15/02/2013 | Yazar: Nevin Öztop

İsralli LGBT örgütü Jerusalem Open House’un direktörü Elinor Sidi, 2013 İsrail seçimlerine dair kaosgl.org’a konuştu. Sidi, seçim sonuçlarını kadınlar, LGBT’ler ve etnik gruplar için yorumladı.

İsrail Parlamentosu ve Kadınlar, LGBT’ler, Araplar Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Jerusalem Open House direktörü Elinor Sidi, son İsrail seçimlerinin sonuçlarını kadınlar, LGBT’ler ve etnik gruplar için değerlendirdi. 
 
İsralli LGBT örgütü Jerusalem Open House’un direktörü Elinor Sidi, 2013 İsrail seçimlerine dair kaosgl.org’a konuştu. Sidi, seçim sonuçlarını kadınlar, LGBT’ler ve etnik gruplar için yorumladı.
 
“Feiglin gibi siyasiler, beni rahatsız edenlerin ta kendileri aslında. Nefret üzerinden siyaset yapan bu homofobikler, bir de üzerine LGBTQ merkezlerine gidip konuşma yaparlar. Bana korku veren işte tam da bu.”  
 
kaosgl.org için yazdığın “Küçük Na’ama” isimli yazında, “Ultra-Ortodoks adamları her konuda suçlamak, ne kadar da kolay.” demiştin. O zamandan beri değişen var mı?
Ultra-Ortodoks nüfus için aslında her şey daha da kötüye gidiyor. Yesh Atid’in son seçimdeki inanılması güç parlayışı, aslında tam da bu kesime yönelik dalga dalga işleyen nefretin meyvesidir. Yanlış anlamayın lütfen. Ultra-Ortodoks kesim içinde düzeltilmesi gereken sayısız yanlış var, kadınların hayatın ta kendisinden tecridi, ırkçılık ve homofobi gibi. Ancak bence bu saydığım illetlerin tek kaynağı onlar değil, dolayısıyla suçlanacak tek kesim de onlar değil.
 
Aynı yazında, “Kadınların yaşadığı acıların, gücü elinde tutan seküler erkekler ile dindar erkekler arasındaki çatışmalarda heba edilmesi beni çok kızdırıyor.” demiştin bir de. Kadın hareketi, yeni parlamento ile nasıl çalışmayı öngörüyor?
Bir Koalisyon Meclisi kurmak için yapılan pazarlıklar, kadın hareketindeki meselelerin içinden çıkılmazlığını gözler önüne serdi. Diğer yandan, yeni Knesset, tahmin edilmeyen rakamda kadınlara kapılarını açtı bu seçimlerde: 27 kadın parlamenter seçildi. Resmin diğer tarafında ise, keşke bu rakamların bir şeyleri değiştirdiğini söyleyebilseydim.
 
Nathan Eshel’i ele alalım mesela… Benyamin Netanyahu’nun eski Büro Şefi olan Eshel, cinsel taciz iddialarından dolayı görevinden istifaya zorlandı. Ancak perdelerin arkasında, Eshel yine aktif bir şekilde karar aşamalarına katılıyor. En son, Netanyahu, kendisinden koalisyon oluşturulması sürecinde direksiyona oturmasını istedi. Kadın örgütleri, sayısız eylemle karşı çıktılar buna ve Eshel yeniden görevinden alındı. Ancak tüm bunların neden yaşandığını Netanyahu Hükümeti’nin hâlâ anladığından emin değilim.
 
İkinci örnek ise, Zipi Livni’nin sağ kolu olan Knesset üyesi Haim Ramon… Ramon, cinsel tacizden suçlandı, bu suçtan mahkeme kararıyla ceza aldı ve 2009’da kamu sektöründen tamamen men edildi. Ramon da bu hükümetin işlerinde yoğun bir şekilde yer alıyor, ve Livni’nin favori adamı olarak, koalisyon pazarlıklarında Livni adına görev alıyor.
 
Hatırı sayılır sayıda kadın seçildi meclise, ancak cinsel suçlulara kıymet veren ve onların kamu hizmetine uygun kişiler olduğunu düşünen bir Hükümet’le yaşıyoruz.  
 
22 Ocak’ta, 19. Knesset seçimleri yapıldı. Bir LGBT örgütünün direktörü olarak, sonuçları kadınların ve LGBT’lerin hakları için nasıl yorumlarsın?
Çok iyimser değilim, açık konuşmak gerekirse. İsrail’in adli tarihi boyunca, tek bir LGBT taraflı yasa oluşturulmadı Knesset tarafından. Tek bir yasa bile! Kullandığımız hakların tamamı, Anayasa Mahkemesi’nden çıkan davaların kazanımları. Biraz fazla karamsar görünebilirim, ancak hiçbir değişimin geleceğine inanmıyorum yakın bir zamanda.
 
Sadece 1 yıl önce kurulmasına rağmen 19 koltukla Parlamento’ya giren merkez sağ ve liberal Yesh Atid Partisi, görülmemiş bir heyecan oluşturuyor görünüyor pek çok insanda. İnsanları heyecanlandıran ne peki? Ancak daha da önemlisi, seni heyecanlandırıyor mu?
Yesh Atid’in sunduğu heyecan dalgalarının nedeni, Yair Lapid’in Netanyahu’ya alternatif bir isim olması. Koalisyon kurma pazarlıkları başladığına ve Yesh Atid’in olmadığı bir koalisyonun mümkün olmadığı gün gibi ortaya çıktığına göre, bu koalisyondan yeni bir şey beklemenin ne kadar anlamsız olduğu da netleşti. Yine bir sürpriz yok bu konuda.
 
Yesh Atid, çoğunluğu seküler ve Yahudi olan orta sınıfın yükselmesi demek. Sunduğu eşitlik vaazları, benim naçizane fikrime göre, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının bir başka örnekleri. “Eşit Yük” diye adlandırdıkları şey, orta sınıf Yahudi toplumunun, Araplar’a ve Ultra-Ortodoks’lara ve onların ihtiyaçlarına karşı taşıdığı hoşnutsuzluktan başka bir şey değil.
 
Seçimlerde barajı geçen 12 siyasi parti vardı. Dini muhafazakârlar, ultra-nasyonalistler, Araplar… Filistinliler için bu yeni parlamentodan ne beklemek lazım?
Knesset’teki 12 siyası parti, İsrail’in demografisini hiçbir zaman temsil etmedi; etmemeye de devam ediyor. Şunu hatırlamak gerekir ki, Ultra-Ortodoks Yahudiler ve İsrailli Araplar, hem bu seçimi yoğun bir şekilde boykot ediyorlar, hem de Siyonist devletin kendisini. Bu demografik oyunun bir parçası olmak istemiyorlar, bu nedenle temsil edilmiyorlar. Yani İsrail’in demokrasisi dediğimiz şey, Yahudi nüfusun bir aynası olmanın dışında başka hiçbir anlama gelmiyor.
 
Tüm bu şartlar altında, barış sürecinin bir başkalaşım geçireceğine inanmakta zorlanıyorum.
 
“The Jewish Home” (Yahudiler’in Evi) Partisi’nin lideri Naftali Bennett, eşcinsel Ortodoks grupları ile görüşmeyi reddetti, halledilmesi gereken daha önemli işler var diyerek. İsrail’in milliyetçileri için, homo-nasyonalizm nerede başlar ve nerede biter?
Şubat ayının ilk haftasında, LGBTQ liderleri ve Knesset üyesi Moshe Feiglin arasında gerçekleştirilecek bir toplantıya davet edildim. Feiglin, 1992 yılında “yerleşimcilerin liderlerinin çok yumuşak davrandığı”nı düşündüğü için bir örgüt kurmuş, aşırı sağcı bir siyasi. Kendisi şu an Netanyahu’nun partisi olan Likud’un üyesi. Seçimler sırasında, “gururlu bir homofobik” olduğunu söyleyen Feiglin, Netanyahu’nın dünyanın geri kalanından saklamaya çalıştığı seçmenleri temsil ediyor: Araplar’a karşı, yeri geldiğinde yerleşimcilerin liderlerinden de fazla, ırkçı ve queerlere karşı nefret dolu seçmenler. Söylememe gerek var mı bilmiyorum, elbette bu toplantıya gitmedim, kendimi böyle bir şeyin dışında tutmak amacıyla.
 
Hükümet’in Bennett’leri beni rahatsız etmiyor. Kendi fikirlerini yürütmeye ve LGBTQ bireylerden rahatsız olmaya hakları var ne de olsa. Beni rahatsız eden, Hükümet’in Feiglin’leri. Nefret üzerinden siyaset yapan bu homofobikler, bir de üzerine LGBTQ merkezlerine gidip konuşma yaparlar. Bana korku veren işte tam da bu.
 
İsralli Arap parlamenter Haneen Zoabi, “terörizmi desteklemek ve İsrail’i Yahudi ve demokratik bir devlet olarak kabul etmeyi reddetmek”ten dolayı seçimlerden men edildi. Daha sonra ne oldu ona?
Şaşırtmayan bir şekilde, İsrail Yüksek Mahkemesi, Zoabi’nin diskalifiye edilmesi kararını demokratik olmadığı açıklamasıyla reddetti. Bu diskalifiye kararının, Likud üyesi Ophir Fines’in talebi üzerine alındığını belirtmek çok mühim. Bir komplo teorisi delisi olduğumu düşünebilirsiniz, ancak diskalifiye etme meselesinin ve bunun reddinin, Zoabi’yi değil Yüksek Mahkeme’nin ta kendisini zedelemeyi hedeflediğini düşünüyorum.
 
Bu, geçen yıldan bu yana süren anti-demokratik yasaların Yüksek Mahkeme’yi hedef seçen adımlarının bir devamı. Likud’un seve seve önderliğini yaptığı bu Yüksek Mahkeme saldırıları, son raddede devam ediyor. Amaç, Mahkeme’yi yasalara karışmayı kendine görev edinmiş ve Arap sevdalısı ve sol duruşlu bir yapı olarak göstermek. Mahkeme’nin Zoabi’nin adaylığına kesinlikle izin vereceğini bilmeyen yoktu sanırım; başka bir seçenek yoktu çünkü. Olaylar, Mahkeme’yi davayı reddetmeye zorlamak, onu sınırlarını ve elindeki gücü aşan bir yapı olarak göstermeye yetti, biz kez daha. Bu konuda halktan gelen tepkiler ise, İsrail demokrasisini baltalamaya devam etmekte.  

Etiketler: yaşam
Nefret