26/08/2011 | Yazar: Ali Erol

Örgütlenme girişimi başlatan Sosyalist LGBTT’lerden Caner Lüle, Bakan Şahin’in bahsettiği ‘muhafazakâr demokrasi’nin toplumsal olarak LGBT’lere de diğer ezilenlere çok fayda sağlamayacağını söyledi.

‘Özgür Aileler İçin Sınıflı Toplum Yapısı Yok Edilmeli’ Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Örgütlenme girişimi başlatan Sosyalist LGBTT’lerden Caner Lüle, Bakan Şahin’in bahsettiği “muhafazakâr demokrasi”nin toplumsal olarak LGBT’lere de diğer ezilenlere çok fayda sağlamayacağını söyledi.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in, eşcinsellerin sorunları konusunda “aile değerlerini sarsmadığı müddetçe” her türlü desteği verebileceklerini söylemesi ve “ben muhafazakâr demokrat bir partinin bakanıyım” açıklamasını Sosyalist LGBTT’lerden Caner Lüle kaosgl.org’a değerlendirdi.
 
Genelde haklar özelde aynı hakların LGBT bireyler için de geçerli olması konusunda şart koşmak ne anlama geliyor; temel insan haklarında herhangi bir grup için “şart” koşulabilir mi?
Temel insan hakları aslında tüm insanların tartışılması dahi gülünç olan haklarıdır. Beslenme, barınma, yaşama, eğitim vs. Devlet tarihsel olarak bu hakları korumayı teorik olarak garanti ediyor (!); ancak gerek günümüz kapitalist-ırkçı düzeni, gerekse heteroseksizm ile patriyarka insanların kendi temel hakkı olan şeyleri ne kadar “hak ettiği” konusunda eşitsizlik yaratıyor. Hayat sigortaları bile böyle çalışıyor; bir işçinin ölümüyle bir patronun ölümü farklı miktarlarla karşılanıyor; ya da bir travesti katili daha az ceza alıyor heteroseksüel birini katledene göre. Dolayısıyla “olması gereken”, insanın kimlik özelliklerini insan haklarına erişimi açısından eşitsizlik aracı olarak kullanmamaktır, bunun pazarlığı yapılamaz, şart koşulamaz. İtiraz etmeyen, boyun eğen işçiler, LGBT’ler, kadınlar vs., ancak sistemin izin verdiği miktarda da olsa insan haklarına erişir, baş kaldıranlar erişemez. Biz tüm bunlara karşı demeliyiz ki, insan hakları pazarlık konusu değildir, birilerinin kararına bağlı değildir herhangi bir şart ve hüküm kabul etmez, etmemeli.
 
“Muhafazakâr demokrat” siyaset nedir; demokratik haklar konusunda sınırlarını neye göre çizer? Hayat değişir dönüşürken, demokrasi gelişirken “muhafazakâr demokrat” siyaset kendini bu süreçte nasıl konumlar, kendisi de değişmez dönüşmez mi?
Demokrasi tanımı aslında oldukça geniş bir tanım ve baştan sona tüm toplumsal hareket biçimlerine içselleştirilebilecek bir kavram. Sosyal demokrasi de, muhafazakâr demokrasi de, milliyetçi demokrasi de kendisini yalnızca “demokrasi” olarak değil, önüne belli sınırlar teşkil etmek üzere konmuş sıfatlarla tanımlıyorsa, bunun gerçek demokrasi olduğu tartışmalıdır. Bakan’ın bahsettiği “muhafazakâr demokrat”, algıladığım kadarıyla, muhafazakârların demokrasisini kabul etmektir, demokratik hakları zaten tutucu olarak sınırlarını artırmış bir kalıba göre iyice sınırlandırarak, muhafazakârlığın öngördürdüğü ölçüde genişletebilecek ve bu da toplumsal olarak ne LGBT’lere ne de diğer ezilenlere çok fayda sağlamayacaktır. Kendini muhafazakâr demokrat olarak tarif eden bir iktidarın kendi kendini dönüştürmesini ve geliştirmesini beklemek zaten boş olacağından, böyle bir dönüşüm ve gelişim yaşanacaksa bu kendiliğinden değil, mücadele edenlerin kararlılığıyla, mücadelelerinin devamlılığıyla olacaktır.
 
Bakan, “her türlü ayrımcılığı reddeden, herkesi vatandaş olarak gören” bir anlayıştan konuştuğunu belirtiyor. Peki, neden LGBT’ler hâlâ “vatandaş” olamıyorlar; sizce “muhafazakâr demokrat” siyaset LGBT bireyleri “vatandaş” olarak kapsayabilir mi?
Bu süreç –özellikle kendini ‘muhafazakâr demokrat’ olarak tanımlayan bir iktidar altında- kendiliğinden gelişemez diye düşünüyorum. Bu vatandaş olma hadisesi ve ‘muhafazakâr demokratların’ böyle bir kapsama bilincine erişmesi, LGBT mücadelesinin devamlılığına, kararlılığına ve kuvvetine bağlıdır. Bu devamlılık ve kuvvet –ikisi birden- uzun vadede ancak diğer sınıfsal hareketlerle bağlantı kurulduğunda mümkün olabilir.
 
Bakan Şahin’in şart koştuğu “aile değerleri” konusunda ne düşünüyorsunuz; kadınlara ve LGBT’lere hem bireysel hem örgütsel varoluş ve ifadelerine karşı kullanılagelmiş hukukta mevcut “Türk aile yapısı” haricinde telaffuz edilen ve şart koşulan bu değerler neler olabilir?
Var olan aile yapısı maalesef cinsiyet farkını açan, kadın ve erkek arasında bir sınıf farkı yaratan ve güya toplumun temeli olarak tanımladıkları aileyi aslında bir üreme aracı olarak kullanan bir kurum. Heteroseksüeller için dahi cinsel ilişkiye girmenin, çocuk sahibi olmanın, miras hukukuna bağlı emeğin bölüştürülmesinin önkoşulu evli olmak. Konu LGBT’ler açısından incelendiğinde durum iyice vahimleşiyor; çünkü aile kurmanın temel şartı olan evlilik hakkı var olmadığından eşcinsel ve biseksüellerin günümüz Türkiye’sinde bu hakları da yok. Olsa daha mı iyi olurdu? Bahsettiğim gibi “evlenmiş” çiftlerin de içine girdikleri düzen, tanımlanan aile yapısı, oldukça dar amaçlara hizmet etmek üzere kurulmuş bir topluluk olduğundan eşcinsel ve biseksüeller için de bunun çok farklı olacağını düşünmüyorum.
 
Bakan’ın koruyacaklarını belirttiği “aile değerleri” değişmez dönüşmez midir, kadınlar ve LGBT’ler kendi varoluşlarını geliştirme ve özgürleşme süreçlerinde kendi değerlerini nasıl geliştirebilirler, bu değerler Bakan’ın bahsettiği “aile değerleri”ni nasıl etkiler?
Aslında bu konu yalnızca LGBT’leri değil, toplumun tüm bireylerin etkileyen bir süreç. Aile kavramının bileşenleri anne, baba ve çocuklar gibi dar bir kalıba sığdırıldığından ve üretim mekanizmalarına dâhil oluş biçimi yasalarla veya toplum bilinciyle belirlendiğinden şu anki formu çok da yol açıcı değil. Ancak, aile yapısı; kadın-erkek eşitsizliğinin kırılması, gerek cinsiyet gerekse toplumun genel sınıf farklarının ortadan kalkması ile dominant baba, domine edilen anne veya genel olarak baba ve anne kavramlarının dışına çıkarsa o zaman özgürleşmeye başlayabilir. Beş kişi, bir anne, baba ve çocuklar belirlenimciliğini reddederek de dayanışma, saygı, sevgi, paylaşım ve üretim ilişkilerini ortaklaştırarak bir aile kurabilir.
 
Bu bahsettiğimde sınıflı toplum yapısının yok edilmesi oldukça önemlidir, çünkü evlilik hakkı elde etmiş LGBT’lerin günümüz durumuna bakıldığında onların da günümüz aile yapısına entegre olduklarını, aynı tüketim biçimine ve sisteme dâhil olduklarını görebiliyoruz.
 
Bakan’ın, muhafazakâr demokrat ve dolayısıyla sistemi olduğu gibi kabul eden, hatta değişmesine engel teşkil edeceklerden biri olarak, kendi bahsettiği veya atıfta bulunduğu aile değerleri, yukarıda bahsettiğim algıyla tamamen değişecektir. Buna çok da gönüllü olduklarını sanmıyorum.
kaosgl.org, uzmanlar, insan hakları savunucuları, akademisyenler, feministler ve LGBT’lere, Aile Bakanı Şahin’in bahsettiği “aile değerlerini”, insan hakları alanında “şart” koşma ile “muhafazakâr” siyaseti sordu.
 
kaosgl.org’un haber dizisi devam ediyor…
 
İlgili Bağlantılar:
 
Pembe Hayat LGBTT Derneği, Voltrans Transerkek İnisiyatifi ve İstanbul LGBTT Derneği
 
LİSTAG: “Aile Değerleri LGBT Çocuklarımızın Aile İçinde Yaşama Hakkının Temini ile Korunur”, kaosgl.org
 
İHOP Koordinatörü Feray Salman: “İnsan Haklarını Güvence Altına Almak Hukuki Bir Yükümlülüktür”
 
New York Eyalet Üniversitesi, Prof. Dr. Zehra F. Kabasakal Arat: “Herkes Benim Vatandaşım Ama Heteroseksüel Olmak Koşuluyla!”
 
Aksu Bora, Zozan Özgökçe, Nihal Ahioğlu-Lindberg, Barış Kılıçbay: “Korunacak Aile Değerleri Kimin İçin?”
 
İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden siyaset bilimci Yrd. Doç. Dr. Devrim Sezer
 
Hukukçu, yazar ve insan hakları savunucusu Orhan Kemal Cengiz
 
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümünden Doç. Dr. Nilgün Toker Kılınç
 
“Ben Muhafazakâr Demokrat Bir Partinin Bakanıyım”

Etiketler: yaşam
Telegram