12/05/2020 | Yazar: Yunus Emre Demir

“Çalıştığım mekanda hiç problem yok. Ama şuradan iki adım ötedeki bir mekanda çalışıyor olsam saçma sapan şeyler yaşayabilirdim.”

Lavanta Tavan: “Çalışanları değersiz hissettirmeye gerek yok!” / Evrim Akbaş Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

LGBTİ+’ların iş hayatında neler yaşadığını konuştuğumuz Lavanta Tavan dizisinde yedinci konuğumuz Evrim Akbaş. Beş yıldır barlarda çalışıyor. İçinde bulunduğu sektörün kendisini tatmin ettiğini ancak çeşitli mekanlarda çalışırken tacize maruz bırakıldığını söylüyor. Akbaş ile barda çalışmayı konuştuk.

Kendinden bahseder misin?

Evrim ben. İki üniversiteye girip okuyamayacağımı fark edip bıraktım. Okuyamama nedenlerimden biri maddi sıkıntılardı. O dönem çalışıp para kazanmam gerekiyordu. 5 yıldır bar sektöründeyim, 3 yıldır da barın içindeyim.

Lisede fotoğrafçılık okumuştum. Fotoğrafçılık yapmak istemedim. Şuan içinde bulunduğum sektör beni fazlasıyla tatmin ediyor. Hatta burada, çalıştığım mekanda olmak beni mutlu ediyor. Ailem gibiler, mutluyum.

Kaç yıldır aynı mekandasın?

Burası açıldığından beri buradayım, 2016 Ekim ayından beri.

Buradan önce nasıl yerlerde çalıştın?

Yine bu tarz bir yerde çalışıyordum ama Kadıköy’ün daha köklü mekanlarından biriydi. Orada da servisteydim, 5 ay kadar çalıştım. Tabi benim için bar yeni bir tecrübeydi kafede çalışıyordum buradan önce. Benim toyluğumla birlikte biraz mobbing de söz konusuydu. Doğrudan insana düşman olduğunu düşündüğüm bir işletmecisi vardı. Yani derdi benim cinsel yönelimim veya cinsiyet kimliğimden ziyade karakterimle alakalı özelliklerimdi. Onunla bayağı bir çatışıyorduk. Sürekli iğneleyici, kışkırtıcı laflar ediyordu.

Orada bayağı şiddet ve tacize de maruz kaldım müşteriler tarafından. Hatta yani müşteri sarhoş, taciz ediyor ben bunu barmene söylüyorum, güvenliğe söylüyorum, işletmeciye söylüyorum ve “onlar sarhoş, sen de zaten kız gibi görünmüyorsun” yanıtını alıyorum. Aynı insanlar bana gülerek “sen de ruj sür o zaman” da diyorlardı. Bu nasıl bir savunma bilmiyorum ama ne gibi göründüğüm ve ne olduğumdan ziyade ben orada çalışıyorum, işçiyim ve beni elleyemezsin. Benim karakterime veya herhangi bir özelliğime bir şey söyleyemezsin.

En sonunda da işten çıkmaya zorlandım. Benimle anlaşamadıklarını, sert olduğumu falan söylediler. Kendimi savunduğum için söylendi bunlar. Mağdur moduna girmek istemiyorum ama doğru bir davranış değildi.

Açık mıydın peki bu bahsettiğin mekanda? Ve şu an çalıştığın yerde açık mısın?

Her zaman açıktım.

Açık çalışamasaydın bir şeylerin daha farklı olacağını düşünüyor musun? Çalışma biçimini etkiliyor mu bu?

Elbette farklı olurdu. Olumlu veya olumsuz olurdu demiyorum ama farklı olurdu. Bir tek lisedeyken staj yaptığım yerde biraz açılmaya zorlanmıştım. Bize güvenebilirsin falan demişlerdi ben de açılmıştım. 1 saat sonra müdür beni yanına çağırdı, buraya aileler geliyor biz seni burada çalıştıramayız dedi. Ben tabi çok şaşırdım daha lisedeyim 17 yaşında falanım ve zaten kendimi de yeni yeni keşfetmeye başlıyorum. Ne seviyorum, ne yapıyorum, ben kimim, ben neyim bunları yeni öğreniyorum.

Bu lafları duyunca şoka uğradım. Aileler geliyor ne demek ya? Ben hangi insana nasıl davrandım da bunu söylüyor? Neyse, bu konuşma böyle ilerledi, sana kötü bir şey söylemek istemiyorum falan dedi. Anlamıyor belli ki, işletmeyi korumaya çalışıyor ama ben orada mağdur durumuna düşüyorum. Bana “ben senin belgelerini imzalayacağım, puanlarını kendin vereceksin ama buraya gelme” dedi. Ben de tamam dedim. Bir yandan işime de geldi ama neden ben bunu yaşayayım ki? Onlara da kızamıyorum ama. Anlamıyorlar, bilmiyorlar ve kendilerini korumaya çalışıyorlar.

Benim kendimi iyi hissetmeye başlamam insanların söylediklerinin beni etkilemesine izin vermememle birlikte başladı. Bir ayrımcılık veya beni kötü etkileyen bir şey var mesela, bunun üstüne biraz düşünüyorum ve sonra da buna dair yapabileceğim bir şey olmadığını anlıyorum. Bunun beni kötü hissettirmesine de izin vermiyorum. Burada duran masanın varlığı beni ne kadar etkilemiyorsa o insanların fikirleri de o kadar etkilemiyor. Onun beni kötü etkilemesine izin verirsem kaybeden ben olurum.

Ayrımcılık konusunda, çok fazla tacize uğradığımı söyleyebilirim özellikle de ne yazık ki kadınlar tarafından. Şu an çalıştığım yere gelen bir müşterim var. Sürekli olarak sarhoş oluyor ve insan içinde garip laflar ediyor. Hiç alakam olmayan biri. Önceki iş yerime de geliyordu bu kişi. Orada çalışan insanlara da anlatmıştım, rahatsız olduğumu söylemiştim. Onlar da geçiştirmişlerdi konuyu. O zaman küçüktüm, tamam diyordum. Bir yandan da işe ihtiyacım var tabi.

Ama bunun üzerine düşündükçe rahatsız etmeye başlıyor tabii. İş yerindeyim, sevgilim geliyor, arkadaşlarım geliyor ve orada avaz avaz bağıran biri var. Bardan çıkıyorum, bir yere gideceğim üzerime atlıyor falan. Tepki vermediğimde bu sefer bağırıyor ve tacizini daha da artırıyor. Ama bu insanı mekandan çıkartmıyorlar. Bunu yapan bir erkek olsa döve döve çıkartırız diyorlar, bunu da doğru bulmuyorum tabi ama neden bu kişi çıkartılmıyor anlamıyorum. Çözüm olarak sundukları şeyler de çok garip. “Sen de istediğini ver rahatlasın” falan diyorlar. Bunun çözümü gerçekten bu mu? Belki nasıl baş edeceklerini bilmedikleri için esprisine yapıyorlar ama biraz daha çözüm odaklı olsunlar istiyorum.

Bu arada bu tarz davranışları LGBTİ+ müşterilerden de görüyorum. En son yaşadığım, beni gerçekten çok sinirlendiren bir olay oldu. 2 kişi oturuyorlar, bizim de mekanı kapatmamız gerekiyor Kapatmadan 15 dakika önce dedik ki kapatıyoruz, size plastik bardak vereceğiz dışarıda devam edebilirsiniz. Bu sırada da dışarıda yağmur yağıyordu. Yarım saat 45 dakika kadar benimle tartıştılar. En son içlerinden biri “gey dayanışması bu mu?” gibi bir laf etti. Beni tanımıyor, kim olduğumu bilmiyor, ne olduğumu bilmiyor onu da geçtim herhangi bir işçiye bu şekilde davranamaz. Benim orada her şeyden bağımsız olarak bir işçi olduğumu görmek zorunda. Sen bana gelip, önce benim gey olduğuma karar verip sonra bir de üstüne benim işimi engellemeye çalışıyorsun. Ben işimi yaparken bana saçma sapan bir şekilde, çok kişisel bir şey söylüyorsun. Herhangi bir devlet dairesinde çalışan birine gidip söyleyemeyeceği, yapamayacağı bir şeyi gelip bize yapıyorlar burada. Sen gidip bir memura “gey dayanışması bu mu?” diyebilir misin? Sonra çıkarken de ifşa etmekle tehdit etti ve gitti. Anlayamadım… Rüyama falan girdi, bitmeyen bir rüyaydı.

Gece hayatında çalışmaya dair konuşalım istiyorum biraz da. Gece hayatında çalışmanın artı veya eksi yönleri var mı sence? Emeğinin karşılığını yeterince aldığını düşünüyor musun?

Çalıştığın mekana göre çok değişiyor. Bundan önce çalıştığım yer her ne kadar LGBTİ+ temalı etkinlikler düzenleye bir yer olsa da yaşadıklarımı az önce anlattım ve bunlar sadece bir kısmı. Bu konuda çok fazla değişken var. Gerçekten çok fazla mutlu olduğun bir yerde tek bir insan, tek bir değişim her şeyi yıkabiliyor bir anda. Ama genel olarak mekanına göre, içinde bulunduğun yere göre artıları olabilir.

Ben işe girdiğimde çalışma saatlerini konuştuk, et yemiyordum bunda da anlaşmıştık. Bir hafta boyunca pilav ve marul verebildiler bazen de pizza söylediler. Başlarda tamam, yeni açılıyor burası falan deyip idare ettik ama çok çalışıyoruz aynı zamanda, az kişiyiz. Menüde bir sürü vegan ürün var önümüze pilav ve marul geliyor. Bu hala tam olarak çözülebilmiş bir konu değil. Nedenini de anlayamıyorum. Çok basit bir şey yani.

Az eleman olduğu için çalışma saatlerimiz çok fazlaydı. Günde neredeyse 15 saat çalışıyorduk. 6 gün 15 saat çalışınca ben izin günümde bile buraya gelmek istiyordum. Çünkü burası evin oluyor artık. Masanın üstündeki çizik bile canını sıkmaya başlıyor, her şeyi sahipleniyorsun. Dolayısıyla işler aksadığında da dert ediyorsun. Emeğinin karşılığında bir teşekkür duymak istiyorsun, tamam genelde duyuyorsun da. Fakat bazen, ben bunu yapıyorum ama karşılığını alabilecek miyim veya alabiliyor muyum, diye düşünüyorum. Para konusunda sorun yok, her zaman aldım paramı ama bazı noktalarında tıkanma oluyor.

Şuan benim çalışma saatlerim iyi ama birçok arkadaşımızın çalışma saatleri yine 14-15 saati bulabiliyor. Bir yandan da orada o kadar saat çalışmazsan diğer arkadaşlarının bu yükün altında yorgunluktan öleceğini biliyorsun.

Bu döngüde mekan hiçbir zaman kaybeden olmuyor sanırım. Çalışanlardan biri yorulmazsa diğeri daha çok yoruluyor.

Tabi tabi mekan her zaman kurtuluyor. Zaten personele hiçbir zaman yatırım yapmazlar, personel gelip gidicidir. Seni gerçekten sahiplenen bir patronun varsa, ki bunu hiç görmedim, bir şekilde rahat edebilirsin. Ama tam olması gereken gibi olmuyor hiçbir yerde. Mutluyum burada, birçok şey bana çok iyi geliyor ama bazen de yok artık diyebiliyorsun.

İş yerine yatırım yapıp işleyişi kolaylaştırmaya ve iş yükünü azaltmaya çok yeltenilmiyor, her ne kadar işlevsiz de olsa mevcut durumda idare edilmesi beklenebiliyor. Patronlar için iş bir şekilde yürüyor, ancak işin içinde olan bizler görüyoruz sorunları. Bu noktada iş verenin çalışanını dinlemesi hem motivasyon hem iş verimi ve sonuç olarak müşteri memnuniyeti açısından faydalı olur.

Gece hayatında çalışırken güvende hissediyor musun?

Ben Kadıköy’den dışarı çıkmıyorum. Boğa’ya indiğimde bile güvende hissetmiyorum. Örneğin saçlarım yeşilken okula gittiğimde, Bayrampaşa’ya, her an birisinin gelip saçlarım yeşil diye bana saldırmasından korkuyordum. Boğa’ya indiğimde bile bunu hissediyordum. Bu günlük yaşamımda da böyle.

Gece hayatında hele ki, tamam Kadıköy’deyim ve problem yok. Çalıştığım mekanda da en azından sağlığım için tehdit oluşturan bir unsur yok. Ne olursa olsun orada bir şey olduğunda yanımda olacak bir sürü insan var, bunu biliyorum. Ama şuradan 2 adım ötedeki bir mekanda çalışıyor olsam saçma sapan şeyler yaşayabilirdim. Yaşayan bir sürü arkadaşım da var. Sadece gece hayatı değil yolda yürürken bile sorun yaşayabiliyorsun. Ben güvende hissetmiyorum.

Gelecek kaygın var mı peki?

Her türlü bir yolunu bulurum diye düşünüyorum. Evet belki hep çok rahat olmam, taciz şiddet gibi olaylar yaşayabilirim, çok savunulmayabilirim ama çok ekstra bir kaygım yok. Biraz daha kolay oluyor sanırım benim için bu işler. İnsanlar bir şekilde ısınıyorlar. Görüntüm daha okey geliyor, bir şekilde kafalarında beni erkek çocuğu olarak görebiliyorlar veya lezbiyen bir kadın diyorlar. Bir şekilde kafalarında bir yere oturuyorlar. Ben onun beni nasıl gördüğüyle de ilgilenmiyorum. Bana zarar vermesin yeter.

Rahatlığıma, mutluluğuma bakıyorum. İnsanlar anlamıyorsa anlamıyordur. Ama genel olarak insanların yaşadığı gibi büyük kaygılar yaşamıyorum. Elbette bu hiçbir zaman yaşamayacağım anlamına gelmiyor.

Çalıştığın yerde şuan rahatsın. Daha önce çeşitli sorunlar yaşadığın zamanlar olmuş. Sektörde de insanlar sorunlar yaşayabiliyorlar. Sence kafe-bar çalışanlarının bir araya gelmeye ihtiyaçları var mı? Veya yaşanan sorunlara dair aklına gelen çözüm önerileri var mı?

Ben çok düşünmekten yorulduğum bir noktadayım. Biraz iş koliğim diyebilirim. İş tanımımın dışında, iş tanımımdan fazla şeyler yapıyorum. Ama yaptığım şeyin karşılığını bence almıyorum. Türkiye’de genel olarak aldığımızı düşünmüyorum.

Sadece para değil, seni motive edecek şeyler de yok bazı noktalarda. Dünyayı kurtarmıyoruz evet. Her gün aynı şeyi yapıyorum, aynı insanlara selam veriyorum ama motive olmak istiyorum. Motivasyon çok önemli bir şey. Sana o parayı vermiyor veya veremiyor olabilir, sana der ki “senin hakettiğin bu, görüyorum ama sana bu parayı veremiyorum şu nedenlerden dolayı”. Ama öyle olmuyor.

Biz örgütlensek de, bir şekilde dayanışsak da sonuçta mekan sahibi biz değiliz. Biz orada çalışıyoruz. Biz ancak ne yapabiliriz, mekan sahibi olduğumuzda böyle olmayız. Personelle şeffaf olunur, durum anlatılır, derdi dinlenir… Bunları yapmak lazım. Çalışandan talep gelecek ve sen onları karşılayamayacaksın diye korkup, bundan gerilip o insanları değersiz hissettirmeye gerek yok. O insana hakettiği parayı veremiyor olabilirsin ama değeri olduğunu hissettirmek önemli.

Benim sorularım bu kadar. Senin eklemek istediğin bir şey var mı?

LGBTQ bireylerin birbirine yaptığı taciz ve psikolojik baskı, diğer insanların bize yaptığından neredeyse daha fazla durumda. Seni anlıyor olması gereken insanlardan bu tarz tepkiler almak çok daha yıpratıcı ve yıkıcı oluyor. Başka bir LGBTQ bireyin kimliğini alakasız bir anda, istediğin olmuyor diye ifşa etmenin vereceği zararı düşünüp hareket etmek gerekli. Cinsel kimliğin sebebiyle çalışma ortamında belirli insanları kayırmanın beklenmesi kabul edilemez bir şey. En azından birbirimize bunu yapmaktan kaçınmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Konuşmanın başından beri sanırım dünyada, Türkiye’de neredeyse kimsenin hak ettiğini alamadığına dair hem fikir olduk. Gerçekten herkes kötü mü çalışıyor o zaman yoksa sistemsel bir sorun olduğunu söyleyebilir miyiz?

Aslında bu meseleyi şuradan düşünüyorum, çalışan insanların beraber çalıştığı insanlara karşı yaptıkları parazitsel durum. Sen çalışıyorsun, işini layığıyla yaptığına eminsin ama yine de hakkını alamıyorsun. O da alamıyor. Ama sen o insanla aynı parayı alıyorsun sen. O insan hiçbir şey yapmayarak, seni daha fazla yorarak o parayı alıyor. İki bardak alıyor, getiriyor koyuyor. O kadar. Elbette o insanın duygu durumu, o anki hali bunlar önemli ama orada iş yapmak üzere bulunuyorsun.

Dayanışma olmalı orada çalışanlar arasında ama biri bile buna uymayınca terazi dengede durmuyor. Olay ‘Çok çalışalım, deli gibi çalışalım’ değil. Oranlı çalışıp işimizi kaliteli yapalım ki biri diğerini telafi edeceğim derken olması gerekenden daha fazla yorulmasın ve sömürülmesin. Biri kaytarırken başka biri işini düzgün yapınca onunla nasıl dayanışacaksın?


Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı
Nefret