05/05/2020 | Yazar: Umut Güven

Şöyle bir söz vardır; “Masallar küçükleri uyutmak büyükleri uyandırmak içindir!”. Masallardaki heteronormativiteyle de mücadele etmeliyiz, çünkü kimseyi kandırmaya hakkımız yok!

Masallar diyarından bir ses: Zahter Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Covid-19 salgını dolayısıyla karantina günlerinde Kaos GL dergisinin “Queer Göç 2” dosya konulu 171. sayısı yazıları KaosGL.org okurlarıyla buluşuyor.

İnsanlığın en kadim geleneklerinden biri olan masal anlatıcılığı ve hepimizin hayatında bir şekilde yer edinmiş masallara dair Zahter Saklıyan ile bir araya gelerek keyifli bir röportaj yaptık. Kaos GL okurları için sorularımızı cevaplayan Zahter, ardından kendi kaleminden çıkan bir masalı da bizlerle paylaştı.

Bize biraz Zahter’den bahsedebilir misin? Zahter masallarla nasıl tanıştı?

Zahter, Orta Doğu halklarından birkaçının birleşiminden dünyaya gelmiş, en çok Ermeni yanını seven, şirin mi şirin, sevecen mi sevecen biri. Büyükannesini çok seven ve O’nun ninnileriyle, türküleriyle, ağıtlarıyla ve masallarıyla büyüyen bir trans. 

Zahter masallarla çok küçük yaşta tanıştı. Büyükannesi Yerevan Radyosu’ndan emekliydi ve televizyon izlemeyi pek sevmeyen iki farklı kuşaktılar... Eğlence ihtiyaçlarını masallarla, şarkılarla gideriyorlardı. Önce büyükannesi eski masallardan anlatıyordu daha sonra Zahter büyükannesine hayran bir şekilde yarım yamalak aklına gelenlerden bir masal oluşturuyordu ve anlatıyordu.

Masallarla böyle tanıştım işte ve çok sevdim.

“Çağımızın masal anlatıcıları hak ettikleri değeri göremiyorlar”

Masal anlatıcılığı yapıyorsun, peki masal anlatıcılığı nedir? Hikâye anlatıcılığından bir farkı var mı?

Masal anlatıcılığı en kadim ve ne yazık ki unutulmuş olan bir meslek. Günümüzde, çağımızın masal anlatıcıları çoğalıyor ama hak ettikleri değeri göremiyorlar. Hikâye anlatıcılığı ile masal anlatıcılığı arasında ritüel farklarımız var ve bir dede, bir nene, bir torun sevecenliği farkı vardır. Hikâyede olay örgüsünü kronolojik bir şekilde anlatıp geçersin ama masallarda öyle değildir. Örneğin bir evi anlatıyorsun betimlemelerinle o evi dinleyiciye yaşatıp hissettirmelisin. Evin büyüklüğünü, kokusunu (tarçınlı cevizli kurabiye kokulu bir ev vb.) rengini vs… O dünyaya daha fazla dahil hissetmeli karşındakiler.

Masala ilgi duyan herkes masal anlatıcılığı yapabilir mi?

Masallara ilgi duyan herkes bu geleneği yaşatmalı, meslek edinmese bile masal anlatmalıdır. Çünkü bu tarz sözlü edebiyat kültürüne ihtiyacımız var. Elbette bunun bir mektebi yok. Kimileri doğuştan anlatıcı; büyükannem gibi, kimileri anlata anlata anlatıcı olur; benim gibi.

“Masalların cis-heteronormatif olmasından kaynaklı masal yazmak zorunda hissediyorum”

Kendi masallarını da yazdığını biliyorum. Masal yazma süreci nasıl işliyor? İlham aldığın hikâyeler, coğrafyalar, kişiler var mı?

Evet yazıyorum ve kendimi masal yazmak zorunda hissediyorum. Nedeni cidden masalların Cis-Heteronormatif olmasından kaynaklı. Şimdilerde yeni türeyen masal anlatıcılığı eğitmenleri var. Onlara göre tüm masallar ve karakterleri “cinsiyetsiz”miş. İyi de ablam biz niye göremiyoruz masal haritasını çıkartırken o karakterleri ve masalları?

Neyse konuyu dağıtmayayım! Ben Lubunyaların yaşadıklarından yola çıkarak masal yazıyorum yani Lubunyalar ilham kaynağım benim. Örneğin hâlâ sonunu getiremediğim İzmir Pride masalım var. Pride’da yaşananlardan ilham alarak yazmaya çalıştığım bir masalım. Sonunu getirdiğimde seninle paylaşacağım. Ayrıca Ortadoğulu olduğum için Ortadoğu masallarını pek severim. Özellikle Ermeni, Mezopotamya, İran, Kuzey Afrika, Kafkasya masallarını… Buralardan da beslenmekteyim. 

Peki masal haritasından bahsettin…

Masal haritası masal yazmak için kullandığımız bir yöntemdir. Masalın geçtiği kronolojisi çıkartılır, karakterler sıralanır, masalın geçtiği coğrafya ve mesken çıkartılır vs. Bir nevi kolaylaştırıcı bir yöntemdir.

“Hayat sadece cis-hetero değil, haliyle masallarımız da cis-heteroseksist olamaz”

Masallardaki heteronormatif yapı hakkında ne düşünüyorsun? Farklı coğrafyalardan heteronormatif olmayan masal örnekleri var mı?

Şöyle bir söz vardır; “Masallar küçükleri uyutmak büyükleri uyandırmak içindir!”. Masallardaki heteronormativiteyle de mücadele etmeliyiz, çünkü kimseyi kandırmaya hakkımız yok! Hayat sadece cis hetero değil, haliyle masallarımız da cis heteroseksist olamaz. Bu düzenin içinde yaşarken, her türlü fobiye karşı masallarımızla da mücadele etmemiz gerekiyor. Bildiğim veya belki de büyükannemin uydurması olan heteronormatif olmayan masallarımız mevcuttu. “Fırat’la Munzur” bir Mameki (Dersim) masalı, bir korku masalımız var “Veyve Milaketu (Hayaletlerin Düğünü)” bu da Mameki (Dersim) masalıdır. İskender (Aleksander) masalı mevcuttur, bunları örnek olarak verebilirim.

Bu masallardan kısaca bahsedebilirim belki…

Fırat’la Munzur bölgede iki mühim nehirdir. Bu iki isim genelde atanmış erkek isimleri olarak kullanılır ama masalımızda bu iki nehrin birbirine olan aşkından bahsedilir. Hayaletlerin düğününde yani Veyve Milaketu’da ise hiçbir karakterin cinsiyetini anlayamazsınız. Aleksander ise yaverine âşık olan bir kralı anlatıyor ama asla ona dokunamıyor, hissedemiyor ve o’nu sevdiğini söyleyemiyor.

Heteronormatif masalları dönüştürmemiz mümkün mü, sen anlatırken nasıl bir çözüm üretiyorsun bu duruma?

Bence olanı dönüştürmektense, biz kendimiz yazmalıyız masallarımızı. Queerleştirerek, lubunyalaştırarak yazabiliriz. Böylece daha güzel ve eğlenceli masallar zinciri oluşacağından da eminim. Olan masalları ise dönüştürmek zor değil, çok kolay. Geniş bir hayal dünyası ve biraz da lubuncayla o heteronormatif masallar çok güzel bir değişime uğruyorlar. Ayrıca senin aracılığınla da Türkiye’deki LGBTİ+ alanında çalışan kurumlara seslenmek istiyorum. Neden biriniz Queer Masal Yarışması düzenlemiyorsunuz? Linç edilmek istemediğim için uzatmayacağım.

Daha çok masal okumak isteyen, belki de okudukça anlatmak isteyen kişiler için önerebileceklerin var mı? Nerelerden okuyabilirler, masalların dünyasına nasıl daha çok dahil olabilirler?

Benim çok sevdiğim ve herkese önerdiğim masal kitapları şunlar; Samed Bahrengi’nin tüm kitapları, Umberto Eco’dan “Cecünün Yer Cüceleri”, Dipnot Yayınları’nın bastığı “Ötekileştirmeyen Masallar”, Murathan Mungan “Lal Masalları”, Ursula K Le Guin’den “Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar” ile “Zihinde Bir Dalga” ve “Bölgesel Masallar” (Ermeni, Kızılderili, Rus, Japon). 

Ve bir masal anlatılmaya başlandıysa asla yarım bırakılmamalı yoksa masalın laneti peşinize düşer. Söyleşimiz diyarlara ve siz okuyanlara rahmet olsun efendim.

masallar-diyarindan-bir-ses-zahter-1

Zahter’in Kaleminden; Nefrete İnat Yaşasın Hayat

Meşe Ağaçları’nın çok olduğu bir ormanda "Eşem" ve "Zarik" adlı iki arkadaş yaşarmış. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Bu iki dost birbirlerinden hiçbir şey saklamazlarmış ta ki Zarik kendisi hakkında bir şeyi Eşem'den saklayana dek...

Neşesi ile tanınan Zarik günden güne neşesini kaybedip kimseyle konuşmamaya başlamış. Bu duruma içten içe üzülen Eşem; "Neden böylesin?" diye sormuş. Eşem'in uzun çabaları sonucunda Zarik; "Meşe Ağacı gibi hissetmiyorum!" demiş. Eşem; "Ama nasıl olur? Sen bir meşe Ağacısın!" demiş. "Evet" demiş Zarik ve devam etmiş "Meşe Ağacı gibi görünmem, Meşe Ağacı olduğum anlamına gelmez ki. Ben her gece uyumadan pembe yaprakları süzülen bir Kiraz Ağacı gibi hissediyorum. Ama bunu kimselere söylemedim. Beni anlamayacaklarından korkuyorum! Lütfen, sen de kimseye söyleme olur mu?" "Tabii tabii" demiş Eşem ama bu sır, sır olarak kalmamış. Ormanda ki tüm Meşe Ağaçları duymuş. Başta yakın arkadaşı Eşem ve diğer Meşe Ağaçları’nın tavır aldığını gören Zarik, kendini günden güne iyice yalnız hissetmeye başlamış. Bir gözyaşı ne zaman toprakla buluşsa, ağlayanın derdine derman olan bir Gözyaşı Perisi, topraktan, semaya yükselirmiş.

Gözyaşı Perisi; "Neden ağlıyorsun?"

"Kiraz ağacı olmak istiyorum. Ama Meşe Ağaçları benimle konuşmuyorlar." demiş Zarik.

"Merak etme, taş üstünde taş kalmadığında, toprak kaydığında onlar hatalarını anlayacaklar." deyip asasıyla Zarik'e dokunmuş. Zarik'in yemyeşil yaprakları birdenbire pembe olmaya başlamış ve Zarik artık bir Kiraz Ağacı olarak yaşamına devam edecekmiş. Zarik, Gözyaşı Perisi’ne teşekkür edemeden peri kaybolmuş. O gece ilk kez huzur ve mutlulukla uyumuş Zarik. Fakat sabah olduğunda yanlarında Kiraz Ağacı gören tüm Meşe Ağaçları şoke olmuş. Yakın arkadaşı olduğunu düşündüğü Eşem bile artık Zarik'le konuşmamaya başlamış. Hatta Zarik, ormanı terk etmesi gerektiğini duyduğunda kahrolmuş, ne yapacağını bilmiyormuş, ağlayıp periden yardım istiyormuş. Ama sesini duyan kimse olmamış. Ağlamaktan gözyaşları sel olmuş ve toprak yumuşamaya başlamış.

Bir gün yumuşayan toprak kaymaya başlamış. Tüm Meşe Ağaçları korkudan bağırmaya başlamışlar ve birer birer düşüp gidiyorlarmış, hepsinin kökleri görünüyormuş. Bu sırada tam Zarik kayıp düşecekken, bir dal gövdesini tutmuş, eski dostu Eşem'miş. "Seni öylece bırakıp ölüme terk edemem. Sen hep aynı Zarik'sin, benim dostum Zarik." diyerek yukarı, sağlam bir yere çekmiş Zarik'i. Birbirlerine sarılıp ağlamaya başlamışlar. O andan sonra toprak kayması hemen durmuş. Bunu gören Gözyaşı Perisi de asasıyla aşağı yuvarlanan diğer Meşe Ağaçları’nı kurtarmış. Meşe Ağaçları hatadan pişmanlık duymuşlar. Kiraz Ağacı da olsa aynı köklere sahip olduklarını anlamışlar.

Böylelikle bu orman barışın ve sevginin hâkim olduğu, tüm güzelliklerin yeşerip yüzyıllarca sürdüğü bir yer haline gelmiş...

Son.


Etiketler: kültür sanat, yaşam
Nefret