31/05/2020 | Yazar: Evrim Demirtaş

“Hem kamuoyunun oluşturulması hem de meslek örgütlerinde homofobi/transfobi ile mücadele edilmesi konusunda komisyon ve merkezlerin önemli bir işlevi var.”

“LGBTİ+’ların haklarını savunmak aynı zamanda demokrasiyi de savunmaktır” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Adaletin bu mu dünya” yazı dizisinde avukatlara mikrofon uzatıyor, LGBTİ+ hakları ve hukuku konuşuyoruz. Yazı dizisinde bugünkü konuğumuz Avukat Okan Altekin. Diyarbakır’da LGBTİ+ hareketinin içinde yer alan Altekin, homofobi ve transfobi karşıtı mücadelesine Diyarbakır Barosu bünyesinde kurulan LGBTİ+ Hakları Komisyonuyla devam ediyor.

Av. Altekin ile Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu’nu konuştuk.

Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonunun kurulma sürecinden bahseder misin?

LGBTİ+ Hakları Komisyonu’nun kuruluş aşamasında pek çok meslektaşımızla bir araya gelip fikir teatisinde bulunduk. Bir yandan kuruluş sürecinde bir araya geldiğimiz meslektaşlarımızla usul tartışmalarını yürütürken öte yandan henüz bir girişim olmamıza rağmen her kesimden karşı çıkanlarla mücadele ediyorduk. Bir grup “İslama aykırı” söylemini yükseltirken bir grup da “Bu süreçte daha önemli sorunlar varken komisyon gereksizdir” gibi itirazlarda bulundu. Diyarbakır Barosu yönetimiyle yaptığımız görüşmelerden sonra 2019 yılının Ağustos ayında, hazırladığımız yönetmelik oy çokluğuyla Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu tarafından onaylandı. Daha sonra 16 Eylül 2019 tarihinde tüm Baro üyelerine atılan SMS ile LGBTİ+ Hakları Komisyonu fiili olarak kurulmuş oldu.

Komisyon, kurulduktan sonra bir grup avukat tarafından imzaya açılan bir bildiri ile hedef gösterilmeye çalışıldı. Bildiride “Farklı cinsel özellikleri olan kişilerin tedavi olabileceği, LGBTİ+ların nesil güvenliğini tehdit ettiği, çocuklarımızın ve ailemizin LGBTİ+ olmasına vicdanımızın razı olmadığı, hatta bu tür fiillerin mesleki anlamda da sorumluluk oluşturduğu” gibi nefret dolu ifadeler kullanılarak komisyonun “lağvedilmesi” talep edildi. Tabi bu bildiriyi Baro içerisinde paylaştıktan sonra kamuoyuna sunmaktan vazgeçtiler. Ayrıca komisyon kurulduktan sonra komisyonda yer alan arkadaşlarımızın çoğu kendi yakın avukat arkadaşlarıyla dahi tartışmalar yaşadı.

LGBTİ+ hak arayışına baroların ve kurulan/kurulacak olan komisyonların etkisi nedir?

Açıkçası son süreçte yaşananlara bakacak olursak LGBTİ+ komisyon ve merkezlerinin önemini bir kez daha anlamış oluyoruz. Bilindiği üzere hak ihlallerine maruz kalan özneler sürece dahil olmadığında ne yazık ki etkili bir hukuki mücadele de yürütülemiyor. Tabi ki bunun başında LGBTİ+’lar yer alıyor. Pek çok sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütü yıllardır yapmış oldukları hak ihlalleri raporlarında LGBTİ+’ları görmezden gelmiştir. LGBTİ+ dernek ve oluşumlarının yapmış olduğu raporlamalar ve hukuki destek dışında diğer kurumların etkili bir faaliyet yürüttüklerini söyleyemeyiz. LGBTİ+’ların varoluşlarını yok sayan tutumlar sayfalarca hazırlanan raporlarda ya bir cümleyle ya da hiç yer almayarak kendini göstermiştir. LGBTİ+’ların meslek örgütlerinde mücadele yürütmesi ve saldırılara maruz kalması homofobi/transfobinin çoğulculuğu yok etmeye dönük nefret ideolojisi olduğu bu kurumlarda faaliyet yürüten pek çok kişi tarafından da görülmüş oldu. Diyanetin nefret söylemi içeren açıklamalarından sonra Diyarbakır Barosu, Ankara Barosu ve İzmir Barosu tarafından yayınlanan kınama metinleri ve İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesinin açmış olduğu dava, nefret söylemiyle birlikte mücadele etmenin önemini bir kez daha ortaya koydu. Hem kamuoyunun oluşturulması hem de meslek örgütlerinde homofobi/transfobi ile mücadele edilmesi konusunda komisyon ve merkezlerin önemli bir işlevi var.

Öte yandan nefret söylemi ve LGBTİ+lara dönük şiddeti teşvik eden açıklamalara yönelik ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilecek kınama metinlerine karşı soruşturma açılması LGBTİ+ların hak ve özgürlüklerini savunmanın aynı zamanda demokrasiyi, hoşgörüyü ve çoğulculuğu da savunmak olduğunu gösterdi.

Diyarbakır Barosu LGBT+ hak mücadelesinde nerde?

Diyarbakır Barosunda daha önce LGBTİ+ alanında faaliyet yürütülmemiş olması nedeniyle komisyonun gündeme gelmesi yukarıda da açıkladığım üzere tepkilere neden oldu. Diyarbakır Barosu, katledilen baro başkanımız Tahir Elçi şahsında insan hakları ihlalleri ile ilgili mücadele denilince ilk akla gelen kurumlardan biri. Faili meçhul cinayetler, bölgede yaşanan insan hakları ihlallerini takip edilmesi konusunda da belli bir bilgi birikimi ve deneyime zaten sahipti. LGBTİ+ haklarının insan hakları olduğu gerçeğini de göz önüne aldığımızda bu haklı mücadelede LGBTİ+’ların yanında yer almaktan geri durmadılar. Tepkilere bakıldığında ve tepkilerin farklı kesimlerden geldiği de göz önüne alındığında LGBTİ+ hakları Baroda tartışılmaya devam ediliyor. Farklı argümanlarla homofobik ve transfobik yorumlar yapanlar olduğu gibi farklı sosyal medya platformlarında ya da arkadaşlarıyla girdikleri tartışmalarda desteğinin açıklayanlar da oluyor. Yeni kurulan bir komisyon olarak henüz yolun başındayız. Daha çok faaliyet yürütmemiz gerektiğini de belirteyim. 

Bu soruyu başkaca şehirlerden avukatlara da sordum. Sana da sorulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. LGBTİ+ olan avukatların mesleklerini icra ederken karşılaştıkları sorunlar neler? Diyarbakır’da karşılaştığın örnekler oldu mu?

LGBTİ+ avukatların yaşadıkları sorunlar; hedef gösterilmek, nefret söylemine maruz kalmak ve mesleğini icra ederken cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle iş yerinde mobbinge uğramaları veyahut müvekkilleriyle olan ilişkilerinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinin ifşa edilmeleri örnek olarak sayılabilir.

Özellikle son yaşananlardan sonra komisyonumuz Baronun tartışma sayfalarında hedef gösterildi. Ve bu sayfalarda bazı avukatlar tarafından Diyanetin nefreti sahiplenildi.


Etiketler: insan hakları
Nefret