13/10/2021 | Yazar: Deniz Mutlu Taşyürek

Önceden gençlik edebiyatındaki kuir temsiller kasvet doluydu. Fakat son yıllarda işler tersine döndü.

Kuir gençlik edebiyatının kısa tarihi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Deniz Mutlu Taşyürek, Michael Waters’ın medium.com web sitesinde yayınlanan “A Brief History of Queer Young Adult Literature” adlı metnini KaosGL.org için Türkçeleştirdi. [1]

Lezbiyen pulp roman[2] edebi türünün ilk örneği kabul edilen Spring Fire [Bahar Ateşi], 1952 yılında yayımlanmasının hemen ardından büyük bir sansasyon yarattı ve 1,5 milyon kopyanın üzerinde satış yaptı. Kuir kadınlardan kitap hakkında sayısız mektup alan yazar Marijane Meaker ise yaşadığı şaşkınlığı daha sonraları şu şekilde tarif etti: “Spring Fire lezbiyenlere dönük herhangi bir pazara hitap etme amacı taşımıyordu çünkü bilgimiz dahilinde olan böyle bir pazar yoktu… İlk kez eşcinsel okur kitlesinin farkına varılıyordu.” Kitap, kızlar birliğinden [sorority][3] kız kardeşine tutulan birinci sınıf bir üniversite öğrencisine odaklanıyordu ve erken dönem kuir tasvirlerin çoğuna benzer bir şekilde trajedi ile sonuçlanıyordu. Aralarındaki aşk açığa çıktığında, genç kızlardan biri akıl hastanesine gönderiliyor, diğeri ise eşcinsel duygularını reddediyordu.

Meaker, kitabın sonundan hiçbir zaman hazzetmemişti ama yayıncısı kitabın postayla gönderilebilmesi için bunun gerekli olduğuna inanıyordu. Eğer eşcinsellik pozitif bir açıdan anlatılsaydı, Spring Fire müstehcen bir kitap addedilirdi ve ülke genelinde postaneler kitaba el koyabilirdi.

Aslında bir gençlik edebiyatı eseri olmayan Spring Fire, LGBTQ+ gençlik edebiyatı erken dönem örneklerinin çoğuyla trajik bir son ve yayıncının kuir okurları azımsaması gibi benzerlikler barındırıyor. Ancak bu kitabı önemli kılan bir sebep daha var: Spring Fire’ın yazarı Meaker, M.E. Kerr mahlasıyla 1990’da yayımlanan Deliver Us From Evie [Evie’den Bize Teslim] isimli gençlik romanını kaleme aldı. Bu kitap ise butch lezbiyenleri olumlu bir şekilde tasvir etmesi ve mutlu sona sahip olması sebebiyle o dönemde çığır açan bir nitelik taşıyordu. Spring Fire ile Deliver Us From Evie arasındaki keskin tezat, daha büyük çaplı bir kültürel değişimin yansımasıydı. Bu değişim, kuir kurgularda çok hızlı bir şekilde karşılık buldu, hatta daha ileriye taşındı.

Eşcinsel aşkın olumlu tasvirleri bir dönem müstehcenlikle eş tutuluyorken, bu anlatılar giderek daha ana akım bir hal aldı.

İlk kuir gençlik kitabının yayımlandığı 1969 yılında, ABD’deki LGBTQ+ların maruz kaldığı muamele neredeyse Spring Fire’ın raflarda yerini aldığı günler kadar iç karartıcıydı. Eşcinsellik, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hala ruhsal bozukluk olarak tanımlanıyordu. LGBTQ+ Amerikalılar, güvenlik tehdidi olarak görülüyorlardı ve hükümetteki pozisyonlardan menedilmişlerdi. Illinois haricindeki tüm eyaletlerde eşcinsellik halen suç kabul ediliyordu. İşin aslı, CBS’in[4] 1967 yılında yayımladığı ankete göre, “Her üç Amerikalıdan ikisi eşcinsellere ‘iğrenme, rahatsızlık ve korku ile” ve her on Amerikalıdan biri ise “nefret” ile bakıyordu. Hayal edilebileceği üzere, trans Amerikalılara dönük görüşler daha da iç karartıcıydı.

O zamanlardan bugüne, kuirlerin görünürlüğünde, ayrımcılık karşıtı yerel yasalarda ve eşcinsel evliliğe izin veren eyaletlerin sayısında (şu anda 50!) keskin bir artış gördük. Tam olarak aynı dönemde, kuir karakterlere yer veren gençlik kitaplarının sayısı da artmaya başladı: 1970’lerde yılda zar zor bir kitap çıkarken, 1990’da bu rakam yılda yediye ulaştı. Son zamanlarda ise yılda ellinin üstüne çıktı.

Birçok açıdan toplumumuzun küçük ölçekli bir temsili olan gençlik edebiyatı, kültürel değişimleri incelemek açısından önemli bir mercek. Gençlik kitapları gelecek kuşaklara hitap edecek şekilde tasarlandığı için, aslında genç yetişkinlere ilişkin değişimler dünyamızdaki değişimleri yansıtıyor. Ve bu noktada, kuirlerin nasıl bir muamele gördüğü de istisna teşkil etmiyor.

Gençlik edebiyatının yükselişi, LGBTQ+ aktivizminin yükselişine büyüleyici bir biçimde ayna tutmaktaydı. Ergenliğin başlı başına bir hayat evresi olarak tanımlanmasına yardımcı olan olay, yani İkinci Dünya Savaşı, (özellikle kadın) askerler orduda kendilerine benzer birilerini bulma şansı yakaladığından, aynı zamanda ilk büyük ölçekli LGBT topluluklarından bazılarının da ortaya çıkmasını sağladı.

Günümüzde ilk gençlik romanı olarak kabul edilen Seventeenth Summer [On Yedinci Yaz], Maureen Daly tarafından yazıldı ve 1942’de yayımlandı. Birkaç yıl sonra, 1945’te New York Times gazetesinin hazırladığı “Genç Hakları Beyannamesi”, genç tanımını kullanan ve yaygınlaştıran ilk eserlerden biri oldu. Bu beyannamede birçok şeyin yanı sıra “fikirleri sorgulama hakkı” ve “hata yapma hakkı” da yer alıyordu.

1967’de S.E. Hinton’ın The Outsiders [Dışarıdakiler] kitabının yayımlanması, yeni bir gençlik romanı dalgasının başlangıcı oldu. Bu dalgada ahlak dersleri yerini gençlerin yüzleştiği meselelerin detaylı incelemelerine bıraktı. Aynı zamanda, LGBT özgürleşmesinin ilk nüveleri de ufukta görünmeye başlamıştı. Özellikle na-beyaz[5] translar, Dewey Oturma Eylemleri’nde (1965), Compton’ın Kafeterya Ayaklanması’nda (1966) ve tabii ki yeni bir aktivizmin kıvılcımı olan Stonewall İsyanı’nda (1969) öncü rol oynadı.

John Donovan’ın I’ll Get There. It Better Be Worth to Trip [Oraya Geleceğim. Gittiğim Yola Değse İyi Olur.] adlı kitabı ilk gey gençlik romanıydı ve lansmanını Stonewall İsyanı’ndan birkaç hafta önce yapmıştı. Kitapta 13 yaşındaki Davy, alkolik annesinin yanına taşınır ve yeni okulundan bir sınıf arkadaşıyla ilişki kurmaya başlar. Davy’nin sadece “o” diye anabildiği bir öpücük ve cinsel karşılaşmanın ardından, çocuğun çok sevdiği köpeği, çarpıp kaçan bir araba tarafından öldürülür. Ve Davy, her ne kadar yaptığından utanç duymamaya devam etse de bu olayın sebebinin sınıf arkadaşıyla kurduğu yakınlık olup olmadığını merak etmeye başlar. Hikâye muğlak bir şekilde sonlanır. Belki de kitabın raflarda yer bulabilmesi için böyle bir son gerekliydi. Hem homofobikler hem de kuir aktivistler aynı kitabı birbirine taban tabana zıt fikirlerini doğrulayacak bir sona sahipmiş gibi okuyabilirdi.

Bir karakterin hemcinsine karşı hissettiği çekim ile sevdiği birini kaybetmesi arasındaki ilişki, ilk kuir gençlik kitaplarının önemli bir özelliği haline geldi. I’ll Get There’i takiben yayımlanan Isabella Holland’a ait The Man Without a Face [Yüzü Olmayan Adam], Sandra Scoppettone’a ait Trying Hard to Hear You [Seni Duymak İçin Çok Uğraşıyorum] ve Mary W. Sullivan’a ait What’s This About Pete? [Pete’in Meselesi Ne?] düşünüldüğünde, bu türdeki ilk dört kitabın tamamında kuir karakterler ya da onların yakın bir arkadaşı ölüyordu. Ayrıca bu türdeki ilk romanların çoğu kuir çekimi geçici ya da utanç verici bir şey olarak tasvir ediyordu.

Nancy Garden’ın 1982 tarihli romanı Annie on My Mind [Aklımda Annie] bu akımı tersine çeviren ilk kitaplardan biri oldu. Roman, New York’ta önce yakın arkadaş, sonra aşık olan iki genç kızı anlatıyordu. Ve hikâyenin sonunda hem karakterler hayattaydı hem de birbirlerine duydukları aşk. O dönem kuir gençlik edebiyatı açısından bu son derece devrimci bir fikirdi.

Ancak bu yaklaşım bir misilleme ile karşılandı ve kitap çoğu yerde yasaklandı. Ses getiren yasaklardan biri de 1993 yılında Kansas’taki anne-babaların kitabın bölgedeki liselerde yer almasına dönük itirazıydı. Kitabın kopyaları okul bölge müdürlüğünün merdivenlerinde yakıldı. Münakaşa korkusuyla müdürlük kitabın bütün kopyalarını da yok etti. Ancak durum mahkemeye taşındı ve dava Annie on My Mind destekçilerinin nihai zaferi ile sonuçlandı.

Francesca Lia Block’un eserleri başta olmak üzere başka kitaplar da cinselliğini bir mesele olarak görmeyen ve kendini olduğu gibi kabul eden kuir karakterlere yer vermeye başladılar. Marion Dane Bauer’un derlediği Am I Blue?: Coming Out from the Silence [Ben Mavi Miyim?: Sessizlikten Açılmaya Doğru] adlı antoloji, ya kendi kuir olan ya da kuir yakınları olan genç yazarların denemelerinden oluşuyordu. Ayrıca Annie on My Mind gençlik edebiyatı için bir örnek teşkil etti ve M.E. Kerr’in Deliver Us from Evie adlı kitabında olduğu gibi farklı yazarlar bu örneği takip ederek kuir karakterlere mutlu sonlar yazmaya başladı.

1992’ye kadar toplamda 60 tane kuir gençlik romanı yayımlanmıştı. Ancak bu kitapların büyük çoğunluğu, sadece LGB yan karakterlere yer veriyordu. Eğer “kuir gençlik” edebiyatı tanımı kuir ana karakterlerin mevcudiyetini gerektiriyorsa bu rakam ciddi ölçüde azalacaktır.

Ayrıca, 1992 yılında, kuir gençlik edebiyatı eserlerindeki karakterler ezici çoğunlukla beyazdı ve sadece üç romanda na-beyaz kuir karakterler yer alıyordu. Bu kitaplardan biri olarak Rosa Guy tarafından kaleme alınmış 1976 tarihli Ruby, sadece kuir bir genç kıza yer veren ilk kitap olarak değil, aynı zamanda na-beyaz bir genci merkeze alan ilk gençlik kitabı olarak da öncü rol oynadı. Kitaba da adını veren Ruby’nin hayatı, ailesinin Batı Hint Adaları’ndan Harlem’e taşınmaya karar vermesiyle alt üst oluyor ve Ruby başka bir genç kıza yeni filizlenen bir ilgi beslemeye başlıyordu.

1990’ların sonlarına doğru na-beyaz ana karakterlerin sayısında bir miktar artış oldu. Nina Revoyr’un kaleminden, önce basketbolda rakip sonra birbirine aşık olan biri siyah, diğeri Japon-Amerikalı iki kadını konu alan The Necessary Hunger [Gerekli Açlık] ve Jacqueline Woodson’ın kaleminden küçük bir kasabada cinselliğiyle baş etmeye çalışan melez bir genç kızı konu alan The House You Pass on the Way [Önünden Geçip Gittiğin Ev] gibi kitaplar bu esnada yayımlandı.  Ancak bugün hala LGBTQ+ gençlik edebiyatı alanı orantısız ölçüde beyaz.

Hem o zamanın hem de günümüzün cinsiyet eşitsizlikleri de son derece şiddetli. Her şeyden önce, LGBTQ+ gençlik edebiyatındaki cis genç oğlanlar, hala sayıca cis genç kızlardan çok daha fazla. (1992’de 4’e 1 olan toplam oran, günümüzde 2’ye 1.)

Aynı zamanda, kuir genç kızların bir ilişki içerisinde olmama ihtimali kuir genç oğlanlardan daha düşük. Illinois Üniversitesi’nde doçent doktor olan LGBTQ+ gençlik edebiyatı araştırmacısı Christine Jenkins, bu durumu “kuir genç kızlara odaklanan bir hikâyenin romantik olması ya da en azından iki genç kızın birlikte mutlu olduğu bir sona sahip olmasıyla romantizmi ana unsur olarak barındırması gerçeğiyle” ilişkilendiriyor. Şiddet söz konusu olduğunda ise “erkek kuir karakterlerin [bununla] karşılaşması kadın kuir karakterlere kıyasla çok daha olası.” Ancak bu durumun LGBTQ+ gençlik edebiyatına özgü olmadığını ekliyor Jenkins; kısmen şiddete ilişkilin toplumsal cinsiyet stereotiplerinden kaynaklı olarak kurgu edebiyatın tamamında “erkekler kurgudaki kadınlardan daha sık fiziksel zarara uğruyorlar.”

1992’den sonrasına bakacak olursak 2000’lerin başında Alex Sanchez, Nina LaCour, David Levithan ve Malinda Lo dahil olmak üzere bu edebi türün en üretken yazarları sayesinde LGBTQ+ gençlik edebiyatında bir patlama yaşandı. Bu dönemde, yavaş bir şekilde olsa da kuir gençlik edebiyatı LGBTQIAP[6] kısaltmasındaki diğer harfleri de kapsayacak şekilde genişlemeye başladı.

Julie Anna Peters’ın 2004 tarihli Luna kitabına kadar trans gençlik edebiyatı neredeyse yok gibi bir şeydi. Bu kitapta Peters, kardeşinin trans bir kız çocuğu olduğu gerçeğiyle yüzleşme sürecini Regan’ın gözünden anlatıyordu. Luna’nın yayımlanmasını takiben, cis bir karakteri trans bir hikâyenin merkezine koyan anlatılar, trans toplumundaki birçok kişinin sıkıntılı gördüğü yaygın bir klişe haline aldı. Geçen yıl Gay YA[7] ekibinden Vee, “Yıllar boyunca [translara] onları ezen kişilerin hislerinin onların hislerinden daha geçerli ve önemli olduğu öğretildi,” diye yazdı.

Neyse ki son yıllarda, ana akım yayıncılar trans yazarların kendi hikayelerini anlattıkları gençlik romanlarını yayımlamaya başladılar. Birkaç tanesinden bahsetmek gerekirse: Pat Schmatz’a ait Lizard Radio [Kertenkele Radyosu], Meredith Russo’ya ait If I Was Your Girl [Senin Kızın Olsaydım] ve Everett Marron’a ait The Unintentional Time Traveler [Kazara Zaman Yolcusu].

Ayrıca aseksüel karakterler de daha görünür olmaya başladı. Seanan McGuire’a ait Every Heart Has A Doorway [Her Kalbe Giden Bir Yol Var] ve Erica Cameron’a ait Deadly Sweet Lies [Ölümcül Tatlı Yalanlar] gibi kitaplar kendilerini açıkça aseksüel olarak tanımlayan genç karakterlere yer veriyor. Bu durum açık bir şekilde biseksüel olan karakterler için de geçerli. 1997’de M.E. Kerr’e ait “Hello,” I Lied [“Merhaba,” Yalan Söyledim], kendini biseksüel olarak tanımlayan gençlik edebiyatı ana karakterlerinin ilk örneklerinden birini içeriyordu. O günden bugüne çok sayıda başka kitap bu rotayı izledi.

Bu kitapların yaygınlaşmasını sağlayan şey neydi? Birikerek artan bir devinim. LGBTQ+ gençlerin gündelik hayattaki görünürlükleri artmaya başladığında ve yayıncılar LGBTQ+ gençlerin hikayelerini okumaya aç bir okur grubu olduğunu gördüklerinde, bu türden kitaplar giderek daha fazla yayımlanmaya başladılar.

Geography Club [Coğrafya Kulübü] kitabının yazarı Brent Hartinger, metninin yayıncılar tarafından ciddiye alınması için yıllarca çaba sarf etmişti ve sonrasında bu süreci şöyle anlatıyordu: “Tanrım, korkunçtu. İlk taslağı 1991’de yazdım. Ve bunu takip eden on yılımı editörlerden ‘Ben bunu gerçekten sevdim. Ama gey gençlerle ilgili bir kitabın piyasası yok’ cümlesini dinleyerek geçirdim.” Kitap nihayetinde HarperCollins tarafından satın alındı ve Hartinger’a göre onlar da kitabı sevmişti ama iyi satış getirmesini beklemiyorlardı. “Bu kitabın herhangi bir şeyi başarabileceğini düşünen hiç kimse yoktu,” diyor Hartinger. Fakat kitap aldı yürüdü ve yayımlanmasının ikinci haftasında üçüncü baskısını yapmaya başlamıştı.

Bu, aslında birçok açıdan kuir gençlik edebiyatının nasıl böyle büyük bir güç haline gelebildiğinin hikayesi. Kitaplar aşama aşama satış beklentilerini geride bırakmaya başladı ve burada bir hareket inşa edildi. “Çok sayıda genç yazarın kitaplarımızı okuduğunu ve ‘Vay canına! LGBT gençlik kitabı yazabilir miyim? Bu ihtimal dahilinde mi? Bunu yapmak istiyorum,’ diye düşündüğünü düşünüyorum,” diyor Hartinger.

Bu, bizi LGBTQ+ gençlik edebiyatı yazarlarının, toplumumuzda doğası gereği politik olmaya devam eden bir kimliğin inceliklerini keşfedebilmek adına daha büyük riskler alabildiği günümüze getiriyor.

Tabii ki kuir gençlik kitapları hala orantısız ölçüde beyaz ve nadiren L ve G’nin ötesine geçen kimlikleri temsil ediyorlar. Fakat daha kapsayıcı bir kuir edebiyat için verilen çaba, başarıya ulaşıyor gibi görünüyor. 2016 güz dönemi kitaplarına bir göz atmanız yeterli: Anna-Marie McLemore’ ait When the Moon Was Ours [Ayın Bize Ait Olduğu Zamanlar], her ikisi de na-beyaz olan, ay resimleri çizmeyi seven bir trans erkek çocuğu ile bileklerinde güller taşıyan cis genç kızın aşkı hakkında bir büyülü gerçekçilik romanı. C.B. Lee’ye ait Not Your Sidekick [Senin Yardımcın Değilim] ise bir süper kötü kahramanın yanında stajyerlik yapan kuir Asyalı-Amerikalı bir genç kızın hikayesi. Brie Spangler’a ait Beast [Canavar] ise “Güzel ve Çirkin” masalının Belle’in trans olduğu bir günümüz uyarlaması.

LGBTQ+ gençlik edebiyatı giderek çeşitleniyor. Kitap yasaklamalarıyla ve satışlarla ilgili korkularla geçen on yılların ardından gençlerin yaşadığı dünyayı yansıtmaya başlıyor.



[1] (ç.n.): Yazar, birebir çevirisi genç yetişkin edebiyatı olarak yapılabilecek young adult literature’a odaklanıyor. Bu kategoride yer alan kitaplar, yetişkin bir okuyucu kitlesine de sahip olsalar dahi temelde 12-18 yaş arası okuru hedef alıyorlar. Çeviride genç yetişkin yerine Türkçede daha yaygın bir kullanıma sahip olan gençlik edebiyatı kavramı tercih edilmiştir. Metnin farklı kısımlarında kullanılan ve ergenlik ile başlayıp yetişkinliğe geçiş sürecine tekabül eden adolescence kelimesi “ergen”, 13-19 yaşları arasındaki kişileri tarif etmek için kullanılan teenager kelimesi ise “genç” şeklinde çevrilmiştir.

[2] (ç.n.): Metnin İngilizce orijinalinde kullanılan pulp fiction kavramı, 1900’lerin başlarında ABD’de kalitesiz kağıtlara basılan ve kitapçıların yanı sıra gazete bayilerinde de satılan kitapların oluşturduğu edebi tür anlamına gelmektedir. Detaylı bilgi için bkz: https://t24.com.tr/k24/yazi/pulp-fiction-ve-el-altindan-yukselen-erotizm,701

[3] (ç.n.): Fraternity ve sorority ABD, Kanada ve Filipinler başta olmak üzere bazı ülkelerde üniversitelerde kurulan öğrenci topluluklarına verilen isimlerdir. Fraternity sadece erkek öğrencilerden, sorority ise sadece kadın öğrencilerden oluşur. Genellikle yeni üyelerin özel prosedürlerle seçildiği, gizliliğin ön planda olduğu, Yunan alfabesinden harflerle adlandırılan ve öğrenci yurtlarından bir tanesini kendi alanı olarak sahiplenen oluşumlardır. Sorority kelimesi, kız kardeş anlamına gelen Latince soror kelimesinden gelmektedir.

[4] (ç.n.): ABD’de faaliyet gösteren televizyon kanalı CBS News, 1959-1971 yılları arasında CBS Reports ana başlığı altında bir belgesel serisinin yapımcılığını gerçekleştirmiş ve yayımlamıştı. Bahsi geçen ankete, bu seri içerisinde yer alan The Homosexuals [Eşcinseller] bölümünde yer verilmiştir.

[5] (ç.n.): Metnin İngilizce orijinalinde beyaz olmayan herkesi kapsayan bir şemsiye terim olarak people of color (renkli insanlar) kullanılıyor. Kavramın Türkçede yaygın olarak kabul görmüş bir çevirisi mevcut olmadığından anlamı en iyi şekilde aktarmak adına na-beyaz şeklinde çevirdim. Ancak beyaz ve na-beyaz ayrımının beyazlığı kıstas aldığının ve bu nedenle sorunlu olduğunun altını çizmekte fayda var.

[6] (ç.n.): Lezbiyen, gey, biseksüel, trans, kuir, interseks, aseksüel ve panseksüel.

[7] (ç.n.): YA Pride [Genç Yetişkin Onuru] ismi altında faaliyet göstermeye devam eden ve gençlik edebiyatını merkeze alan söyleşilerin, yazıların, eleştirilerin ve değerlendirmelerin, kitap listelerinin yayımlandığı bir web sitesi. Daha fazlası için bkz: http://www.gayya.org/ ve https://www.yapride.org/


Etiketler: kültür sanat, yaşam, dünyadan
Telegram