30/03/2022 | Yazar: Gözde Demirbilek

“50 yaşıma geldiğimde, hissettiğim kişi olmam ve bir kadın olarak özgür olmam gerektiğini biliyordum.”

İkinci baharda açılmak -  bir kadının “özgürlüğe deparı” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

kaosgl.org’dan ve #TransCandır etiketiyle sosyal medyadan paylaşacağımız çeviriler, yazılar, söyleşiler, haberlerle 31 Mart Trans Görünürlük Günü dosyamızı takip edebilirsiniz!

Michaela Taylor’un Independent Age’de yayınlanan Coming out in later life — one woman’s ‘dash for freedom’ isimli yazısının Türkçeleştirmesidir.

Michaela Taylor müstear adını kullanan, yakın zamanda kitabı yayınlanmış bir yazarım. She/her zamirlerini tercih ediyorum. Kendimi trans olarak tanımlıyorum, ancak 1950’lerde altı yaşındayken bunun ilk ipuçlarını gördüğümde, transgender (ya da trans) ve cinsiyet kimliği henüz icat edilmemiş terimlerdi. İngiltere’nin kuzey doğusunda küçük bir şehirde yaşıyorum. 73 yaşındayım ve 52 yıldır mutlu bir evliliğim var. Yakınlarda yaşayan oğullarımız ve torunlarımız var. 50 yaşıma kadar derinden beslediğim kız olma arzumu sarsmaya ya da yok etmeye çalıştım. 50’ime kadar hissettiğim kişi olmam; bir kadın olarak özgür olmam gerektiğini biliyordum.

50 yaşımdayken karım Ella’ya cinsiyet disforimden bahsettim. Bunu konuşmak ikimiz için de zordu. Kariyerimde ilerlemeye ve tüm aile ve arkadaşlık ilişkilerimi sağlam tutmaya devam ederken, sırrımı derinden ve endişe verici bir şekilde gizli tutan bir çifte yaşam beni izledi. Michaela olarak geniş dünyaya büyük, çekingen ve korkutucu gezintiler izledi. Yeni hayatımın farklı bölümlerinden beni sadece trans kadın olarak tanıyan sayısız insanla, yavaş yavaş, kendime başka bir hayat kurdum.

Bir zamanlar mutlu evliliğim üzerinde hissettiğim baskı, birdenbire daha büyük bir baskı haline geldi. Bana ileri derece prostat kanseri teşhisi kondu ve iki yıl ömür verildi. Bu, dört yıl önce yaşandı. Ve, üstüne düşündüm, bu kadar. Tepkisizliğim ve hayata katılmaya devam edişim, Ella’yı dehşete düşürecek şekilde şaşırttı. Rüzgara ve onun isteklerine karşı temkinli davrandım herkese kim olduğumu göstermek konusunda. Bu temkinin sonucunun da canı cehenneme.

Bu kitapta anlatılan aslında benim hikayem: She Said She (Bir Trans Aşk Hikayesi). Benim ve Ella’nın derin aşkının, süper cıvık ilişkimizin ve mücadelemizin bir hikayesi. Benim için, bir kadın olarak Michaela ve Ella’nın, eşi olan Micheal’a tutunması için. Ella’ya tapıyorum ve ona eşlik etmek için can atıyorum ama kendim olmam gerekiyor. Bu bizi her gün uğraştıran bir muamma. Onu asla bırakamayacağımı biliyorum.

Kim olduğumdan çekindiğim için 40’lı yaşlarıma kadar açılmaktan geri durdum; açılırken, reddedilmeye dair ya da daha kötüsü onun hakkında endişelenmeme gerek yoktu. Ve inanın bana, bunun çoğu trans tanıdığının başına geldiğini görmüştüm: boşanma, çocuklarla iletişimi kaybetme, bazı arkadaşlar ve kilise tarafından reddedilme hatta intihar. Bu sadece benim deneyimim değildi. Şimdiye kadar her şeyi saklamıştım ama yıllardır tanıdığım arkadaşlarım artık daha nazik, daha sıcak ve daha yakın davranıyor.

Sadece iki, çok küçük, transfobik olayla karşılaştım - ilginç bir şekilde, sıradan bir kadın olduğumu düşünen erkeklerden çok sayıda cinsiyetçi ve klişe iltifat aldım. Trans olduğumu okuyamayan erkeklerin istenmeyen cinsel girişimlerde bulunduğu da oldu. Ne kadar korkutucu! Şimdi #MeToo hareketini o kadar iyi anlıyorum ki bu sayede, çeşitlilik tüm ihtişamıyla yavaş yavaş yayılırken açıldığım için şanslı olduğumu biliyorum. Emekli olmadan önce trans olarak açılsaydım, her yıl terfi alamayabilirdim sanırım. Beyaz, orta yaşlı, orta sınıf bir adam olarak böyle olduğunu gördüm.

Pembe üçgenli barlara geçici ilk adımlarımdan bu yana birçok trans ve gey kişi bana çok yardımcı oldu. O barlarda değerli bir tecrübe ve güven kazandım. Bu, artık çevrimiçi birçok şeyle azalan bir şey ki benim için aslında azalmadı. Yani, bildiğim kadarıyla etkilendiğim bazı cis kız arkadaşlarım da dahil olmak tüm arkadaşlarım ve akrabalarım, heteroseksüel.

Bir zamanlar Birleşik Krallık’ın Ulusal Sağlık Sistemini zar zor rahatsız etmiştim, şimdiyse prostat kanseri tedavimden geçiyor ve Cinsiyet Kimliği Kliniğine gidiyorum; asla uzakta değilim. Yine, anlatacak korku veya önyargı hikayem yok. Karşılaştığım şey, prostat kliniğindeki tek kadın olmama rağmen yüzde 100 profesyonel, ağırbaşlı, anlayışlı görevliler tarafından tamamen kabul edilmek oldu. Toplumdaki karşılaşmalarımdaki gibi üzerimde ilgi ve merak var. Bu, üzerine konuşmaktan mutlu olduğum bir şey. Ara sıra yanlış cinsiyete atıf oluyor ama asla kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum.

Tabii ki, şimdi daha fazla rol modeli ve kahraman var, geçtiğimiz yüzyılda çok fazla yoktu. Jan Morris'in Conundrum adlı kitabını ilgiyle okudum ve model ve aktivist April Ashley’nin cesur hikayesi oldukça ilgimi çekti. Daha yakın zamanda da, bir bisiklet yarışı programı izlerken, Kanal 4'te bisiklet yorumcusu olan kahramanım Pippa York ve eski bir Dağların Kralı olan 1980'lerin fantastik bisikletçisi Pippa York’a rastlamaktan ve sohbet etmekten çok memnun oldum. Sadece trans sorunlarından bahsettik, yine de!


Etiketler: kadın, aile, spor, dünyadan
Dijital