek için beklemek gerekecek işte.”
 
Üyelik süreci bitince, ayrımcılık kimse için otomatik bitmiyor. Değişimi getirmek amacıyla elinizde kullanacağınız yol yordam, çalınacak hangi kapılar var şimdi?
Eğer ülke nüfusu daha büyük olsaydı, liberal açıdan bakarak “pembe” müşterilerin başlı başına bir pazar olarak baskı yaratacağını söylemek mümkün olabilirdi. Ancak 4.5 milyonluk bir nüfusta, bırakın pembe liberal stratejileri, anaakım pazarda bile müşteri baskısı yok. Büyük olasılıkla, LGBTQ’ların varlığı önümüzdeki yıllarda yeni sol, işçi, yeşil ve alternatif partilerde boy gösterecek; bu şekilde medya ve kamu nezdinde tektipleşen LGBTQ temsiliyeti de kırılmış olacak.
 
İşçi Partisi’nin ilk açık eşcinsel milletvekili, kendi parti sıralamasında 5. olmasına rağmen geçen seçimlerde 2.’lik kazandı. Küçük sahil şehri olan Rovinj’in belediye başkanı adayı, yine eşcinsel bir entelektüeldi; bu bağlamda Polonya’nınkine benzeyen bir seyir takip ediyoruz. Diğer yandan, iki büyük muhafazakâr şehir olan Split ve Osijek’te, LGBTQ’ların kurtuluş mücadelesine sıcak yaklaşan iki belediğe başkanı var. Hatta Split Belediye Başkanı, bu yılın Onur Haftası yürüyüşlerine katıldı ve böylece bölgede bunu yapan ilk başkan unvanını aldı. Peki, toplumda gerçekçi bir değişim adına ne anlama geliyor bu? Bunu görmek için beklemek gerekecek işte.
 

* Zeljko Blace’e ulaşmak için: zeljko@qsport.info 


Etiketler: yaşam
Nefret