11/09/2020 | Yazar: Ali Erol

LGBTİ+’lara karşı kurumsal homofobik nefret söyleminin sosyal medya seyri Temmuz-Ağustos boyunca mola vermedi…

Hükümetin homofobik inkârı: LGBTİ+’lar fazla toplumsallaşmasın, hele hele hiç siyasallaşmasın! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

LGBTİ+’ların hak ve eşitlik mücadelesini hedef gösteren, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını meşrulaştıran kurumsal homofobik nefret söyleminin seyri İstanbul Sözleşmesi üzerinden kamu ve siyaset temsilcilerinin doğrudan katılımıyla Temmuz ve Ağustos ayları boyunca devam etti. 

Medya çalışmaları kapsamında sosyal medya mecrası ile internet medyasını izleyen Kaos GL, internet yayıncılığında dikkat çeken, sosyal medya ortamlarında öne çıkan Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) odaklı homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan haberler ile mesajların takibini yaparak kaydını tutuyor.

Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) varoluşlara yönelik ayrımcı yaklaşım, nefret söylemi üreten, yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren ifadeler içeren haber ve yorumları aylık dosyalarla ele alıyoruz.

Homofobik ve Transfobik Nefret Söyleminin Temmuz-Ağustos Ayları İnternet Seyrine sosyal medya ortamlarından nefret söylemleri ile doğrudan üreten, yayan ve teşvik eden medya organlarından LGBTİ+’lara yönelik cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret söylemlerini derledik.

“Sözleşme, Türkiye'nin öncülüğünde hazırlandı”dan, LGBTİ+ inkârının sürüklediği “imzalanması yanlıştı” yaklaşımına…

Kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen ve imzacı devletlere “kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma” yükümlülüğü getiren “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ne yönelik Temmuz ve Ağustos ayları boyunca süren karalama kampanyasına kamu ve siyaset temsilcileri de cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemleriyle doğrudan katıldı.

AKP içindeki tartışmalar ve hükümet temsilcilerinin doğrudan dahil olmalarıyla, 2012 yılında ilk olarak Türkiye tarafından imzalanan ve 1 Ağustos 2014’ten beri yürürlükte olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne yönelik cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyon Temmuz ve Ağustos ayları boyunca siyasi bir seyir izledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul Sözleşmesi’nin imzaya açıldığı dönemde, twitter hesabından 2011 senesinde yaptığı, “Kadına Şiddet Artık "İnsan Hakkı İhlali." Sözleşme, Türkiye'nin öncülüğünde hazırlandı.”, paylaşımı sosyal medyada yeniden dolaşıma girdi. Erdoğan, Ağustos ayında, AKP’nin 19. Kuruluş Yıl Dönümü programında yaptığı konuşmada, İstanbul Sözleşmesi’ne göre oluşturulan kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunu anarken, ekledi: “Kadınlarımız lehine yaptığımız bunca düzenleme varken, tartışmayı değerlerimize düşmanlık aracı haline dönüştürmeye çalışan bir avuç sapkına da meydanı bırakmayacağız.” Erdoğan’ın, geçtiğimiz Onur Haftası’nda resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda da, “lanetlenmiş sapkınlıklar”, “marjinal akımlar” ve “sapkınlık” tabirleri kullanılmıştı.

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ise Temmuz ayının başında İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin konuşurken ayrımcı, cinsiyetçi ve homofobik söylemler sarf etmekte sakınca görmedi. İstanbul Sözleşmesi'nin 2011 yılında imzalanmasını “yanlış” bulduğunu söyleyen Kurtulmuş, “LGBT vesaire gibi unsurların marjinal unsurların” ifadelerini kullandı: “Bu metnin içerisinde iki tane önemli husus var dikkat çekmemiz gereken ve bizimle asla uyuşmayan, bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi bir de cinsel yönetim yönelim tercihi. Şimdi bunlar ve başka şeyler de var ama bu iki meselenin demin konuştuğumuz çerçevede tam da bu LGBT vesaire gibi unsurların marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar olduğu ya da onların arkasına sığınarak faaliyet yapabilecekleri alanlar oldu görülüyor.”

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Anayasa’nın 10. ve 90. maddelerini hiçe sayarak, Ramazan ayını gene LGBTİ+’ları hedef gösteren homofobik nefret söylemiyle açmasına da değinen Kurtulmuş, “kusura bakmayın bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanı hem de cuma hutbesinde Lutiliğe karşı bir şey söylediği zaman kalkıp onu savunmak Ankara Barosuna mı düşer?” derken, “LGBT... Türkiye'de böyle bir gruba destek verenlerin herhalde oranı binde bir bile değildir.” iddiasında bulundu.

Haziran Onur Ayı’nda, “bazı firmaların LGBT ile ilgili destek açıklamalarının sorulması üzerine” Kurtulmuş, anayasal hak ve eşitliklere aykırı, ayrımcı ve homofobik nefret söylemi içeren sözlerine şöyle devam etti: “Maalesef özellikle son yıllarda bu epeydir uzunca bir süredir devam eden bir meseledir. Bu söylediğiniz tehlike sadece Türkiye için değil bütün dünya için var olan bir tehlikedir. Burada mesela toplumsal cinsiyet yönelimi ya da cinsiyet tercihleri gibi cinsiyet sadece bir tercihmiş gibi bunun ifade edilmesi fevkalade insanlık dışı bir meseledir. Yani yaradılışa aykırı olan bir husustur, yani açık söyleyeyim bir üçüncü cinsin ortaya çıkmasının ve bunun meşru legal hale getirilmesinin çabalarıdır. Daha da açık söyleyeyim bugün dünyanın birçok ülkesinde bazı yerlerinde maalesef hemcins evliliklerin yasal hale getirilmesi erkek erkeğe ya da kadın kadını af edersiniz evliliklerin ortaya çıkarılması gibi son derece insanlık dışı, ahlak dışı, yaradılış dışı ve doğal olanın dışında bir mesele pompalanmaya çalışılıyor. Türkiye'de bu grup üzerinden sayısal olarak çok az çok Allah'a çok şükür yine bütün partilerin tabanlarında çok büyük bir şekilde bu grup grubun yaptığı bu saldırgan faaliyetlere karşı tepkiler var. Milletimiz ahlaki değerlerin ve bu anlamda aile değerlerinin korunması konusunda oldukça titiz davranıyor. Bu konudaki geleneklerine sahip çıkmaya çalışıyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadınlar lehine yaptıkları düzenlemeleri anlattığı konuşmasını paylaşan hükümete yakın Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), “Son günlerde alevlenen İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalara dair ortaya koyduğumuz görüşlerimiz, bazı kişiler ve kurumlarca farklı noktalara çekilmek isteniyor.” açıklaması yapmak durumunda kalırken, ekliyor: “Aslolan şiddetle mücadeledir.”

Cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede birbirleriyle yarışan muhafazakâr yayın organlarının Temmuz ve Ağustos ayları boyunca İstanbul Sözleşmesi üzerinden yürüttükleri çarpıtma ve karalama kampanyalarının dinmemesi üzerine KADEM, “aslolan şiddetle mücadeledir” açıklamasının hemen ardından, “eşcinsel hareketler ile yan yana anılma”dan duyduğu rahatsızlığı, “eşcinsel hareketleri tehdit olarak görüyoruz” vurgusu ile bir kez daha paylaştı: “İstanbul Sözleşmesi tartışmaları üzerinden derneğimizin başka bir konuma çekilmek istendiğinin farkındayız. Konumumuz, aileye verdiğimiz değer ve neslin devamlılığının önemi açısından tehdit olarak gördüğümüz eşcinsel hareketler ile yan yana anılmayı kabul etmiyoruz.”

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı eşit vatandaşlık mücadelesi yürüten LGBTİ+ hareketi “gayrı ahlâkî” olmakla itham eden KADEM, twitter hesabından, “Lobicilik faaliyetleri ile hem bugünümüze hem de yarınlarımıza sirayet etmeye çalışan bu gayrı ahlâkî hareket ile mücadelemiz devam edecek.” paylaşımıyla, daha önce Onur Haftası’nda, LGBTİ+ toplumunu ve Onur Yürüyüşü’nü hedef gösteren yayınını, “LGBT hareketleri ile ilgili internet sitemizde yayınladığımız görüşlerimiz” notuyla tekrar etme gereği gördü.

KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu, Kanal D televizyonu “Neler Oluyor Hayatta” programında İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken, “cinsel yönelim” maddesine dair ayrımcı yaklaşımlarını yineliyor.

Devlet, “cinsel yönelimleri farklı da olsa fark etmez, şiddetten koruyacak” ama daha fazlasını beklemeyin yaklaşımını KADEM Yönetim Kurulu Başkanı, Temmuz ayında katıldığı Ülke TV programında da, “KADEM olarak İstanbul Sözleşmesi’ne dair bakış açılarını” aktarmış, “İstanbul Sözleşmesi, şiddetle mücadelede araçtır. Aslolan şiddetin önlenmesidir.” Beyanının hemen ardından ise eklemişti: “Şiddetle alakalı bir metin olan İstanbul Sözleşmesi'nde geçen bir kavram sebebiyle çıkan tartışmaları anlıyoruz. LGBT lobilerinin bütün dünyada bir dayatma halinde meşrulaştırmaya ve yaymaya çalıştığı eşcinselliğe ve cinsiyetsizliğe sonuna kadar karşı çıkıyoruz.”

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Milliyet Gazetesi'ne konuşan KADEM Yönetim Kurulu Başkanı, şiddete karşı ama LGBTİ+’yi inkâr eden ayrımcı yaklaşımı tekrar ediyor: “Sözleşmenin 4. maddesinde geçen “cinsel yönelim” kavramı şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmamasını, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin ortadan kaldırılmasını amaçlıyor. Bağlama baktığımızda bu böyle yani. Sözleşme, üçüncü bir tür oluşturma ya da LGBT’yi hukuksal bir zemine oturtmak gibi bir hüküm taşımamakta. Ancak şurası da bir gerçek ki özellikle eşcinsel gruplar sözleşmenin bu maddesi üzerinden çarpık yorumlarla kendilerine alan açma gayreti içindeler. Bunu da görüyor ve bunu da kabul etmiyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın başkan yardımcılığını yaptığı Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) nihayet, iktidarın tartıştığı İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkan, KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu’nun “geniş kapsamlı açıklamalar” notuyla duyurduğu, “İstanbul Sözleşmesi Hakkında” başlıklı metni Temmuz ayının sonunda derneğin web sitesinde yayımlandı.

İstanbul Sözleşmesi'ne yönelik eleştirilere 16 soruda verdiği cevaplarla Sözleşme’yi destekleyen KADEM, “İstanbul Sözleşmesinde LGBT gibi yönelimlere kapı aralayan maddeler var mı?” başlıklı 5. soruya, “sözleşmenin eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğunu” iddia etmenin “en hafif tabirle kötü niyetlilik” olduğu cevabını verirken, “herhangi bir insanın şiddetten korunma şemsiyesinin dışında tutulması”nın düşünülemeyeceğini ekliyor: “Hayır. Sözleşme, üçüncü bir tür oluşturmaya ya da LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımamaktadır. Aynı cinsiyetten olan çiftlerin yasal olarak tanınması da dâhil olmak üzere cinsel yönelimle ilgili olarak ortaya yeni standartlar koymamaktadır. Bu sözleşmenin eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğunu iddia etmek ise en hafif tabirle kötü niyetliliktir. “Cinsel yönelim” kavramı sadece Sözleşme’nin 4. Maddesinde geçmektedir. Maddede şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmaması; din, dil, ırk, vb. pek çok unsurla birlikte, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin de kabul görmemesi gereği vurgulanmıştır. Madde kesinlikle bir dayatma içermemektedir. Maddenin kapsamına bütün insanlar girmektedir. Zaten herhangi bir insanın şiddetten korunma şemsiyesinin dışında tutulması düşünülemez.”

KADEM Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Fatmanur Altun ise twitter hesabından, “İstanbul Sözleşmesi üzerinden bizi LGBT destekçisi göstermek. Akıllara ziyan bir fitne!” paylaşımı yaptı: “Öte yandan artık siyasi bir hüviyet kazanan LBGT lobisinin ve endüstrisinin Türkiye’deki en büyük düşmanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. İnsanlara sağdan yaklaşarak, LGBT ile korkutarak Erdoğan’ı hedef göstermek, düşmanlaştırmak ancak Şeytan’ın aklına gelebilirdi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın kurucuları arasında yer aldığı ve yüksek istişare kurulu üyesi olduğu Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ise resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile “İstanbul Sözleşmesinin Dayatmalarını Reddediyoruz” denildi: “Sözleşmenin temel ahlaki değerlerimizle örtüşmeyen “toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim” konusundaki dayatmaları kesinlikle kabul edilemez. Toplumsal cinsiyet rollerinin reddini içeren belge geniş anlamda değerlendirildiğinde marjinal grupların propaganda gücünü arttırmış ve bu düşüncelerin toplumda normalleşmesine kapı aralamıştır. Sözleşmenin eşcinselliği yaygınlaştırıcı ve makulleştirici yaklaşımına karşı çıkmak insan neslinin korunması açısından vazgeçilmezdir.”

Numan Kurtulmuş’un çıkışını destekleyen Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı Av. Hamza Akbulut’un açıklamasını, Anadolu Ajansı, “TGTV'den İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması çağrısı” başlığı ile servis ederken, Yeni Şafak, twitter hesabından, “LGBT başta olmak üzere zararlı marjinal gurupların propaganda gücü arttı” aktarımıyla paylaştı.

TGTV Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Av. Hamza Akbulut’un, Numan Kurtulmuş'un “İstanbul Sözleşmesinden Çıkış” açıklamasına destek verdiği basın bildirisinden damgalayan, hedef gösteren, ayrımcı ve nefret söylemi ifadelerinden bir demet: “haddi aşan LGBT aktivitesi”, “sözleşmeyi kendisine kalkan yapan LGBT lobisi, aile ve çocuklarımızı tehdit eder güce ulaşmıştır”, “İstanbul Sözleşmesi, LGBT başta olmak üzere zararlı marjinal gurupların propaganda gücünü arttırmış ve bunların toplum içine sızmasına zemin hazırlamıştır”, “LGBT başta olmak üzere marjinaliteye kanun gücü kazandırarak, toplumun değer yapısını aşındırdığı, devletin anayasal kurumları yıprattığı”, “görünürlülük kazanan, azgın LGBT aktivitelerinin biran önce yasaklanması gerektiği”

AKP MYK üyesi ve Aydın Milletvekili Metin Yavuz: “Bu sözleşme metninin içerisinde, bizim örfümüze, adetimize, ahlakımıza asla uyuşmayan iki tane önemli husus var. Bunlar, toplumsal cinsiyet meselesi ve cinsel yönelim meselesi. Örneğin, LGBT gibi marjinal unsurlar bunun arkasına sığınarak birtakım faaliyetlerde bulunuyorlar. Sokaklarda sözde yürüyüş yapan bu gurup üyelerinin yaptıkları eylemler bizim ahlak ve göreneklerimizle asla uyuşmuyor.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop, “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmayı zorunlu kılan bir durum olduğu kanaatinde değilim” diyor ve devam ediyor: “Avrupa merkezli bir insan hakları anlayışı paradigması var. Bunun içerisinde de kadın hakları ile ilgili paradigma var. Bu paradigmanın bazı unsurları evrensel, buna bir itirazım yok ama bazı unsurları ise batı Avrupa’nın kültürel unsurları. Ama Avrupa bu paradigmayı evrensel bir paradigma olarak dayatıyor bütün dünyaya.” Sabah gazetesi köşe yazarı Hilal Kaplan ise Meclis Başkanı’nın açıklamasına karşı, ““Cinsel yönelim” ibaresi geçen metnin altında devletimin imzası olmamalı”” paylaşımı yaptı.

Anadolu Ajansı, “İstanbul Sözleşmesi Çalışma Platformu” isimli gurubun, “sözleşme ile cinsel yönelim ve cinsel tercihlerin tanınması, meşrulaştırılması ve benimsenmesi dayatılmaktadır” raporunu, “İstanbul Sözleşmesi Çalışma Platformu: Şiddeti ortadan kaldırmayı hedef alan yerli ve milli yasal düzenleme yapılmalı” başlığı ile servis etti.

“Platform”, hazırladığı “rapor”u, “Sözleşmenin Hedefi Cinsel Tercih/Yönelim ve LGBTIQ’nun Meşrulaştırılması” ifadesiyle de ayrıca duyurdu. Platform Sözcüsü ve Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı Figen Şaştım’ın “İstanbul Sözleşmesi'nin hukuki, sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirildiği”ni söylediği “rapor”, “Sözleşmede düzenlenen cinsel yönelim kavramı hukuki bir statü olarak kabul edilemez.” buyuruyor. “Hukuk, psikoloji, sosyoloji ve ilahiyat alanındaki uzmanlardan müteşekkil” olduğu söylenen İstanbul Sözleşmesi Çalışma Platformu, “cinsel yönelimin tanınması LBGTIQ” diye tariflediği ifadenin açılımını “gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel, pedofili, zoofili vb. her türlü sapkınlık” olarak çarpıtmakta ahlaki, akademik ve hukuki bir sakınca görmediğini söylemiş oluyor. Sonra da basın karşısında “sırıtarak” konuşurken, “eşcinsellik konumuzun dışında” diyebiliyor.

Anadolu Ajansı, “Tartışmaların odağındaki 'İstanbul Sözleşmesi'” başlığı ile devam ederken, “bazı maddelerde yer alan terimler”i “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet kimliği” olarak veriyor, bu ifadelerin, “bazı STK, akademisyen, gazeteci ve hukukçuların tepkisine” neden olduğunu hatırlatıyor ve söz konusu “tepkileri” de, “sözleşmeyi kendisine kalkan yapan LGBT ve bazı marjinal grupların, gelecek kuşakları riske attığı” şeklinde aktarıyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Hamza Dağ ise LGBTİ+’ların varlığını ve kent hakkını inkâr eden ayrımcı muhafazakâr siyasetin temsilcisi AKP’li meclis üyelerinin homofobik ve transfobik nefret söylemleriyle İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi gündeminde kapanmayan “gökkuşağı” ve “LGBTİ” tartışmasına dahil oldu. AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesine yaptığı, LGBTİ+ hemşehrilerine ve derneklerine karşı alenen kurumsal ayrımcılık çağrısını, Anadolu Ajansı, “AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dağ'dan Soyer'e, 'LGBT'ye kurumsal destek' tepkisi” başlığı ile servis etti. CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat’ın, “Dağ, cinsel yönelimleri farklı olan yurttaşlarımızı hedef göstererek nefret suçu işliyor” cevabı verdiği AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın homofobik nefret söylemi paylaşımında, İzmir yerel LGBTİ+ dernek temsilcilerinin fotoğraflarını da kullandığı görüldü: “Sayın Soyer, evinin odalarını LGBT renklerine boyayabilir, kişisel tercihidir. Lakin bir kamu binasını, pedofili ve ensest ilişkileri meşrulaştırmayı amaçlayan bir sapkınlığı simgeleyen renklerle boyayamaz.”

LGBTİ+'ların cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı kent hakkı kapsamında yerel yönetimlere eşit katılım taleplerini inkâr eden AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Dağ, daha önce de gene sosyal medya hesabından İzmir’de çocuklara dağıtılan sütlerle ilgili paylaşımda bulunurken, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Aziz Kocaoğlu döneminde başlatılan ve Tunç Soyer döneminde de devam eden 0-5 yaş arası çocuklara dağıtılan sütlerin fotoğrafını yayınlayarak, “İki görsel arasındaki subliminal mesajı bulun” diye yazdı.

Cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) yurttaşları da her türlü tehdit ve baskıya karşı korumakla görevli İçişleri Bakanı, Temmuz ayında da, karalama, kriminalize etme ve hedef göstermeye devam etti. “Polis Okulları Müdürleri Eğitim ve Koordinasyon Toplantısı”na katılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “LGBT kavramı”nı bir kez daha “uyuşturucu” ve “terör” ile mücadele konuşmasında birlikte telaffuz etti. “Hatta inançlarımızla, değerlerimizle, ahlakımızla mücadele halindeler” şeklinde konuşurken “misal” diye araya “LGBT”yi kattı. İçişleri Bakanının konuşmasından Emniyet Müdürlüğü sitesine kaydedilmediği görülen “LGBT” kısmını Anadolu Ajansı aktardı: “Mesela Türkiye'de bugün, LGBT kavramına tahkim ve kabul görme zemini oluşturmaya çalışıyorlar. Bunu savunan ve zemin bulmaya çalışanlarla bizi hiç yanıltmıyor, FETÖ yan yana... Bugün PKK ve onun argümanlarını savunanlarla FETÖ yan yana.”

Hükümetin homofobik inkârı: LGBTİ+’lar fazla toplumsallaşmasın, hele hele hiç siyasallaşmasın!

Sosyal medyada nefret kampanyaları ile birlikte LGBTİ+’ları hedef gösteren kamu görevlilerine AKP Genel Başkan Yardımcısı, Tanıtım ve Medya Başkanı ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal da dahil oldu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, gazeteci Cüneyt Özdemir’in Youtube’taki canlı yayınında kendisine yöneltilen sorular üzerine “LGBT kimliği sorun görmüyorum. LGBT’yi siyasi dil üzerinden konuşan yapıya dönüştürmek sorun. Eşcinselliğin dayatılmasına karşıyız” dedi.

Gazeteci Cüneyt Özdemir sorularını yöneltirken her “eşcinsellik” telaffuzunda güldüğü görülen AKP Genel Başkan Yardımcısının ayrımcı, homofobik sözleri, sosyal medya düzenlemesinin tartışıldığı günlerde Netflix üzerinden sarf edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın isteği üzerine gündeme gelen yeni sosyal medya düzenlemesini Millî Gazete, homofobik nefret söylemine emsal bir manşetle paylaştı: “Yeni sosyal medya düzenlemesi yolda! 'Nefret Suçu' detayı... LGBT sapkınlarına ve Siyonizme karşı durmak suç mu sayılacak?” Gazete, Ankara Barosu’nun sitesinden “nefret suçu” terimin tanımını aktarıyor: “Nefret Suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi nedenlerle duyulan önyargıyla işlenen, doğrudan ve dolaylı şiddet içeren suçlar olarak tanımlanabilir. Nefret Suçları literatürde bazen "önyargı suçları" olarak adlandırılmaktadır.” Tanımdaki “cinsel yönelim”in her şeyi özetlediğini söyleyen Millî Gaze, ırkçı ve homofobik endişesini açık ediyor: “Sapkınlıklara ve siyonistlere karşı sosyal medya ve diğer platformlarda verilen mücadelenin önüne sürekli olarak nefret suçlarının çıkarılması, yeni yasayla ilgili de endişelere neden oldu.”

BBC Türkçe ise LGBTİ+’ların hak ve eşitlik mücadelesini hedef gösteren, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını meşrulaştıran kurumsal homofobik nefret söyleminin seyrinin Haziran boyunca Onur Haftası üzerinden yükselmesini “Türkiye'de homofobik söylem artıyor mu?” başlıklı bir dosya ile gördü.

Türkiye'de eşcinselliğin yasak ya da suç kapsamında yer almadığını ancak, her sene İstiklal Caddesi'nde yapılan LGBTİ+ İstanbul Onur Yürüyüşü'ne son yıllarda izin verilmezken, bazı illerde de valilik kararıyla LGBTİ+ derneklerinin etkinliklerinin halen yasak kapsamında tutulduğunu hatırlatan BBC Türkçe, kamu görevlilerinin ayrımcı ve homofobik yaklaşımlarını Kaos GL kaynağından paylaştı: “Türkiye'de tüzel kişilik kazanan ilk LGBT derneği olan Kaos GL'de yayımlanan "Onur Haftası'nda LGBTİ+'lara nefretin bilançosu" başlıklı yazıda, bir taraftan kutlamalar yapılırken, diğer taraftan ise başta kamu görevlileri olmak üzere topluluğa karşı olumsuz açıklamaların arttığına dikkat çekildi. Yazıda, "Bir yandan da Onur Haftası'nda kamu görevlilerinin LGBTİ+'ları hedef gösteren açıklamaları, medyada ve sosyal medyada nefret söylemi ve ayrımcılık da hız kazandı. Son yıllarda Valilik ve Kaymakamlıkların yasak kararlarının yanı sıra üst düzey kamu görevlilerinin LGBTİ+'ları hedef gösteren açıklama ve uygulamaları sistematikleşti" denildi.”

Türkiye’de LGBTİ+’ların tanınma, eşitlik ve vatandaşlık hakları mücadelesinin psikoloji/psikiyatri alanından sosyoloji/siyasetbilimi alanına geçiş süreci yarım yüzyılı geride bırakmışken, hükümet temsilcisinin, “daha fazla toplumsallaşmayın, hele hele siyasallaşmayın” dediği anlaşılıyor! AKP Genel Başkan Yardımcısı, “Bunu sorun olarak gören kesime ben neden sorun olarak görüyorsunuz diyemem ki” diyebiliyorken, LGBTİ+'lara kamusalda görünmeyin, hak ve hürriyetlerinizi talep etmeyin hele bir de anayasal eşit vatandaşlık diye siyasete bulaşmayın demekte ise sorun görmüyor.

“Ben kimliği sorun olarak nitelendirmiyorum ama…” diye konuşan hükümet temsilcisi, hemen ardından, hukuken de siyaseten de LGBTİ+ toplumu ve kurumlarını kriminalize edebilecek “operasyon aparatı” ibaresini/ithamını da eklemeyi ihmal etmiyor.

“Biz kimseye karşı değiliz, önyargılarımız yok” diye devam eden AKP Genel Başkan Yardımcısı, Türkiyeli LGBTİ+'ların da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı ile homofobik/transfobik nefrete karşı “pankart”larında çeyrek yüzyıldır yazan anayasal tanınma, hak, hukuk ve hürriyetten başka önyargıları olmadığını bilmezden ve de görmezden geliyor.

“Eşcinsel kimliği başka bir şeydir”, “kamu ahlakı” başka diyen AKP Genel Başkan Yardımcısı, Tanıtım ve Medya Başkanı ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, devamında sarf ettiği, “Bu ülkede pankart açılıp bu ülkenin bütün değerlerine, inançlarına karşı bir mücadele biçimine eğer eşcinsel ya da başka eğilimleri dönüştürürseniz ya da LGBT’yi bir siyasi parti gibi siyasal bir dil ve retorik üzerinden konuşan bir yapıya dönüştürürseniz kaçınılmaz olarak burada bir ahlak tartışmasını ya da bir kültürel tartışmayı gündeme getirirsiniz.” sözleriyle manipüle ve de dezenforme etmeye çalıştığı Türkiyeli LGBTİ+'ların “pankart”ında yazan açık seçik, net talepleri nelerdir, peki…

Anayasa’nın 10. Maddesi, İş Kanunu'nun 5. Maddesi, Türk Ceza Kanunu'nun 122. Maddesi, T.C. Anayasası’nın hak ve özgürlükler maddesi, Eşitliği sağlayan ve Ayrımcılığı engelleyen bu maddelerin özneleri “herkes” ve “kimse” olarak geçer ama söz konusu “herkes” Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliğini kapsamaz…

LGBTİ+’lar sırf cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden dolayı hayatın her alanında dışlanıyorlar, baskı görüyorlar, eşit katılımları engelleniyor, yasal güvenceden yoksun bırakılıyorlar, yaşam hakkı ihlalleri nefret cinayetlerine kadar varıyor…

Haliyle tüm bu süreç mevcut yasalar karşısında maruz kaldıkları ayrımcılıkları tetikliyor, suç değil ama LGBTİ+’lar ayrımcılığa ve şiddete maruz kalıyor, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı devam ediyor, LGBTİ+’ların yaşam hakları korunmuyor; failler cezasız kalıyor, “genel ahlak” ile LGBTİ+’ların cezalandırılması devam ediyor, transfobik suçlular “haksız tahrik” bahanesiyle kollanıyor, TSK hâlâ eşcinselliği “hastalık” olarak görüyor…

LGBTİ+’ların hak ve özgürlük talepleri “toplum hazır değil” siyasi yalanı ile inkâr edilirken süreci hatırlayalım: LGBTİ+ hakları Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için önüne konan kısa ve orta vadeli hedefleri gösteren Katılım Ortaklığı Belgesi ile başlıyor. Başbakan Bülent Ecevit’in 2001’de kabul ettiği programı AKP Hükümeti devralıyor. Türkiye’nin ilk ödevi çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını ortadan kaldırmak! “İşgücü ve sosyal konular” başlığı altında “cinsel yönelim” temelli ayrımcılığın 2004’e kadar kaldırılması bekleniyor. Türkiye en azından çalışma hayatında cinsel yönelim temelli ayrımcılığı yasaklayan bu kriteri gündemine bile almıyor. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) AB müktesebatına uygun değiştirilmesi süreci başlıyor. Adalet Alt Komisyonu, “ayrımcılık” ana maddesine “cinsel yönelim” eklenmesinde ortaklaşıyor. TBMM öncesi aşamada AKP Hükümeti Cemil Çiçek ile itiraz edip çıkarttırıyor. Başbakan Erdoğan, 2014’te, “Demokratikleşme Paketi” ve TCK’da “nefret” saikli değişikliği açıklıyor. TCK’nın ayrımcılığı düzenleyen 122. Maddesi “Nefret ve Ayrımcılık” adını alıyor; Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği’ne gene yer verilmiyor. TCK’nın ardından “yeni anayasa” tartışmaları başlıyor; “kanun önünde” herkes “eşit” olsa da cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılıklara maruz kalan LGBTİ+’lar eşitliğe dahil edilmiyor…

LGBTİ+’ların insan hakkı ihlallerine daha fazla maruz kalmamaları için yerine getirilmesi gerekli adımlar çok açık: T.C. Anayasası’nın “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. Maddesi’ndeki ayırım gözetilmeyecek zeminler arasına “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmeli. Aynı şekilde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını yasaklayan ifade Anayasa’ya açıkça kaydedilmeli. TCK’nın “Nefret ve Ayrımcılık” başlıklı 122. Maddesi’nde ayırım gözetilmeyecek zeminler arasına “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmeli. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurumu, “Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı”na “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmeli. İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu görev ve yükümlülük alanlarına giren her türlü insan hakkı, demokrasi ve hukuk ihlallerini cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli yaklaşımı gözeterek ele alınmalı. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın ayırımcılık yasağını düzenleyen bölümünde "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği" ifadeleri eklenmeli. Nefret Suçları ile ilgili mevzuat çalışmasında LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarına karşı gerekli cezai önlemler alınmalı; “ağır tahrik” indirimlerinin nefret suçları sonrası uygulanamayacağına dair düzenleme yasada yapılmalı…

T.C. Anayasası, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun, Kabahatler Kanunu gibi kanunlar ile çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan yönetmeliklere dâhil olan “genel ahlak”, “kamu ahlakı”, “müstehcenlik”, “iffetsizlik” ve “yüz kızartıcı suçlar” gibi muğlâk ifadeler mevzuattan çıkarılmalı ya da LGBTİ+’ların aleyhine yorumlanamayacak şekilde yeniden düzenlenmeli. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne EK 12. Protokol’ü T.C. Hükümeti onaylamalı. Türkiye, kurucu olduğu Avrupa Konseyi'nin, 2010 yılında yayınladığı Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığıyla Mücadele bakanlar Kurulu Tavsiye Kararına tam uyum için gereken tüm yasal ve politik adımları derhal yerine getirmeli. LGBTİ+’ların maruz kaldıkları nefret suçları, ayrımcılık, polis şiddeti gibi hak ihlalleri sonrası soruşturma ve kovuşturma evresinde mağdurların mağduriyetlerini artıran kolluk kuvvetlerinin ve adli birimlerin ayırımcı ve/veya önyargılı tutumlarını bertaraf edecek önlemler alınmalı. TSK’nın Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde eşcinsellik ya da transseksüelliğin “ileri derecede psikoseksüel bozukluk” olarak nitelendirilmesinin ve askerlikten muaf tutulma sürecinde eşcinsel, biseksüel ya da trans vatandaşların maruz kaldıkları onur ve haysiyet kırıcı uygulamalar bertaraf edilmeli. Eşcinselliği “gayri tabii mukarenet” şeklinde damgalayarak cezalandıran, cezalandırmakla kalmayıp söz konusu suçlama ile eşcinsel subayları çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığına maruz bırakarak işten atılmasını düzenleyen Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu değişmeli ve eşcinsellik suç olmaktan çıkartılmalı.

Hükümet çalışma hayatında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını düzenlemeli. İş duyurularında, işe alımda, iş ilişkisinin devamında ve işe son verme süreçlerinde LGBTİ+ çalışanlara yönelik ayrımcılığı yasaklayan düzenlemeler yapılmalı. İş Kanunu’nda “cinsiyet” eşitliğinin ardından “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” de kayda geçirilerek LGBTİ+ çalışanlar güvence altına alınmalı. Eğitim, istihdam ve sağlık kamu ve özel kurum ve kuruluşları ile hizmetlere erişim alanlarında LGBTİ+’ların yaşadıkları hak ihlallerini bertaraf edecek toplumsal ve kurumsal eğitim programları devletin pozitif yükümlülüğü olarak uygulanmalı ve takip edilmeli…

Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Hakkında BM Deklarasyonu, BM Genel Kurulu, 18 Aralık 2008- Cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği her ne olursa olsun insan haklarının her insan varlığına yönelik eşit şekilde uygulanmasını gerektiren herkese eşit davranılması ilkesini yeniden onayladığını hatırlayalım ve ekleyelim: LGBTİ+ hakları temel insan haklarıdır!

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşan Temmuz ve Ağustos “köşe”leri

Temmuz ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”leri Yeni Şafak, Yeni Asya, haber7, Takvim, HaberTürk, Diriliş Postası, Star, Türkiye, Millî Gazete, Hürriyet, Karar, Sabah ve Akit yazarlarından: “Temmuz’un nefret “köşe”lerinde hedef İstanbul Sözleşmesi”

Ağustos ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”leri Akit, Yeni Şafak, Star, Haber7, Milat, Türkiye ve Millî Gazete yazarlarından: “Ağustos “köşe”leri cinsiyetçi ve homofobik nefretle doldu”

Akit’in Temmuz-Ağustos ayları nefret seyri

Kaos GL, medya çalışmaları kapsamında, cinsiyetçi, transfobik, homofobik nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organlarından Akit’in aylık nefret seyrini takip ediyor.

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede iktidarın “yaygın medya organı” halini almış olan Yeni Akit’in Temmuz ve Ağustos ayı listeleri, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı dil, cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret söylemleri içeren, hedef gösteren “haber” ve “köşe” yazıları ile birlikte doğrudan LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına yönelik saldırıların takibi ve kaydından oluşuyor.

Nefret söylemini doğrudan üreten, yayan, okurlarıyla takipçilerini teşvik eden medya organlarından Akit, iktidarın yaygın medya organı olmasından kaynaklı rahatlıkla ayrımcı dil ve nefrette sınır tanımıyor.

Akit’in aylık nefret söylemi Temmuz listesi, “LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına doğrudan saldırı!”, “Akit’in kadınlara karşı cinsiyetçi nefreti dinmiyor!”, “Akit için özel sektörün homofobiği makbul”, “Akit’in homofobik nefret siyaseti”, “Akit’in kültür-sanat ve medya siyaseti: Sansür ve nefrete teşvik!” ve “Akit’in “köşe”lerinden homofobik nefret nakaratları” başlıklarından oluşuyor.

Akit’in aylık nefret söylemi Ağustos listesi, “LGBTİ+ toplumu ve kurumlarına doğrudan saldırı!”, “Akit’ten kadınlara karşı cinsiyetçi nefret!”, “Akit’in homofobik nefret siyaseti”, “Akit’in kültür-sanat ve medya siyaseti: Sansür ve nefrete teşvik!” ve “Akit’in nefret “köşe”leri” başlıklarından oluşuyor.

hukumetin-homofobik-inkari-lgbti-lar-fazla-toplumsallasmasin-hele-hele-hic-siyasallasmasin-1

Kaos GL’den aylık nefret söylemi takibi

Kaos GL, sosyal medya ortamları ile internet yayıncılığında cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile LGBTİ+ varoluşlara yönelik ayrımcı yaklaşım, homofobik ve transfobik söylem içeren haber ve gelişmeleri takibe alıyor.

Böylece Kaos GL, internet yayıncılığında dikkat çeken, sosyal medya ortamlarında öne çıkan Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) odaklı homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan haberler ile mesajların aylık takibini ve irdelemesel kaydını tutuyor.

Ayrımcı, ırkçı, homofobik, transfobik unsurlar taşıyan ifadelere nefret söylemi denilmektedir. Bir gruba ya da o gruba üyeliği nedeniyle bir kişiye yönelik düşmanlıktan kaynaklanan ve o gruba yönelik düşmanlığı gösteren veya cesaretlendiren ifade biçimleridir. Nefret söylemi, nefret suçuna teşvik ya da eşlik edebileceği için, bu iki kavram birbiriyle bağlantılıdır.

Nefret söylemi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararında, “nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi” olarak tanımlanıyor. 

Sosyal Psikolog, Porf. Dr. Melek Göregenli, nefret söyleminin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili araçlardan birinin medya olduğuna dikkat çekiyor:

“Medya, dünyada ve ülkemizde nefret suçlarına yol açan ayrımcılığı oluşturan ve besleyen kalıpyargıların, önyargıların kısaca nefret söyleminin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili aracılardan biridir. Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve mağdurları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilir; sıklıkla böyle olmaktadır. Örneğin, Türkiye’de bütünüyle nefret suçları kapsamında görülmesi gereken eşcinsellere, travesti ve transseksüellere yönelik saldırılar, genellikle mağdurların yarattığı tahrik sonucunda oluşan eylemler gibi sunulmaktadır. Açık bir saldırı ve çoğunlukla cinayete varan ya da bizim ülkemizde ancak ölümle sonuçlandığında ‘haber’ değeri taşıyabilen suçlar, mağdurların çıkardıkları ‘olaylar’ sonucunda gerçekleşmiş, ‘doğal’ sonuçlar olarak ele alınmaktadır. Genellikle mağdurlar, faillerin ‘hassasiyetlerine’ dokunur ve cezalarını bulurlar; oysa failin hassasiyetinin tek kaynağı ayrımcılık ideolojileridir. Bu yaklaşım, sadece şiddeti meşrulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda kendini ifade etme ve gerçekleştirme hakkının, bir toplumda kimlere ait bir ayrıcalık olduğunu da tarif eder; bu doğrudan herkesin sadece insan olmak bakımından eşit olduğu ön kabulüne dayanan çoğunu bizim de kabul ettiğimiz evrensel hukuk normlarının çiğnenmesi anlamına gelir.”

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) terimleri ile tanımlarını, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ideolojileri ve anlamlarını, insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili terimler ve tanımlarını ve daha fazlasını, Kaos GL Derneğince yayınlanmış “LGBTİ Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları” kitapçığında bulabilirsiniz.

Kaos GL Derneği’nin dijital ortamda yayımladığı “Homofobik ve Transfobik Nefret Söyleminin İnternet Seyri” başlıklı “2019 Sosyal Medya Raporu” işte burada

Not: Bu dizide, internet ortamı ile sosyal medyadan yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


 

 

 

 

 


Etiketler: medya
Nefret