09/03/2010 | Yazar: Ali Keçelioğlu

Nasıl inkâr edebiliriz ki Trabzon’da ilk defa yapılan Homofobi Karşıtı Buluşma etkinliğinin yarattığı kaygıları.

‘Önce Bakışlar, Söylemler Ters Düz Edilmeliydi’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Nasıl inkâr edebiliriz ki Trabzon’da ilk defa yapılan Homofobi Karşıtı Buluşma etkinliğinin yarattığı kaygıları. Sistemin sağlam duruşunun ardında beliren, entelektüelinden sokaktaki vatandaşına ya da örgütlü faşistine kadar, bir linç ve barbarca şiddetin bulunduğunu.
 
Ali Keçelioğlu, Trabzon’daki Homofobi Karşıtı Buluşma’yı yazdı.
 
“Herkes son derece “saygı duyuyorlar”, hem de her şeye”
Nasıl olur da karşılaşmazsınız ki “homofobik” şeylerle, bir homofobi karşıtı buluşma organizasyonuna girmişken. Ah nasıl da kaşınması gerekiyormuş bu ince ve gizli yaranın. Üniversitenizin bilim insanlarının, şehrinizin önde gelen felsefeci, şair, ressam, feminist ya da aktivistlerinin ne kadar da “hassas” oldukları bir konuymuş bu. Haklarını yememek lazım, hepsi son derece “saygı duyuyorlar”, hem de her şeye.
 
Üniversitemizin rektör yardımcısı afişlerimizi asma isteğimize ret cevabı verişinin gerekçesini sorduğumuz zaman, sanırım bir gerekçesi olmadığı için, “ne olduğunu anlayamadığı anlamsız bir korku hissi” ile kaçar adım uzaklaşır. Bu gerekçenin cevabını almak isteyen genç, masum, anti-homofobik genç kendisinin arkasından koşar adımlarına yetişmeye çalışırken, saygıdeğer bilim insanını “taciz” etmekle suçlanır. Neyse ki “saygılı” olduklarını iddia etmeyen genç insanlar tacizlerine devam ederler.
 
Özgürlükçü, heteroseksüel aydın kesimlerine de bir taciz parmağı uzatırlar. Neyse ki Allahtan hepimiz için hayırlı bir çözümü onlar çoktan belirlemişlerdir de, biz de rahat bir nefes alırız: bu “uç” sorunlar kapitalizmin sorunlarıdırlar ve yine ancak devrimle ve devrimcilikle çözülebilir. Oh be!
 
Heteroseksizm sorunsalının, bir grup marjinalin uç sorunu olmayışını vurgulamanın, “eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir” sloganının yarattığı taciz ortamı ise ibretlik ve görülmeye değerdi.
 
Nasıl inkâr edebiliriz ki Trabzon’da ilk defa yapılan Homofobi Karşıtı Buluşma etkinliğinin yarattığı kaygıları. Sistemin sağlam duruşunun ardında beliren, entelektüelinden sokaktaki vatandaşına ya da örgütlü faşistine kadar, bir linç ve barbarca şiddetin bulunduğunu.
 
Lakin gelin görün ki, salondaki tartışma kültürünün yarattığı olumlu hava ve sinerji ile gerçekten bazı salonlardan bir değişim ve dönüşümün ortaya çıkabileceğini gördük. Örneğin bir ilkokul öğretmeninin Melek Göregenli’nin sunumunun ardından sorduğu “Ben öğretmenim, nasıl bir yol izleyebilirim öğrencilerimle iletişimimde, homofobi konusunda nasıl pratikler geliştirebilelim” sorusu ya da söyleşilerin hemen ardından konuşmacının etrafında kalabalıklar oluşturan, meraklı gözlerle bilmediklerini samimi bir havayla soran, ne yapabilirim diyen insanlar.
 
“Önce bakışlar, söylemler ters düz edilmeliydi”
Kitap ve Sosyal Araştırmalar Kulübü olarak etkinliğin organizasyonu sırasında ve sonrasında özenle yaptığımız işin mütevazı bir etkinlik olduğu ve fakat sonrası için çok gerekli tartışmaların öncülü olabileceğiydi. Yine de yukarda belirttiğim gibi çapının üstünde yarattığı hava ve etki bizi oldukça memnun bıraktı. Önümüzdeki yıllarda oluşturulacak her tür kimyadan örgütlenmenin artık bir kenarda bırakamayacağı bir tartışma konusu oldu sanırım heteroseksizm ve homofobi. Çünkü önce zihinler, önce bakışlar, söylemler ters düz edilmeliydi. Tüzüğünde dahi anılmayan lgbtt’ler, anti-homofobiklerle karşılaşmak birçok örgütlenme için artık göz ardı edilemeyecek bir başlık olacaktır. Çünkü korkulu bir rüyayız biz ve Trabzon’dayız, buradayız.
 
Yaptığımız etkinlik o salonda bulunan insanların dışında, ülke çapında bir takip durumundaydı. Mesela facebooktan ulaşan bazı arkadaşların “katılmayacağım ama çok merak ediyorum tepkileri, ya da arkadaşım hasta gelemeyeceğim ama merakla takip ediyorum internet ortamında” diyenler. Güneş gözlüğü takan ama yine de gözlüğün üstünden şöyle bir bakan, duyarsız kalamayıp bir facebook mesajı aldığımız birkaç arkadaş vardı bu şekilde.
 
“İnsanlık için küçük fakat bizzat bizim için büyük bir adımdı:)”
Etkinlik organizasyonunda bizzat çalışmış ve etkinliği özenle takip etmiş arkadaşlarımıza sorduk: Nedir, ne oluşturdu kafanızda bu etkinlik, üzerinizdeki etkiler nelerdir, diye. Her bir arkadaşımın kafasında birkaç cümleye sığamayacak oldukça geniş ve yoğun tartışmalar yaşanıyordu şüphesiz. Ama işte bir kaç cümle söyleyiverin gari:
 
“Artık saygı duyma klişesinin bir adım ötesinde olduğumu düşünüyorum. Görüyorum çünkü, anlamaya çabalıyorum ve içimdeki ötekiyi ve ötekiciyi anlamak gibi bir şey oluyor bu. Kesinlikle olup biten, söylemlerin sıralandığı etkinliklerden oldukça büyük farkı olan bir etkinlikti. İyi ki yapmışız” diyor, Gamze.
 
“Etkinliğe katılım az olsa da, ki bu normaldi ilk olduğu için,  bundan sonraki çalışmalarda daha yoğun katılım olacağını düşünüyorum. Birebir ulaşamadığımız bir sürü insan vardı, duyuru kısmı birkaç güne sıkıştırıldı.” dedi, Özlem.
 
“Trabzon’daki ‘aydın’ insanların etkinliğe katılma gereği duymamaları, hatta etkinliğin düzenlendiği salonun bahçesinde felsefe, sanat, güncel siyaset tartışmaları yapmaları, ironik açıdan bize bir şeyler gösterdi. Ya da 8 Mart’tan 8 Mart’a cinsiyet eşitsizliği tartışması yapan platformların aynı şekilde etkinlikte boy göstermemeleri. Özellikle bu kesimlerden ilgi görmemek bizim için öğretici oldu diyebilirim” demiş, Fatma.
 
“Gereksinimlerimizi fark ettik, başlıklarında eksikler bıraktığımız tartışmalarımızı, belli başlı ayrımcılık konularında perspektifimizi genişletecek olan konuları fark ettik. Örneğin nasıl olur da mizah anlayışımızı sorgulamadan dilimizi şekillendirebiliriz, sloganlar üretebiliriz. Ürettiğimiz sloganlar bir taraftan bir ayrımcılığa karşı çıkarken hadi başka bir taraftan homofobiyi destekliyorsa.” dedi, Sümeyye.
 
“Neredeyse ders niteliğindeydi etkinlikler. Özellikle Psikiyatr Dr. Koray Başar’ın toplumsal cinsiyet üzerine çeşitlendirdiği, hem toplum içinde hem bilimsel alandaki tanımlamalar, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim… gibi ayrımlar kafamızda belirgin kavranışlara dönüştü.” diye, belirtti Gizem.
 
“Ben özellikle gazeteden ya da sanal ortamdan haberdar olup gelen arkadaşların olmasına çok mutlu oldum. Bu tartışmalara ihtiyacı olan inanların az olmadığını, etkinliklerin de sen-ben-bizimki’nin çemberinin dışına taştığını görmek güzel” diyor Umut.
 
“Bilmenin de ötesinde duyarlılaşmanın ne olduğunu, özellikle birebir sohbetlerimizde, gördüm. Kafamızdaki prototipleri attık bir kenara bence” diye ekledi ardından Haydar.
 
“Ben bizzat kadın örgütlenmesinde ve sosyalist bir örgütlenmenin içinde bulunan bir insan olarak şunu iddia edebilirim ki artık basmakalıp söylemlerin bırakılması için, örneğin feminist politika üretmenin kadın erkek ayrımından başlamaması gerektiğini, uğraşacağım. Heteroseksizm’den bakmanın politik bilince azımsanamayacak katkısı var” diyor, Ferda.
 
Homofobi Karşıtı Buluşma’nın bir ayağını ve hatta ilk etkinliğini, Trabzon’da da ilk olmasını eklersek, bırakın yaşayalım biraz bunun onurunu. İnsanlık için küçük fakat bizzat bizim için büyük bir adımdı:)
 

Etiketler: yaşam
Nefret