31/08/2015 | Yazar: Ece Kocabıçak

14 Temmuz Salı akşamı İstanbul Kadıköy’de yapılan yürüyüş, Türkiye’de lezbiyen biseksüel feminist kadınlar tarafından düzenlenen ilk yürüyüş olma niteliği taşıyor. Bu anlamda hem feminist, hem de LGBTİ hareketi tarihinde bir ilke işaret ediyor. Bu yazı kapsamında neden böyle bir yürüyüşe ihtiyaç duyduğumuzu anlatmak istedik.

Lezbiyen biseksüel feministlerin eylemi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

14 Temmuz Salı akşamı İstanbul Kadıköy’de yapılan yürüyüş, Türkiye’de lezbiyen biseksüel feminist kadınlar tarafından düzenlenen ilk yürüyüş olma niteliği taşıyor. Bu anlamda hem feminist, hem de LGBTİ hareketi tarihinde bir ilke işaret ediyor. Bu yazı kapsamında neden böyle bir yürüyüşe ihtiyaç duyduğumuzu anlatmak istedik.

Neden lezbiyen biseksüel kadınlar olarak yürüdük?

Lezbiyenlere mahsus yayınlanan LeDergi’nin giriş yazısı, yukarıdaki soruyu kısmen yanıtlıyor:

"gey erkekler çoğunlukla lafa “bir ben bir de Zeki Müren var sanıyordum dünyada” diye başlarlar. Kendilerini keşfetme zamanlarında çevrelerindeki onlara benzer tek karakter çoğunlukla Zeki Müren olduğu için. En azından internetin olmadığı, şimdi size binlerce yıl öncesi gibi gelen ama şunun şurasında 15 – 20 yıl önce öyleydi. Lezbiyen kadınlar içinse Zeki Müren’in karşılığı bir örnek bile yoktu. Kızların birbiriyle yakın arkadaşlık etmesi, birbirlerinde yatıya kalmaları, aynı yatağı paylaşmaları yadırganmazdı, bunun göreceli rahatlığı vardı ama hiç bir zaman bunun adını ciddi ciddi koyamazdınız. Hani bir laf vardır “Türkiye’de Kürtler Cumhurbaşkanı bile oldular ama bir tek Kürt olamadılar” diye. Lezbiyenler de öyle işte. LGBTİ camia içerisinde görünürlüğü en az olan kesim, sorunları ve varlıkları en az dile getirilen kesim lezbiyen ve biseksüel kadınlar. Bunun pek çok sebebi var, öncelikli sebep kadının tarih ve toplum içerisindeki konumu zaten. Bu görünmezliği yıkmak da bizim elimizde. Tabii ki kadın hareketiyle birlikte. Ama lezbiyenliği de ifade etmekten sakınmayarak. Alt kültürümüzün pek çok öğesi geylerden “alıntı”. Çoğunlukla aynı terimleri kullanıyor, aynı sanatçılara hayran oluyor, aktivizmde birçok pratiği onların deneyimlerinden yola çıkarak yapıyoruz...” (LeDergi Mayıs 2015).

Lezbiyen biseksüel kadınların görünür olmak gibi bir derdi var. Şimdiye dek bu derdi paylaşan kadınlar, hem LGBTİ hem de feminist hareket içerisinden yola çıkarak farklı girişimlerde bulundu. 14 Temmuz yürüyüşümüz bu girişimlerin bir devamı niteliğinde. Bize mahsus ‘özel olanın’ politikasını yapabilmek ve bunu görünür kılmayı umut ediyoruz. Bu anlamda hem LGBTİ bireyler hem de heteroseksüel feministler ile bir diyalog hali içerisindeyiz.

Örneğin, Yoğurtçu Kadın Forumunda, onur yürüyüşüne yapılan polis saldırısı ve ardından yükselen homofobik/transfobik şiddet üzerine konuşuyorduk. Söz alan bir arkadaş, polis şiddetinin genel olarak arttığını ve sol örgütlerden de pek çok gözaltı olduğunu anlattı. Oysaki, polis şiddetinin hem niteliği, hem de sonuçları birbirinden farklı. F tipi hücre eylemlerinden, cezaevi operasyonlarına, Gezi direnişi ve daha pek çok eylemde nasıl bir polis şiddetine mazur kaldığımızı biliyoruz. Ancak, homofobik/transfobik şiddet, sola dönük şiddetten farklı. Sizden savunduğunuz ideolojiniz adına değil, ‘kendiniz’ olduğu için nefret edilmesi farklı bir durum. Tiksinti uyandıran, onur duyduğunuz ideolojiniz değil, bizzat kendiniz. Herkes bu denli güçlü bir tiksinti ve öfke ile size yöneldiğinde, gerçekten ‘hasta’ olduğunuzu düşünmeniz çok kolay.

Hepimizin az ya da çok yaptığı kendini reddetmek. Bunun bin bir çeşit yolu var. İnkâr etmek ve sürekli bir suçluluk duygusu içinde kendinden nefret etmek bunun bir yolu. Kadınlar olarak kendimizi sevmemiz zaten çok zor iken, lezbiyen bir kadın olarak bunu başarmak çok daha zor. Yine, kendi sorunlarını reddederek, ‘daha ulvi’ sorunlara odaklanmak, kendini reddetmenin bir başka yolu. Sol örgütlerde feminizme tepki duyan bazı kadınların kendi sorunlarını ‘daha önemli’ sorunlar yüzünden ikinci plana atması gibi. Gerek LGBTİ, gerekse feminist hareketteki görünmezliğimiz biraz da bu yüzden. Özetle, onur yürüyüşüne yapılan saldırıya karşı lezbiyen biseksüel kadınlar olarak yürümek ve görünür olmak istedik.

Neden feministler olarak yürüdük?

Feministiz. Örgütlü feminist mücadele içerisinde yıllardır emek harcadık. Ancak onur yürüyüşüne yönelik homofobik saldırıya karşı feministler olarak yürümek için daha önemli bir nedenimiz var. Kadınların kadınları sevmesinin önündeki tüm engellerin kalkmasını istiyoruz. Hey şeyden önce güzel bir şey olduğu için istiyoruz. Ayrıca, bu engellerin, tüm kadınları erkek egemen aşk ve cinselliğe hapsettiğini söylüyoruz. Öncelikle, bu hapisten çıkmaya cüret edenlerimizi eve kapatma, okula/ işe göndermeme, zorla evlendirme – ki düzeltici tecavüzün toplumumuzdaki adıdır bu – ve tıbbi şiddet bekler.

İkinci olarak, erkekler kadınların cinselliğini kontrol altında tutarak sadece kadınların cinsel tercihini belirlemiyor. Bu yolla kadınların kendilerine ait bir haz ve cinsellik geliştirmesinin önüne de geçiyor. Yine, erkek egemen aşk ve cinsellik kendi bedenimiz ile kurduğumuz ilişkiyi ciddi derecede tahrip ediyor. Kadınların özgüveni kendisini güzel ve çekici bulmasına, bu da erkek kontrolüne tabi kılınıyor. Bu durum, erkeklere kadınlar üzerinde kayda değer bir iktidar kurma imkânı veriyor. Bir erkekten ötekine, bu iktidar kendini yeniden üretiyor.

Bununla birlikte, erkek egemen aşk ve cinsellik kadınların ev içi emeği (bakım emeği dâhil) üzerindeki erkek kontrolünü de güçlendiriyor. Kadınlar olarak sömürüldüğümüzü değil, aşık olduğumuz erkeğe ‘destek’ olduğumuzu düşünüyoruz. Onun ev işlerini yapıyor, yemeklerini pişiriyor, asla bakmadığı çocuğumuza bakıyor, tüm bunların üzerine hem yaşam koçu, hem psikoloğu, hem de annesi oluyoruz. Aslında aşkın böyle bir şey olduğuna inanıyoruz. Bu durum kadınların birbirleriyle kurdukları ilişkiyi de zedeliyor. Daha pek çok neden sayabiliriz. Özetle, feministler olarak yürüdük, çünkü heteroseksizm eleştirimiz bütünlüklü bir sistem olarak gördüğümüz patriyarka ile kökten ilişkili.

Daha yolun başındayız. Bir derdimiz var, henüz adını bile tam olarak koyabilmiş değiliz. Hem LGBTİ, hem de feminist hareketin içinden çıkmayız. Hem LGBTİ hem de feminist hareketin bir parçasıyız. Bizden önceki lezbiyen biseksüel kadınlar gibi bir iki adım yürüyüp ortadan kaybolabiliriz. Ya da belki de uzun soluklu bir mücadeleyi yürütebiliriz. Henüz bilmiyoruz. Ancak yüzümüzü kadınlara döndük. Tüm kadınlara yaptığımız çağrı karşılığını buldu ve 14 Temmuz yürüyüşünü birlikte gerçekleştirdik. Önümüzdeki süreçte de kadınların bizi yalnız bırakmayacağını umuyoruz.


Etiketler: kadın
bülten