05/10/2015 | Yazar: Yıldız Tar

Psikiyatrist Dr. Koray Başar ile söyleştik: Danışanlarımızdan ve medyadan uygun olmayan tutumlar sergileyen ruh sağlığı uzmanları ile ilgili deneyimleri öğreniyoruz.

‘Cinsel yönelimi değiştireceğini iddia etmek bilimsel değil’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Psikiyatrist Dr. Koray Başar ile söyleştik: Hemen her gün, danışanlarımızdan ve medyadan maddi çıkarlar ya da şahsi inanışlar nedeniyle uygun olmayan tutumlar sergileyen ruh sağlığı uzmanları ile ilgili deneyimleri öğreniyoruz.

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı ile Kaos GL’nin yürüttüğü “Heteroseksizm Eleştirisi ve Alternatif Politikalar” dersinde bu hafta ruh sağlığına odaklanılacak.

Kaos GL ve Türk Psikologlar Derneği’nin ortak yürüttüğü homofobi ve transfobi karşıtı ruh sağlığı atölyelerini de yürüten Psikiyatrist Dr. Koray Başar’ın konuk olacağı derste cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin gelişimi, psikiyatrinin yaklaşımı tartışılacak.

Ders öncesi Başar’a mikrofon uzattık ve ruh sağlığı çalışanlarının cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine yaklaşımından, açılmaya ve ‘onarım terapilerine’ merak ettiklerimizi sorduk.

Psikiyatri ve psikolojinin LGBTİ kimliklerine bakışına ilişkin yoğun tartışmalar sürüyor. Size göre Türkiye’de psikiyatrinin eşcinsel ve trans kimliklere bakışı ne durumda?

“12 Eylül darbesiyle yerleşen milli tarih, milli coğrafya kavramları gibi bir milli psikiyatri de var mı ki ülkemizdeki bakış, başka bir kıtadakinden farklı olsun”, demek geliyor içimden, ama farklı toplumlarda ruh sağlığı çalışanlarının LGBTİ kimlik özelliklerine sahip bireylere bakışı değişken gerçekten. Neden böyle?

Ruh sağlığı alanında çalışanların, bu konuya kafa yorarak, araştırmalar yaparak bilgi üretenlerin cinsellik ve cinsel çeşitliliğe yaklaşımları, başlangıçtan itibaren toplumsal düşünce sistemleriyle etkileşim içinde oldu. Cinsellik açısından çeşitliliğin atlamalarla ilerleyen, birbirinden keskin sınırlarla ayrılan kimlik kategorilerine karşılık geldiği inancının yerleşmesinde, her kimliğin grubun tüm üyeleri için geçerli özellikler barındırdığı yanılgısının yaygınlaşmasında dönemin dünya ve insana bakışının izlerini sürmek mümkün. Bu kategorik bakışa ruh sağlığı uzmanları da şehvetle kendilerini kaptırdılar. Günlük uygulamalarında insanların böyle kalıplar şeklinde var olmadıklarına defaetle şahit olsalar da… Bilim uygulayıcılarının sarsılıp kendilerine gelmelerini sağlayan, sergilediği çeşitlilik nedeniyle hasta görülen, olmadığı biriymiş gibi davranmaya teşvik edilen, zorlanan, toplumsal hor görülmesine psikiyatri tarafından alkış tutulan kitlelerin örgütlenip seslerini duyurabilmesidir. Çeyrek yüz yıldan uzun süredir aksi yönde cinsel çeşitliliğin kabulüne yönelik eleştirel bakış da, toplumsal hareketlerin ana akım görüşleri sorgulatmasının sonucudur. Artık uluslararası psikiyatri topluluğu cinsel kimliğini, ister cinsel yönelim, ister cinsiyet kimliği, ister bedensel cinsiyet özellikleri açısından toplumun genel kabullerinin dışında tanımlayan bireyleri ruhsal bozukluk sınıflandırmasından çıkartma eğiliminde. Cinsel yönelim, kimileri için yeni bir haberse de bu, yaklaşık yarım yüz yıldır hastalıkla ilişkili değil. Cinsiyet kimliği ve bedensel cinsiyeti örtüşmeyen bireylerin var oluşları adım adım bozukluk olarak görülmekten uzaklaşıyor. İnterseks, yani kabul gören ikili cinsiyet sistemi dışında bedensel özellikleri olan bireylerin var olma biçimlerini tayin hakları ile ilgili ciddi gelişmeler var.

Tüm bu gelişmeler, ruh sağlığı alanında bilgi üreten kişilerin yaşadıkları toplumdan besleniyor. Çarpıcı bir örnek vereyim. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıkla ilgili sınıflandırma sistemi olan ICD’nin güncellenme çalışmaları yıllardır devam ediyor. Üzerinde tartışılan bir tanı kategorisi de, çocukluk döneminde cinsiyetinden hoşnutsuzluk; çocuğun bedensel özellikleri üzerinden tanımlanan cinsiyetten farklı olduğuna savunduğu, bunda ısrar ettiği, o cinsiyetle eşleştirilen oyun, oyuncak, arkadaş seçimi, giyim, davranış ve benzeri özellikleri ısrarla sergilediği bir durum. Bu durum bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanmalı mıdır, tanımlanacaksa bir ruhsal bozukluk olarak mı, yoksa tıbbi bir diğer durum gibi mi sınıflandırmalıdır diye konunun uzmanları arasında tartışmalar sürüyor. İlginç bir şekilde her anket, her soruşturma, her toplantı yarı lehte, yarı aleyhte görüşle sonlanıyor. Ama bölgesel bir fark var mı? Var; bozukluk olarak tanımlanması taraftarları ağırlıklı olarak Kuzey Amerika kökenli, diğerleri değil. Demek ki, nerenin psikiyatrı, psikologu olduğunuz bakışınızı etkileyebiliyor.

Ülkemizde ruh sağlığı çalışanlarının geneli psikiyatri ve psikoloji alanındaki bu gelişmeleri isteksiz ve geriden takip ediyor gibi görünüyor. Ancak sevindirici olan, son yıllarda ruh sağlığı çalışanlarının bu konulara ilgisinde katlanan bir artış olması. Yakında kaybettiğimiz psikolog arkadaşımız Mahmut Şefik Nil dahil birçok psikiyatr ve psikoloğun, hem Türkiye Psikiyatri Derneği ve Türk Psikologlar Derneği gibi meslek örgütleri, hem de Kaos GL, SPoD gibi LGBTİ örgütleriyle işbirliği içinde eğitim çabası içinde olması. Türkiye’de psikiyatrinin bakışı ile ilgili iyimsersek, bunda Türkiye’deki LGBTİ toplumsal hareketinin katkısı büyüktür.

Gelişim süreci, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden bahsederken ister istemez bir kavramla yüzleşiyoruz: Açılmak. Açılmak nedir? Kişisel gelişim ve kendini gerçekleştirme açısından nerede duruyor açılmak?

Açılmak tam olarak da kişinin cinsel kimliğinin farklı boyutları açısından kişinin kendini tanıması, isterse tanımlaması, kendi özellikleriyle ilgili toplumdan kendine miras kalan olumsuz kalıp yargılarla baş etmesi, kendini istediği şekilde gerçekleştirmesi süreci. Bu kendini gerçekleştirme sıklıkla kişinin yakınlarından başlayarak, çevresi ile kimliğinin bu yönünü paylaşmasını, bu kimlik özelliği doğrultusunda arzu ettiği şekilde sosyalleşmesini içerir. Böyle geniş tanımlandığında, kimliğin de hava durumu kadar değişken değilse de, kimi yönleriyle değişkenliğe açık olduğu akılda tutulursa, açılmak neredeyse hayat boyu sürer.

Ancak en sancılı dönemi kişinin kendini tanıması ve toplumun bakış açısından farklı bir şekilde kendine bakmayı, kendini kabul etmeyi öğrenmesi gibi görünüyor. Ciddi ruhsal zorlanmalar da içeren, sıklıkla kişinin yalnız ve yardımsız hissettiği bu dönem, genellikle ergenlik ve erken erişkinliğe denk gelir. Bu aşama kendilerine başvurulduğunda ruh sağlığı çalışanlarının hayat kurtarıcı etkilere sahip olabildikleri bir dönemdir. Ama toplum içinde LGBTİ görünürlüğünün gerek örgütlü, gerek bireysel çabalarla artmasının da rahatlatıcı etkisi olmaktadır.

En yakınlarından başlayarak dışarıya açılmak, LGBTİ bireyin beklediği felaket senaryoları ölçüsünde olumsuz sonuçlar vermemektedir. Yine de, sancılı bir süreçtir ve yardım gerekebilir. Her zaman ruh sağlığı çalışanının değil, ya da sadece onların değil. Benzer sorunlar yaşamış akranlarının, ya da arkadaşlarının desteğinin önemi yadsınamaz. Toplumun genelinin ayrımcı tutumuyla baş etmede, ailenin desteği kişiyi fazlasıyla güçlü kılar. Bu nedenle İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli, Bursa gibi illerde LGBTİ ailelerinin bir araya gelmeleri, birbirlerini ve yakını yeni açılmış ebeveynleri desteklemeleri büyük önem taşımaktadır. Açılma süreci ve sonucunda kurumsal, yapısal ayrımcılıkla mücadele devletin görevidir, bunu da LGBTİ örgütleri sıklıkla hatırlatmaktadır. Umalım ki kanun yapıcılar ve uygulayıcılar bu taleplere daha fazla kulak tıkamasınlar.

Her ne kadar bilimsel hiçbir geçerliliği olmasa da hâlâ eşcinselliğin ‘tedavi edilebilecek bir hastalık’ olduğunu öne süren ruh sağlığı uzmanları var. Peki, çevredeki homofobik baskıdan ötürü bir ruh sağlığı uzmanına giden eşcinsel bir danışanla nasıl ilişki kurulması gerekiyor? Ruh sağlığı uzmanlarının sıkça yaptığı hatalar neler?

Eşcinsellik bir ruhsal bozukluk değildir, ne teşhis edilebilir, ne de tedavi gerektirir. Bilimsel olarak söylenebilecek en net bulgu, cinsel yönelimin herhangi bir yöntemle değiştirilebildiğinin gösterilmemiş olduğudur. Dahası cinsel yönelimleri farklı iki kişi arasında cinsel ve duygusal olarak hangi cinse ilgi duyduklarının ötesinde, bireysel ve sosyal işlevleri etkileyecek bir fark olduğunun kanıtı yoktur. Buna rağmen eşcinsel ve biseksüeller daha çok zorlukla baş etmek durumundaysa, burada müdahale edilmesi gereken cinsel yönelim değil homofobidir. Ruh sağlığı uzmanına düşen, biraz önce belirttiğim açılma ve benzeri süreçlerde bireysel yardım olanağı sağlamaktır. Ancak bunun ötesinde, toplumun geneline ilettiği mesajlara da özene göstermelidir. Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların, uygulamalarında ve söylemlerinde kılavuzları bilimsel bulgular olmalıdır. Kişisel değer ve görüşlerin değil de, bilimsel bilginin esas alınması bu mesleklerin temel kuralıdır. Başka türlü şifa sağlayıcılardan, umut tacirlerinden farklı davranmak, en azından mesleklerine saygılarının gereğidir. Ruh sağlığı uzmanlarının eğitimlerinde aldıkları temel etik yönelim, kendine başvuran kişiye ayrımcı, damgalayıcı tutum sergilememektir. Kişinin kim olduğu kendi başına bir hastalık değildir.

Cinsel çeşitlilik, kimlikler konusunda yeterli bilgisi olmayan uzmanların bunu edinmeye çalışmaları, meslek ilkelerine uygun, günün gerektirdiği yetkinlikte hizmet veremeyeceklerini düşündüklerinde kişiyi yardıma yönlendirmeleri gereklidir. Bu konuda eğitim ve deneyimi olmasa da, ruhsal sağaltımın genel ilkelerini izleyen bir ruh sağlığı uzmanının gerekli yardımı sunma olanağı vardır. Ancak, bilgisizliğin kendi sahip oldukları toplumsal değer yargılarıyla telafi edilmesi, cinsel yönelimle ilgili kişinin yaşadığı zorlukların katmerlenmesine, pekişmesine, bazı durumlarda onarılması güç ruhsal ve bedensel hasara neden olmaktadır. Özellikle de cinsel yönelimin değiştirilmesi gibi bilimsel dayanağı olmayan, sıklıkla etik sorunlar içeren uygulamalardan uzak durulmalıdır. Maalesef LGBTİ bireyler ve aileleri içinde yaşadığımız toplumun olumsuz yargıları nedeniyle çaresiz hissetmektedirler, bu da suistimal edilmelerini kolaylaştırmaktadır. Hemen her gün, danışanlarımızdan ya da medyadan maddi çıkarlar ya da şahsi inanışlar nedeniyle uygun olmayan tutumlar sergileyen ruh sağlığı uzmanları ile ilgili deneyimleri öğreniyoruz. Bu konuda ruh sağlığı alanında çalışan meslek örgütlerine önemli görev düşmektedir.

İlgili haber:

Alev Özkazanç: Normları alt üst etme şansına sahibiz


Etiketler: insan hakları, sağlık
nefret