29/05/2020 | Yazar: Evrim Demirtaş

“Barolara, LGBTİ+ avukatların da meslek örgütleri olduklarını, bizim sorunlarımızla da ilgilenme görevleri olduklarını hatırlatmak bize düşüyor.”

“Öznelerin katkısı olmadan yapılacak her türlü yapı çökmeye mahkumdur” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Adaletin bu mu dünya” yazı dizisinde avukatlara mikrofon uzatmaya, LGBTİ+ hakları ve hukuku konuşmaya devam ediyoruz. Bugünkü konuğumuz Avukat Mahmut Şeren.

Şeren İzmir Barosuna kayıtlı, aynı zamanda hak savunuculuğu yapan bir avukat. Örgütlenmeye, üniversite yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesinin LGBTİ+ topluluğu olan Eşit Şerit ile tanışarak başladı. Eşit Şerit’in ardından halen örgütlü olduğu Genç LGBTİ+ Derneğinde gönüllüsü olduğunu söyleyen Şeren neredeyse 3 yıldır derneğin hukuk koordinatörlüğünü yürütüyor.

“Sanki tek özelliğim lubunya olmakmış gibi bir algı var”

Meslek hayatında açık kimlikli LGBTİ+ öznesi olmandan kaynaklı neler yaşıyorsun?

Açıkçası doğrudan olumsuz olarak nitelendirebileceğim şeyler yaşamadım. Beni tanıyanların bir şey diyesi varsa da arkamdan söylüyorlardır, biraz madi biriyim kolay kolay kimse yüzüme fobik konuşmaz. Ancak canımı sıkan ve sürekli yaşanan birkaç durum var. Birincisi sanki benim tek özelliğim lubunya olmakmış, tek çalışma alanım LGBTİ+ haklarıymış gibi bir algı var çoğu kişide. Baroda, adliyede, sokakta beni gören sadece bunlardan bahsediyor. Halbuki ben lubunya olmaktan ve LGBTİ+ hakları çalışmaktan ibaret biri değilim. Örneğin ceza hukukunda da iddialı, çalışkan ve meraklıyım. Diğer canımı sıkan şey ise, avukatlık tabiri caizse “alıktırarak”, bir başka deyişle toplumsal cinsiyet kalıplarına uymayan davranışlar sergileyerek yapıldığında canınızın sıkılacağı bir meslek. Çünkü bu durumda karakolda, duruşmada ciddiye alınmama ihtimalimizin olduğu ve diğer avukatların gördüğü saygıyı görmeyeceğimiz kesin. Bu nedenle özellikle bazı yer ve zamanlarda kendimi otoriter, sert bir ses tonu ile konuşurken ve alıktırmamaya çalışırken buluyorum. Kendimle ve çevremle verdiğim bunca mücadeleye rağmen hala zaman zaman bu baskıyı üzerimde hissediyor olmak can sıkıcı.

LGBTİ+ avukatlar ya da LGBTİ+ hak savunuculuğu yapan avukatlara, diğer meslektaşları tarafından farklı bir muamele sergileniyor mu? Nasıl değerlendirirsin?

Avukatlardan, icra ettikleri mesleğin doğasından kaynaklanan haklı beklentilerimiz olsa bile onlar da aslında toplumun bir parçası. Bizim mesleğimizde dayanışmanın yeri önemlidir, bunu sağlamaya hizmet eden meslek kuralları vardır. Ancak buna rağmen meslektaşlar arasında sömürünün, tacizin, damgalamanın olduğunu biliyoruz. Bugün açık kimlikli olan avukatların sayısı pek fazla değil, çünkü avukatlık gayet eril bir meslek. Tek bir LGBTİ+ avukat bile açılmak istediği halde meslekten veya meslektaşlardan kaynaklanan nedenlerle açılamıyorsa, meslek içinde ayrımcılığın olduğunu ve güvenli alanların yeterince olmadığını söyleyebiliriz. Meslek kurallarına baktığımızda ayrımcılığa, nefret söylemine ilişkin bir kural göremiyoruz. Neden? Avukatlar bunları yapmaz denemez herhalde. Maalesef barolar LGBTİ+ haklarını tartışmaya başlamakta biraz gecikti, ancak oldukça iyiye gidiyorlar. Mütevazı de olamayacağım, bunun en önemli örneğini de İzmir Barosu sergiliyor. Barolara, LGBTİ+ avukatların da meslek örgütleri olduklarını, bizim sorunlarımızla da ilgilenme görevleri olduklarını hatırlatmak bize düşüyor. Benim daha çok lubunya avukatın barolarda ve hukuk örgütlerinde örgütlenmesiyle birlikte pek çok kazanım elde edeceğimize inancım tam.

Bir yandan çocuk hakları alanında da çalışıyorsun. LGBTİ+ hak savunucuları, söz konusu LGBTİ+ çocuklar olduğunda savunuculuğun neresindeler? Çocuk haklarıyla ilişkilendirdiğimizde, LGBTİ+ çocuklar için ne yapılmalı?

Ben LGBTİ+ çocukların haklarının, ne LGBTİ+ hakları alanında çalışan ne de çocuk hakları alanında çalışan kişiler tarafından yeterince gündeme getirildiğini ve tartışıldığını düşünmüyorum. Aslında genel anlamda çocuk haklarını derinlemesine irdeleyen düzenlemeler ve faaliyetler ülkemiz ve dünya gündemine geç girdi. Birleşmiş Milletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi (ÇHS) dahi 1989 yılında imzaya açıldı.  Bu noktada ilk defa ÇHS’de norm halini alan çok önemli bir ilke ve hak var: Katılım hakkı. Bu hak, çocukların gelişim düzeyleri doğrultusunda kendi hayatları hakkındaki kararlara etkin katılma haklarını ifade ediyor. Yani bir çocuk alacağı eğitim, seçeceği meslek, oluşturacağı kişiliği ve kimlikleri, cinselliğini keşfetme ve ifade etme süreci konusunda haklara sahip olan bir birey olarak söz sahibi. Yine ÇHS’de düzenlenen ayrımcılık yasağından anlıyoruz ki; çocuklar sadece çocuk değil, tıpkı yetişkinler gibi farklı kimliklere sahipler. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin 1 No’lu Genel Yorumu’nda ayrımcılık yasağının ihlalinin, çocukların eğitim fırsatlarından yararlanma kapasitelerini azalttığı, hatta yok edici etki yaratabildiği belirtilmiş ve toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu yer almış. 4 No’lu Genel Yorum’da ise ayrımcılık yasağının cinsel yönelimlere dair de koruma sağladığı ifade edilmiş. Bunun yanında Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Strateji Belgesi, Avrupa Birliği LGBTİ Kişilerin Korunmasına ve Desteklenmesine İlişkin Kılavuz gibi pek çok belgede yer almasına rağmen çocukların gelişimlerini ve yaşamlarının tamamını önemli ölçüde etkilediği ortaya konulan ayrımcılık, şiddet ve istismardan korunmaları ve bunlarla mücadeleye yönelik güçlendirilmeleri için politika üretildiğini göremiyoruz.

Geçtiğimiz günlerde twitterda #LGBTİÇocuklarVardır diye bir hashtag kampanyası başlatılmıştı. Pek çok LGBTİ+ kişi, çocukluk anılarını ve o dönemde hissettiklerini paylaştı. Onlara baktığımızda yapılması gerekenlerin başında; akran zorbalığıyla mücadele, ebeveynlerin bilinçlendirilmesi, çocukların kimliklerini fark edebilecekleri ve konuşabilecekleri güvenli alanların yaratılması, dolayısıyla hiçbir çocuğun kendisini yalnız ya da yanlış hissetmemesinin sağlanması, eğitim müfredatının çeşitlilikleri kapsayan biçimde düzenlenmesi, Çocuk Koruma Kanunu’ndaki koruyucu ve destekleyici tedbirlerin LGBTİ+ çocukları içeren bir yerden kurgulanmaları geliyor.

“Öznelerin katkısı olmadan yapılacak her türlü yapı, ne kadar iyi niyetli olursa olsun çökmeye mahkumdur”

Cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliğinin sağlandığı bir hukuk sistemi mümkün mü? Nasıl değerlendirirsin?

Mümkün tabii, zira hukukun varlık nedeni budur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden bu yana insan hakları hukukunun standartlarından ve normlarından söz ediyoruz. Bugün nasıl yaşam hakkının kutsallığını, işkence yasağının mutlaklığını tartışmıyorsak ve bunlara yapılacak herhangi bir müdahaleyi meşru görmüyorsak, LGBTİ+ haklarının insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve tam da merkezinde yer aldığını da aynı şekilde kabul etmeliyiz. Hukuk sistemi de dahil olmak üzere, herhangi bir sistemin veya politikanın “LGBTİ+ dostu” olabilmesi için yapılması gereken en önemli şeyin alanda çalışan LGBTİ+’ların ve sivil toplum örgütlerinin tavsiyelerine kulak vermek olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki insan hakları rejimi de bu yönde gelişiyor. Yakın zamanlarda oluşturulan tüm hak temelli uluslararası sözleşmeler ve çalışmalar sivil toplum ile iş birliği öneriyor. Hak savunucularının söyledikleri 5-10-20 yıl sonra içtihat ve doktrin olarak yazılıyor. Çünkü isterse dünyanın en iyi hukukçusu olsun, benim sorunlarımın ne olduğunu ve nasıl çözülebileceğini benden iyi bilemez. Öznelerin katkısı olmadan yapılacak her türlü yapı, ne kadar iyi niyetli olursa olsun çökmeye mahkumdur. Kötü niyetli olup bizleri bile isteye elinin tersi ile itenler için de bu geçerli. Tarihin sayfalarında onlar birer kötü örnek olarak yer alırken, biz özgürlüklerini kazanan onurlu insanlar olarak yer alacağız.


Etiketler: insan hakları
Nefret