13/10/2010 | Yazar: Murat Köylü

Yeşiller Partisi LGBT Çalışma Grubu, Beyoğlu Yeşil Ev’de, Türkiyeli tanınmış LGBT aktivisti, akademisyen ve yazar Kürşad Kahramanoğlu’nu ağırladı.

Kahramanoğlu, Beyoğlu Yeşil Ev'deydi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Yeşiller Partisi LGBT Çalışma Grubu, Beyoğlu Yeşil Ev’de, Türkiyeli tanınmış LGBT aktivisti, akademisyen ve yazar Kürşad Kahramanoğlu’nu ağırladı. Söyleşinin moderatörlüğünü de Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin yaptı. “LGBT hakları, yeni anayasa ve siyaset” çerçevesinde renkli ve samimi bir sunum yapan Kürşad Kahramanoğlu, farklı ülkelerden örnekler verdi. Mücadelede ortak paydalar arayan, umut veren, LGBT hakları için çalışan grupları somut ortak taleplere odaklanmaya davet eden bir söyleşi gerçekleşti. Ümit Şahin’in pratik politikaya dönük soruları ve diğer katılımcıların paylaşımları ile toplantı bir sohbete dönüştü.
 
Kürşad Kahramanoğlu: Toplumu oluşturan bireyler olarak anayasa tartışmalarını, ulusal futbol maçlarını sahiplenir gibi sahiplenebilmeliyiz. Tartışmalıyız. Anlamaya, öğrenmeye, yorumlamaya çalışmalıyız. Sürece doğrudan katılım göstermeliyiz.
 
Genel olarak iki çeşit anayasa olduğunu söyleyebiliriz. Birinci türden anayasalar, devleti ve sistemi koruyan; ya da bir idare değişikliğini, sistem, rejim değişikliğini garanti altına almayı hedefleyen anayasalardır. Askeri müdahalelerin ürettiği anayasalar da böyledirler; topluma verilmek istenen hizayı metinleştirerek kalıcı hale getirmeyi amaçlarlar. Bunların, değişmez olarak belirtilen kuralları çoktur. İkinci türden anayasalar ise bireysel hakları ya da genel insan haklarını kollamayı, kişisel alanı ve tercihleri iktidarlara karşı korumayı amaçlamaktadır. Toplumsal devrimler sonrası oluşturulan anayasalar daha çok bu kapsama girerler. Amerikan Anayasası, Fransız Anayasası gibi. Özgürlükçü anayasalar daha genel çerçevede metinlerdir; aşırı detaya, kapsama girmezler. Azınlık haklarını gözeten anayasalardır. Aynı demokrasiler gibi, anayasalar da azınlık haklarını gözettikleri ölçüde özgürlükçüdürler.
 
Anayasa tartışmalarında LGBT haklarının ve özgürlüğünün tanımlanması, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa için son derece önemli bir belirtidir. Güney Afrika’daki anayasa yapma sürecini ve Nelson Mandela’yı anımsamakta yarar var. Ülkede ırkçılık temelli on yıllar süren bir apartheid rejimi uygulanıyor. Ancak bir gün siyahların mücadelesi sonucu Mandela’nın 27 sene süren hapishane hayatını da sona erdiren ülke anayasası böylece büyük bir revizyona gidiyor. Mandela hapisten çıkıyor; başkan seçiliyor ve yeni sivil demokratik özgürlükçü anayasa çalışmaları başlıyor. Bu süreçte Katolik Kilisesi Mandela’ya geliyor ve “Her konuda anayasal çerçevenizi destekliyoruz; ama bu LGBT’yi dışarıda bırakın. Bunlar Afrika’ya özgü değildir. LGBT olmak, batı kaynaklı dejenerasyondur.” benzeri şeyler söylüyorlar. Gayet heteroseksüel bir yaşamı olan Mandela ise kiliseye, “Ben de LGBT’leri çok bilmem. Ama nereden geldikleri, nasıl ortaya çıktıkları, yoksa zaten hep burada mı oldukları önemli değil. Eğer ülkede var iseler, anayasada onlar da olacaklar.” diyor.
 
Güney Afrika gibi, İspanya da önümüzde duruyor. İspanya da tutucu bir ülke. Kilise etkisi çok büyük. Katolik Kilisesi politik veya sosyokültürel anlamda çok ciddi bir aktör, otorite. Ayrıca Franko Dönemi’ni yaşamış, iç savaş yaşamış bir ülke. Ancak Franko sonrası çok ciddi bir reaksiyon yaşanıyor. Sözde “liberal, özgürlükçü” Hollanda, İskandinav ülkeleri, Fransa gibi ülkeler eşcinsellere ancak evlilik yerine bir toplumsal sözleşme, birliktelik hakkı verebilirken, İspanya direkt olarak evliliği yasallaştırıyor. “Evlilik iki insan arasında olur, ille bir kadın bir erkek arasında değil” diyor artık İspanya kanunları. Hükümet “karşılıklı rıza gösteren herkes birbiriyle evlenebilir; devlet bunun önünde bir engel teşkil edemez” diyor.
 
Politikacının vizyonu önemli. Politikacının LGBT, engelli, kadın, vb. olması gerekmez. Vizyonu ve empati yeteneği olması gerekir. Oysa biz ülkemizdeki AKP’nin çığırtıp durduğu demokratik anayasa, darbeler ile hesaplaşmak sloganlarına rağmen, kendilerinden dürüst bir yaklaşım göremiyoruz. AKP son derece ikiyüzlü bir parti. Bahsettikleri özgürlükçü anayasa, LGBT’siz olur mu? Bu kadar kurban veren, hak ihlaline uğrayan bir azınlık iken… AKP’nin anayasa pratiği başörtüsü ile sınırlı; ki onu da başaramadılar. Dürüst olmak gerekirse CHP’den de umut yok. Tamam; Türkiye’de herkes anayasa değişsin istiyor. AKP de, CHP de, MHP de. Ancak bir konsensüs yok. Herkes kendisi için, kendine doğru bir anayasa istiyor. Ancak biz LGBT anayasasını savunurken, etnik kimlikleri de, diğer azınlıkları da, hayvanları da görebilmeliyiz. Anayasa bir konsensüs sonucunda ortaya çıkmalı. Bu konsensüsün sonucu ve nedeni olabilen bir metin olabilmeli. İşte anayasa bu yüzden; futbol, basket maçları gibi ilgi görmeli. İnsanların ortaklaştığı gündem olmalı.
 
En şiddetli ortamlar, en diktatörce yönetilen ülkeler, en tutucu kültürler bile değişebilir. Anayasalar, kanunlar değişebilir. Bunun için, organize olmuş bir LGBT hareketi gerekiyor. Yasalar değiştiğinde İspanya’da tabii ki önyargılar bitmedi. Bunun için asırların biriktirdiği önyargıların değişmesi gerek. Bu da birkaç jenerasyonluk süreç gerektiriyor. Ancak LGBT’ler toplumsal bir grup ve anayasaya bir taraf olarak kendilerini kabul ettirdiler. Türkiye’de ben LGBT örgütlerini eleştiriyorum; yapıcı olduğumu düşünerek. Tabii ki dayanışacağız, tabii ki reaksiyonel olacağız, tabii ki eğleneceğiz, partilerde kendimizden geçeceğiz. Ancak şu an için LGBT gündeminin en ama en önemli konusunun anayasal tanınmışlık ve nefret suçları olduğunu görmemiz gerekiyor. LGBT olmak bizde hiçbir zaman illegal olmadı deniyor. Peki ya bunca cinayeti, hakareti, hak ihlalini, özgürlük kısıtlamalarını, kapatma davalarını, yok sayılmayı ne yapacaksınız? LGBT bireyler ya da gruplar tehdit altındalar. Hem sivil hem resmi tehditlerin altında yaşam ve kendilerini ifade etme mücadelesi veriyorlar. Kendi babası tarafından öldürüldüğü söylenen gencecik bir Ahmet Yıldız, onlarca bıçak darbesi ile öldürülen translar, polis tarafından ceza kesilen travestiler, yaygın medyadaki eşcinsellere yönelik hakaretler. Ancak tüm bunlara rağmen LGBT hareketi olması gereken yerde değil.
 
Yeşiller Partisi, örneğin bir Almanya’da ya da Fransa’da LGBT politikalarını binlerce kişi ile, tüm gücü ile destekler. 1980’lerde, herkes LGBT’lere sırt çevirdiğinde Yeşiller Partisi bizlerle birlik durmuştur. Avrupa’nın pek çok ülkesinde LGBT hakları ve özgürlükleri onlarca yıllık politik mücadelenin sonucunda bugünlere geldi. LGBT hareketinin şunu bilmesi gerek: Kanunlar değişmez değildir. Stratejik, sürekli, sabırlı ve birikimsel bir mücadele ile kanunlar değişebilir. Örneğin hayvan hakları, örneğin Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları. Çocuklar için ben 12. imzacıydım. Şimdi 7000 kişi olduk, yasayı da değiştirdikten sonra bu işi takip eden. Türkiye gibi tutucu bir ülkede bile her şey değişebilir.
 
Ayrıca, bir ülkede sorunları çözmek, uzlaşıyı arttırmak, bir arada yaşamayı kolaylaştırmak sadece anayasaya bağlı da değil. Hukuk sistemi de çok önemli. Örneğin hukuk sistemini değerlendirebilmek için küresel bir oran vardır: Ülkedeki tutukluların hükümlülere olan oranı. Bir ülkede ne kadar çok hüküm giymemiş ama tutuklu insan varsa, o ülkenin adalet mekanizması o kadar adaletten uzaktır. Bu çağdışı bir şeydir. Ya da başka bir örnek: Dünyanın pek çok ülkesinde araştırma soruşturma yapan polis ile, tutuklama yapan polis farklıdır. Türkiye’de de tek tip polis olmamalı. Bunlar direkt anayasa ile ilgili değil. Peki ya bunları değiştirmek için ne yapıyor AKP? Sadece başörtüsünü sadece kendi tabanını memnun edecek konuları gündemine alması tamamen güven kaybettiren bir şey. Tabii ki başörtüsü yasağı kalkmalı; ama toplumun tek derdi o değil ki. AKP’nin anayasa pratiğine bakalım yine. Venedik Kriterleri der ki: Anayasa oylamaları sırasında farklı farklı maddeleri bir arada oylayamazsınız. Biz de ise, birbiriyle hiç ilgisi olmayan 26 madde bir arada oylandı. Sonra Başbakan’ın “taraf – bertaraf” sözleri. Nasıl güvenelim AKP’ye?
 
Toplantıda Kürşad Kahramanoğlu’nun önemle üstünde durduğu noktalardan birisi ise, LGBT bireylerin cinsel yönelimlerini çevrelerine açıklamalarının hareket için yaşamsal politik önemde olduğu idi:
Bir ülkede eşcinsel mücadelesi verilirken önemli bir konu da rol modelleridir. Yani toplumda tanınan, saygı duyulan, kanaat önderliği yapabilecek eşcinsel kişilerin bu kimliklerini saklamadan, utanmadan, özür dilemeden kendilerini deklare etmeleri gerekir. Önemli konumlardaki eşcinsellerin cinse yönelimlerini açıklamaları, kendileri kadar şanslı ve başarılı olmayan, ülkenin her yerindeki ergenlere, gençlere, bireylere destek olur. Türkiye’de böyle rol modelleri olmadığı gibi birçok meşhur, zengin, güçlü LGBT bireyi eşcinselliği sadece sekse indirerek yaşıyor. Kendi varlıklarından utanan, kendilerini sevmeyen bu bireylerin en dürüst ve cesurları bile özür dileyerek, saklanarak var olagelmişler. Halbuki eşcinsellik bir varoluş şeklidir. Heteroseksüelliğin varoluş biçimlerinden ne fazlası ne de eksiği vardır. Bunda utanılacak, suçlanacak hiçbir şey yok. Onu ayıp, günah, hastalık yapan diğer insanların önyargılarıdır. Nüfuz sahibi eşcinsellerin bu suskunluğu devletin nefret suçlarına göz yummasına, LGBT bireylerin şantajlara ve şiddete maruz kalmalarına neden oluyor.
 
Ümit Şahin: Medyanın rolü sizce ne olmalı anayasa tartışmalarında? Eşcinsel evliliği kampanya konusu olabilir mi? Somut talepler ne olmalı? Çünkü hep söylüyoruz; haklarımızı istiyoruz, özgürlük istiyoruz diye. Bu talepleri somutlaştırmamız gerekiyor. Bir de, Türkiye’nin içler acısı seçim yasasını düşünürsek, Yeşiller Partisi gibi özgürlükçü partiler, LGBT ile dayanışmak dışında sizce neler yapmalı? (Ümit Şahin ayrıca, LGBT hareketinin milletvekili çıkarmasının, ya da LGBT adayların yerel seçimlere katılmalarının çok önemli olduğunu söyledi. LGBT hareketinin göreceli olarak başarıya ulaştığı ülkelerden bu yönde örnekler verdi.)
 
Kürşad Kahramanoğlu: Eşcinselleri bir parodi olarak gören bir medyadan bugünlere geldik. Tabii ki medya çok önemli. Medyadaki LGBT temsiliyeti çok önemli. Örneğin ben gazeteci değilim; ama neden yapıyorum bu işi? Çünkü Türkiye’de benim dışımda birinci tekil kişiden yazan LGBT gazete yazarı yok. Eşcinsel evliliği için ise benim çekincelerim var. Yani tabii ki stratejik bir hedef ama, şu an nefret suçları için bir yasa yokken, anayasal tanınmışlık yokken eşcinsel evliliğini biraz daha orta vadeli bir hedef olarak görme eğilimindeyim. Yeşiller Partisi gibi partiler için mücadeleye sunabilecekleri bence en önemli politik katkı nefret suçlarının ceza hukukunda tanınması ve özgürlükçü anayasa için mücadele etmek olur.
 
Katılımcılardan son yerel seçimlerde Beyoğlu Kâtip Mustafa Çelebi Mahallesi’nden muhtar adaylığını koyan ve üçüncü olan Belgin Çelik ise, LGBT özgürlüğünü referans almak için ille de Avrupa’ya gitmek gerekmediğini belirtti. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, hatta 1980 darbesinden önce bile LGBT’nin kamusal temsiliyeti, görünürlüğü farklıydı. İmparatorluk zamanında köçeklerin, oğlanların, zennelerin vb. yasal, kamusal temsiliyetleri vardı. Görünürdüler. Kayıt altındaydılar ve Saray’a dahildiler. Ancak cumhuriyet ile birlikte bu temsiliyet bir yok saymaya dönüştü. Son darbe ile de köçekler, translar iyice marjinalize olarak toplumdan dışlandılar.
 
Katılımcılardan Pozitif Yaşam Derneği Başkanı Nejat Ünlü de; Türkiyeli LGBT örgütlerinin stratejik, bütünsel bir mücadele üretemediklerini, kurumsal bir yapı ve devamlılık konusunda hala eksikliklerinin olduğunu, hatta bu bağlamda mücadelenin geriye gitmiş bile olabileceğini söyledi. Daha karamsar bir tablo çizdi. Nejat Ünlü’ye göre LGBT’yi Yeşiller veya benzeri partiler değil, kendi öz mücadelesi özgürleştirecek.
 
Beyoğlu Yeşil Ev, LGBT’yi ve politikayı tartışmaya devam edecek. Yeni konuklar, konular ve katılımcılar ile… Yeşil gökkuşağını takipte kalın!
 
 

Etiketler: yaşam
Nefret